Pazartesi, Ekim 11, 2010

Boşa çekilen kürekler, heba olan gayretler. Fevzi MORAY

İnanın sevgili dostlarım çelişkiler içersinde olduğum şu günlerde aşağıdaki başlığı atmamak için çok gayret sarf ettim...Bildiğiniz gibi “seçimler ve olacak şikeler” konusunu tazeliğini korumak adına siz dostlarımla , önlem almaları maksadıyla ise muhalefet liderleriyle sıkça paylaşmaktayım.. Ancak bu güne kadar gönderdiğim hiçbir yazıma yetkililerden kısa da olsa cevap dahi alamadığımı itiraf etmeliyim..Görünen köye kılavuz gerekmeyeceği düşüncesiyle içim acıyarak bu başlığı attığım için özellikle siz saygın dostlarımdan özür diliyorum..Önemine ve okuyacağınıza yürekten inandığım yazım aşağıdadır....
Saygılarımla..
Fevzi MORAY



BOŞA ÇEKİLEN KÜREKLER! HEBA OLAN GAYRETLER! F.MORAY

Değerli dostlarım kahraman silah arkadaşlarım, son bir kaç senedir hayati kurumlarımız gözümüzün önünde pervasızca tahrip ediliyor..İşin daha vahimi ise , bu gidişe dur demesi gereken devlet ve hükümet erkanının gözle görülür kayıtsız tavrı ve hatta yangına körükle gitme eğilimidir..
Hal böyle olunca vatanını ve milletini seven biz Mustafa Kemal ATATÜRK sevdalılarının yürekleri dağlanmakta , yalnız kalmanın verdiği vehimle mücadele azmimiz kırılmaktadır..

Olaylardan bihaber kalmamız için damarlarımıza enjekte edilen zehirle vücut kimyamız değişmekte ve bu kutsal topraklarda yaşam anlamsızlaşmaktadır. Hiç güvenilmeyen kurumların başını çeken medya ordusu ile Siyasetçilerin büyük bir bölümü endişe verici gidişe amansızca çanak tutarak bizleri adeta sırtımızdan hançerlemektedir..

Bu arada her şeyi büyük bir dikkatle planlayıp uygulayan küresel şerif de boş durmuyor tabii ki.. İnsanları uyutmak ve hedeflerine çok daha kolayca ve masrafsız ulaşmak için maalesef popüler sanatkarları Psikolojik Harbin ilkeleri doğrultusunda Okyanus ötesinden kirli emellerine alet edebiliyor.
Nereden nemalandığı bilinen bu harika çocuklar ( toplumun ilgisini çeken sanatkarlar vb.) Okyanus ötesinden yönlendirilerek , bu yaz sıcağında ilgi çekici programlarla sahnelerde yerlerini alıyorlar..Halkı etkileme yeteneği tartışmasız olan bu ‘altın çocuklar’ aldıkları astronomik paralar karşılığı, bizlere hoşça vakit geçirtirken, emperyalist güçlerce elimizden sökülüp alınanlara inanın yürek dayanmıyor.

Evi barkı olmayan münevver ve vatansever insanların 30 yıl özveriyle çalışarak elde edebileceği bir ev (!) , yukarıda belirttiğim toplumun ilgisini çeken aktör ve aktrislerin, belirli mevkileri bir şekilde(!) işgal etmişlerin(!) parmaklarında anında yüzüğe , bazen kulaklarında küpeye, kollarında saate, kimi zamanda altlarında son model arabaya dönüşüyor..Ve ne yazık ki, özellikle sahnede yerini alan o harika çocuklar bu kadar paranın ne maksatla kendilerine verildiğinin farkında bile olmadan gizlenmeyi başarmışların (!) kirli emellerine alet olabiliyorlar..

Ha unutuyordum sevgili dostlarım. Mesele , aklımızı kafatasımızdan söküp alan Medya olunca halkın çok yakından takip ettiği survivor programını da söylemeden geçmeyelim. Normal şartlarda bu program tatil dolayısıyla yayınlanmaması gerekiyordu. Ne oldu da Ağustos sıcağında bir anda hizmete sokuldu dersiniz?.Ayrıca ilgi çeken bu programın Amerika'da (Panama) yapıldığını, zamansız ve fakat bilinçli şekilde bizlere servis edildiğini de unutmayalım..

Var mısın- yok musun ve evlendirme programlarının da aynı gerekçeyle hizmete sunulmasına özellikle dikkatinizi çekmek isterim. Bütün bunlar dikkate alındığında bazı kültürlü dostlarımın bile önümüzde yapılacak Referanduma ilgisiz kaldığını üzülerek söylemeliyim..

Bu nedenledir ki önümüzdeki referandum sonuçlarının , ülkesini seven bizlere yine hayal kırıklığı yaşatacağından korkuyorum....Dikkat ettiyseniz aklıselim , sözü dinlenen yazar ve çizerlerin seçimlerde olacak hilelerle ilgili açıklamalarına muhalefet liderlerinden pek tepki yok. Olsa bile cılız kalıyor..Neden A C A B A( !?...)

Umarım(!) muhalefet partilerinin ileri gelenleri , bizlere “elim kırılsaydı da oyumu bunlara vermeseydim” dedirtmezler..

Saygın dostlarım, referanduma yaklaştığımız şu günlerde akil insanlar tarafından seçimlerde şike sıkça dile getirildiğinden tehlikeli gidişattan tedirgin olduğumu söylemeliyim.. Beni yanlış anlamayacağınızı ve bağışlayacağınızı biliyorum.. Zira iş dönüp dolaşıyor ve seçimlerde şikeye dayanıyor..

Seçimler konusundaki düşüncelerime vakıfsınız.. Sözcü gazetesinin değerli yazarı Sayın Necati doğru’nun 03 Eylül 2010 tarihinde kaleme aldığı “babanıza bile güvenmeyin referanduma hile girebilir” başlıklı yazısını internetten bulup okumanızı salık veririm..

Sonuç olarak, Küresel devin ve içimizdeki destekçilerinin hedeflerine ulaşmak adına neler yapabileceğini artık biliyoruz..Çok sevdiğim ve değer verdiğim silah arkadaşım Güray Tekin’in isabetli bir uyarısını sizlerle paylaşarak sözlerime son veriyorum…

***

“Değerli Arkadaşlar,bir konuda yazı veya sözle ifade ettiğimiz fikirlerimiz ''berrak bir suya'' benzer.Susamış insanlar kana kana içer ve susuzluğu geçer.Bundan sonra, suya benzeyen fikirlerimizi insanlara zorla içiremeyiz.Su benzeri fikirlerimiz artık değersizleşir.Okunmaz,dinlenmez ve paylaşılmaz hale gelir.Referandumla ilgili ''EVET-HAYIR'' reklamları da değersizleşti.İnsanların artık kararlarını verdiklerine inanıyorum. Lütfen berrak fikirlerimizi değersiz hale getirmeyelim.”  Güray TEKİN

***

Benden de bu kadar sevgili dostlarım. Sizlere güveniyorum.
Sağlıklı olunuz ve uyanık kalınız sevgili dostlarım.
Allah daima doğru, mücadeleci , namuslu ve cesur insanların yanında olsun..

Fevzi MORAY 03 Eylül 2010 İZMİR
www.kibris1974.com


www.volkan gazetesi.net


http://morayfevzi.blogspot.com/


http://politikadergisi.com/

Perşembe, Ağustos 05, 2010

ÖZGÜR YAŞAMAK ZORDUR AMA İMKANSIZ DEĞİLDİR. F.MORAY

ÖZGÜR YAŞAMAK İMKANSIZ DEĞİLDİR..F.MORAY

Benim sevgili dostlarım ve kahraman silah arkadaşlarım, duyarlı yaklaşımlarınızdan kuvvet bularak ve daha da önemlisi hoş görünüze sığınarak önemsediğim bir yazımı daha paylaşmak istiyorum..


Bu kavurucu yaz sıcağında, bildiğiniz acıları , üzüntüleri , akıllara zarar gelişmeleri dile getirerek sizleri üzmek istemezdim.. Ancak mademki dünyanın kalbi olan Türkiye gibi önemli bir ülkede yaşıyoruz , yaz kış demeden bu acılara göğüs germek mecburiyeti vardır..Karanlık tablolara gebe olduğumuz bu Coğrafyada , ufkumuzu karartan gelişmelerinde üstesinden geleceğimize yürekten inanıyorum..



Sonuç olarak ben biliyorum ki; bu ülke, çocuğunu şehit vermiş ana ve babaların duygularını içinde hisseden ve üzücü olaylar karşısında bir bütün olarak kenetlenmeyi başarabilen fedakar insanların çoğunlukta olduğu mukaddes bir ülkedir..


En içten sevgi ve saygılarımı kabul ediniz efendim..04 Ağustos 2010


Fevzi MORAY






                                                              ****




“ÖZGÜR YAŞAMAK ZORDUR AMA! İMKANSIZ DEĞİLDİR.”.


F.MORAY


Sevgili dost ve silah arkadaşlarım yaz sıcaklarının getirdiği rehavetle sizlerden bir süre ayrı kaldım..Umarım benim gibi biraz soluklanmış ve dinlenmişsinizdir.. Şimdi yılmadan “durmak yok yola devam” parolasını uygulama zamanı biz ATATÜRK sevdalılarındadır..



Bu treni kaçırdığımızda başımıza gelecekleri düşünmek dahi istemiyorum..
Hatırlarsanız Referandumun yapılmasına kısa süre kalması nedeniyle en son sizlerle Özgür yaşamak istiyor musunuz başlıklı yazımı paylaşmıştım..



Yazım da ana hatlarıyla,


Ülkenin yaşanamayacak hale gelmesinden, kardeşi kardeşe kırdırmaya kadar varan senaryoların arkasında Küresel Jandarmanın olduğuna işaret etmiş ve bir an önce askerin harekete geçmesini isteyen vatandaşlarıma ise başarının sabırdan geçeceğini naçizane dile getirmeye çalışmıştım..



Okumamış olanlar için yazımın tamamı aşağıdaki linktedir. http://www.kibris1974.com/showthread.php?t=120147&referrerid=26552



Küresel Güç ve onların sözünden çıkmayan içimizdekiler (!?)istismara açık olan zaaflarımızı , heyecanlarımızı, kutsal günlere olan tutkularımızı çok iyi bildiklerinden hedeflerine ulaşmakta zorluk çekmemektedirler.



Siz; Yüksek Seçim Kurulunun (YSK) referandum tarihini gizli entrikalarla 12 Eylül 2010’a sarkıtmasına ve iktidarın göstermelik tepkilerine bakmayınız..



Küresel gücün ülkemizde sinsice kurguladığı gizli tezgahların içeriği , içimizden satın alınmış kalemşorlarca karartılarak olaylar farklı mecralara taşınmakta ve halkın kafası karıştırılmaktadır.. Daha da üzücü olanı ise bu uygulamayla Türk insanının birbirine kırdırılmasına ve ülkenin kaosa sürüklenmesine geçit verilmektedir.



Yine son zamanlarda , dünyanın her tarafında meydana gelen olumsuzlukların arkasında Küresel Gücün olduğu düşünülür hale gelmiştir..En yakın örneği Rusya’dan vererek konuya açıklık getirmeye çalışayım.. Dünya, tarihinde görülmemiş iklim değişiklikleriyle karşı karşıyadır..Bu nedenle Rusya’da meydana gelen tabii afetlerin arkasında Küresel Gücün ayak izlerinin olduğu yüksek sesle dile getirilir olmuştur.


O nedenledir ki, cehennem hayatı yaşamaya mahkum edildiğimiz bu evrende olumsuz gelişmeler dikkatle izlenmelidir..



1999 da ülkemizde vuku bulan depremin ardından yazar Aydoğan Vatandaş’ın kaleme aldığı HAARP (Kıyamet Teknolojisi) adlı kitabı okumayanların okumasında , okuyanların ise bir kez daha dikkatle gözden geçirmesinde yarar görülmektedir..


Bu kitap okunur ve dünyadaki son gelişmeler bu potada değerlendirilirse Küresel Dev’in dünyayı dize getirmek için daha ne gibi insanlık suçu işleyebileceğini kestirmek hiç de zor olmaz..



Küresel Devin zorda kaldığında ne kadar tehlikeli senaryoları devreye sokacağını anlayabilmek için bir örnek daha vermeliyim.


Amerikalı yazar John Perkins aynı zamanda uluslar arası ekonomik ağda uzun yıllar çalışmış bir uzmanıdır. İnsanlığın kurulan tuzaklardan daha fazla yara almasını önlemek için vicdanının sesine kulak vermiş ve tehlikelerle dolu ekonomik kulvardan istifa etmiştir. Müteakiben de ekonomik gücü bitirilmek istenen ülkelerin üzerinde oynanan oyunları, “Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları” adlı kitabında cesaretle dile getirmiştir..


Emperyalistlerin gizli emellerini açığa çıkartan bu kitaba uzun bir süre baskı yasağı konmuştur...Böylesine önemli ve bir o kadar da tehlikeli gelişmeleri ifşa eden bu kitaptan Küresel devin ana hedefini sizlerle paylaşmayı önemsiyorum..


“( ……) Hedeflediğimiz ülkelerin önce Sosyal hizmetlerini, Teknik sistemlerini, Eğitim kurumlarını, Sağlık kurumlarını ve Adli sistemlerini ele geçiririz. Bu, ikili üçlü dörtlü bir darbeler serisidir.”



Yıpratılmış bir ordu yaratma fitilinin 1990’lı yıllardan itibaren ateşlendiğini buna ilave edersek , üzülerek söylemeliyim ki, ülkemizde elle tutulur hiçbir kurumun kalmadığı görülür.



Hal böyle olunca , kontrol altına alınan diğer hayati kurumlarımız gibi YSK’ unun da Okyanus ötesinden yönlendirildiğini kabul etmemiz gerekir diye değerlendirmekteyim..



Ve biliyorum ki, küresel güç tarafından stratejik ülkelerin önemli kurumlarına giydirilmek istenen elbisenin kesimi küresel mühendislerce özenle yapılmaktadır..



Bu tespitlerimi , akil insanların kitaplarını okuyarak, olayları yaşayarak, görerek ve elimi şakağıma koyup düşünerek siz değer verdiğim sevgili dostlarımla paylaşmaktayım..



Zorun başarılacağı , imkansızı başarmanın zaman alacağı prensibi Dünya tarihini bilen uluslara yalnız ve yalnız Türk ulusunu hatırlatır..



Bilmemekte , anlamamakta ısrar edenler ise tekerrür eden tarihinin ağır yükünün altında ezileceklerdir..



Şimdi esas anlatmak istediğime dönebilirim....



29 Temmuz 2010 tarihinde Hürriyet Gazetesi yazarı Ertuğrul ÖZKÖK , köşesini bir vatandaşın kaleme aldığı mektuba ayırmıştır..


Mektubun başlığı , “Genç subay kardeşim rahatsız mısın”.






Mektubu sonuna kadar okuduğumda bir çok insanımızın hislerine tercüman olacağını düşünerek ümitlendim, gururlandım..Konuyu uzatarak sizleri sıkmak istemiyorum. Genç ve aklıselim vatandaşımızın mektubunu dikkatle okuduğunuzda kafanızdaki tüm soru işaretlerinin çözüme kavuştuğunu göreceksiniz..


Okumak için lütfen tıklayınız: http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=15447820


(Affınıza sığınarak CTRL’ ye basarken farenin solunu tıklayınız)


Sonuç olarak ; Vatan sever kardeşimizin dile getirdikleri , düşmanın hafızasından silinen tarih kitaplarına kapak ve yoldan çıkmış mahlukların! kulaklarına küpe olsun..

En derin sevgi ve saygılarım; böyle sıcak günlerde gözünü dört açarak Türkiye üzerinde oynanan oyunları zaman kaybetmeden bizlerle paylaşanlaradır..03 Ağustos 2010 İZMİR


Fevzi MORAY


E.P.KD.ALBAY



















Cumartesi, Temmuz 10, 2010

KAHRAMANLAR YALNIZ DEĞİLDİR

KAHRAMANLAR YALNIZ DEĞİLDİR…F.MORAY

BİLMEMİZ GEREKEN GERÇEKLERE DEVAM..

Değerli dost ve silah arkadaşlarım, kahraman silah arkadaşım Emekli Albay Atilla Uğur’un tarihe not düşen mektubunu bu gün aldım.. Vatanı için ölümü göze alıp mücadele edenlerden biri olduğuna adım gibi inandığım değerli silah arkadaşımı umarım tanımak istersiniz…Ama önce bir iki hususu belirtmem gerekiyor..

Tek suçları ; atalarımızın kemiklerini sızlatmamak için cansiperane mücadele etmek olan değerlerimiz suçsuz yere maalesef hapishane köşelerinde ölüme terk edilmişlerdir..Bir daha halkı uyandıramayacak kadar hasta olanlar ise evlerinde veya hastanelerde gözetim altındadır..

Hatırlarsanız , biz emekliye ayrılanların , işlerinin bittiğini, evlerinde ölümü bekleyerek günlerini geçirmesi gerektiğini tavsiye edenler vardı..
Kimler miydi bunlar? Tabii ki bazı satılmış mütareke basın mensupları ile , içimizde dost diye barındırdığımız sözde aydınlar…

Sevgili dostlarım, askerlikte gerçekler, Harp Ceride'sine   kanla yazılır…Üzülerek belirtmeliyim ki, bu gün alnı dik ve gurur içinde emeklilik yaşamını sürdürmesi gereken kahraman Uğur’lara, Tekinlere, Alan’lara , Tolon’lara , ismini hatırlayamadığım nice kahraman vatan evlatlarına hapishane köşeleri layık görülmüştür..

Nasıl oluyor da Kahraman insanlarımızı her geçen gün hiç utanmadan ve arlanmadan, akla zarar sebeplerle tutuklamaya devam edebiliyorlar anlamak mümkün değil..

Dış güçlerce nemalanan  bu şahsiyetler! , böylesine yüce insanların dik duruşlarından, iştah kaçıran beyanatlarından, anlaşılan rahatsız olmuşlardır..

Yine bu mahluklar!, Türk insanını aydınlatıp,  bir bütün haline getirmeye azmetmiş olan yiğitlerden korkmuşlar ve mahkemeleri adeta esir alarak , çareyi sebepsiz tutuklamada bulmuşlardır..
O nedenle diyorum ki, birilerinden aldıkları talimat gereği kahramanlarımıza yapılanlar Utanç vericidir..Alçaklıktır, sapkınlıktır ve kadir bilmezliktir..

Layık olmadığımız eziyeti bizlere yaşatanlar kesinlikle Türk olamazlar…

Yapılan vicdansızlıklar düşmanlarımıza bile akıl tutulması yaşatacak (! ) niteliktedir.. O nedenle cengaver silah arkadaşım Emekli .Albay Atilla Uğur’un tarihe not düşen mektubunu siz duyarlı ve kadir bilen dost ve silah arkadaşlarıma gönderiyorum.
Kahraman silah arkadaşımın Harp ceridesi niteliğinde olan bu mektubunu ve naçizane benim dile getirdiklerimi hiçbir vatansız , tarih sayfalarından s i l e m e y e c e k t i r…

İnanıyorum ki, Türkiye’mize gönülden bağlı olan ve cansiperane görev yapanlara reva görülenleri Türk ulusu asla unutmayacak, yalnız bırakmayacak ve yapılanların hesabı bir gün gelecek mutlaka sorulacaktır..

Haydi şimdi kahraman silah arkadaşımın tarihe not düşen mektubunu dikkatle okuyalım ve ülkesine gönülden bağlı olanlarla paylaşalım. En derin sevgi ve saygılarım, Atatürk çizgisini ilelebet yaşatacak ve bu uğurda çekinmeden canını feda edecekleredir.

07 Temmuz 2010
Fevzi MORAY
E.P.KD.ALBAY





ÖCALAN KENDİSİNİ SORGULAYAN KOMUTANA NELER SÖYLEDİ

06.07.2010 13:48
Emekli Albay Atilla Uğur,Abdullah Öcalan’ı Kenya’dan getiren ekipte yer aldı.

Öcalan’ın 1999’da Türkiye’ye getirilmesinden sonra yapılan sorgulamalarda olan komutandı.

Bu bilgiler, emekli albayın Ergenekon davasından tutuklanmasına kadar bilinmiyordu.

Emekli Albay Atilla Uğur, şu anSilivri Cezaevi’nde tutuklu.

Uğur, tutukluluğunun 2. yılında bir mektup kaleme aldı.

Odatv, emekli albayın avukatı Serkan Günel aracılığıyla kaleme alınan bu mektubu yayınlıyor:



“KAMUOYUNA;

Ben Kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu olmaktan her zaman onur duymuş emekli bir albayım. Türk Silahlı Kuvvetlerinin bir neferiyim. Görev hayatım boyunca diğer bütün meslektaşlarım gibi bana verilen vazifeleri en iyi şekilde yerine getirmek için büyük gayret sarf ettim. Meslek hayatımın büyük bir bölümü terörle mücadelede geçti. Tanrı bana kritik ve nitelikli görevler nasip etti.

Bu mücadele komutanlarım, arkadaşlarım ve personelimle birlikte elde ettiğim başarılar beni terör örgütünün başı Abdullah ÖCALAN’ın sorgu süreci ile ilgili çok önemli bir sorumluluğa ulaştırdı.

Son dönemde yaşadığımız olaylar beni içinde bulunduğumuz durumu sorgulamaya itti.

Bugüne kadar ciddi devlet anlayışı gereği sustum. Zaten doğrusu da buydu. Ancak bu “düzmece dava” (Ergenekon) nedeni ile deşifre edildikten sonra artık susmanın bir anlamı kalmamıştır. Gelinen noktada bunları kamuoyu ile paylaşmak milli bir görev olmuştur. Gelecek nesillere de faydası olacağına inandığım bu hususları milletin istifadesine sunuyorum.

Neler Oluyor?

16 Şubat 1999 tarihinde soğuk ve yağışlı bir İmralı gününde korku dolu gözlerle sonunun ne olacağını düşünen Abdullah ÖCALAN, bugün kurtarıcılığa ve muhataplığa oynuyor…

İlk gün ve sonraki süreçte “vereceğiniz her türlü göreve hazırım” diyen kişi şimdi Türkiye’ye görev vermeye kalkıyor.

İdamdan kurtulmak için kendi örgütünü çökertmeye çalışan adam şimdi Türkiye Cumhuriyetini çökertmeye soyunuyor.

İlk gün kulağına doğru eğilip “Bir varmış bir yokmuş” dediğim terörist başının bir kulağımdan girip diğer kulağımdan Çıkmayan sözlerinden çok küçük bir kısmını aktarmak istiyorum:

- “Devletimin vereceği her türlü göreve hazırım”

- “Büyük Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’ne hizmet etmek acılarımı biraz olsun hafifleticektir”

- “En başından beri Suriye, Yunanistan ve İran bize (PKK) her türlü desteği vermiştir”

- “Kürt halkı akılsızdır, menfaatine düşkündür, güce tapar”

- “Barzani de, Talabani de güvenilmez, paradan başka bir şeyden anlamayan rezillerdir”

İmralı Adasında Türk Bayraklarının önünde görüntüsünü almak için gözbağını çıkardığımda korkan gözlerle bana bakarak “Devletime hizmet etmek istiyorum, beni asacak mısınız?” diye soran, kendisine “biz eşkıya değil Türkiye Cumhuriyeti Devletiyiz, sen bağımsız Türk Mahkemesi huzurunda hesap vereceksin” diye cevap verdiğim Abdullah ÖCALAN’ın gözbağı acaba şimdi ülkeyi yönetenlerin ve açılım simsarlarının gözlerine mi bağlanmıştır?

Teröristbaşı Abdullah ÖCALAN’ın sorgu sırasında bizzat bana defalarca küçümseyerek söz ettiği, “bunlardan bir halt olmaz” dediği Doğu ve Güneydoğu’da yaşayan KARDEŞLERİMİZ maalesef bunları bilmiyorlar.

Son zamanlardaki alçakça saldırılar ve verdiğimiz şehitlerden sonra medyada “güvenlik güçlerinin bir zafiyeti mi var” sorusu gündeme gelmiştir. Şunu çok açık olarak söyleyebilirim ki; ne kahraman silahlı kuvvetlerimizin , ne fedakar polisimizin ve ne de cefakar korucularımızın bir zafiyeti yoktur. İkibinli yılların başında örgütü bitirme noktasına getiren bu kurumlarımızdır. Şu anda da kanları ve canları ile bu mücadeleyi verenler de yine onlardır.

Sorun; zafiyet değil MORAL sorunudur. Düzmece iddialarla Jandarma, Özel Harekat, Özel Kuvvetler, SAT, SAS ve Polis Özel Harekat mensupları teröristlik suçlaması ile cezaevine atılmışlardır. Şahsım da dahil olmak üzere bu insanların ortak özelliği “terörle mücadelede” başarılı kişiler olmalarıdır. Suçlanan ve tutuklu bulunan bu insanların arasında vücudunda kalan terörist bombası parçaları nedeni ile cezaevi girişinde X Ray cihazından tabiri caizse “ötmeden” geçemeyen kahraman gazilerimiz vardır.

Halen görevde bulunan, kanları ve canları pahasına mücadele eden arkadaşlarımızın bu durumdan olumsuz etkilenmemeleri mümkün müdür?

Kamuoyumuz şunu çok iyi bilmelidir ki; Ordumuz, polisimiz ve korucumuz bu belayı yine defedecektir. Bu mücadeleyi uzun yıllar vermiş biri olarak bana inanınız. Kurumlara olan güveninizi kaybetmeyiniz… Önemli olan ülkeyi yönetenlerin gözlerindeki bağı çıkararak gerçekleri görmeleridir.

Saygılarımla…

Atilla UĞUR
E. J. Kd. Albay
Silivri Toplama Kampı”

Pazartesi, Temmuz 05, 2010

“ÇUVAL” ÖNCESİNİ BİLİYOR MUSUNUZ? F.MORAY

“ÇUVAL” ÖNCESİNİ BİLİYOR MUSUNUZ? F.MORAY

Sevgili dost ve silah arkadaşlarım, O4 Temmuz 2010 , gizemli “ÇUVAL” hadisesinin yedinci yıl dönümüdür… Ancak unutan toplum olduğumuzdan olayın gerçekleştiği tarihin altı yıl öncesine kısa bir yolculuk yapmamız , tüm gerçekleri hatırlamamız ve canlı tutmamız gerekiyor..


Çünkü, Unutulanları Hatırlamak ve Hatırlatmak Savaşta bir adım önde olmaktır..


Haydi şimdi , emperyalistlerle birlik olup , Türk Silahlı Kuvvetlerini yıpratmaya ant içmiş içimizdeki gafillerin gizli oyunlarını kısaca kronolojik olarak hatırlamaya çalışalım..


1997 yılı, TSK ‘i yıpratma çalışmalarının miladıdır..


Başkan Bill Clinton ikinci başkanlık yemin töreninde ( 1996) “Çıkarımız için her yere , her şeye karışırız” bildirisiyle Milli Hedef ve Menfaatlerini açıkça dile getirmektedir..


Mayıs 1997’de ise aynı başkan “Yeni bir Yüzyıl için Ulusal Güvenlik Stratejisi” adı verilen belgeyi imzalıyor ve “Amerika’nın çıkarları için gerekirse silah gücümüzü hiç çekinmeden kullanırız ” diyerek küresel devin doyumsuz ve acımasız emellerini tüm dünyaya haykırıyordu.


1991 de SSCB dağıldıktan sonra her geçen gün ABD’nin tavrının değiştiğini gören ve bu çerçevede Türkiye’ye biçilen tehlikeli görevi algılayan Genelkurmay Başkanlığımız 1997 yılında artık devrededir ve büyük bir yüreklilikle “Milli Askeri Strateji Konseptini (MASK)” değiştirdiğini tüm dünyaya duyurmaktadır.


Diğer bir değişle bu girişimle Türk Silahlı Kuvvetlerimiz , silah yapımında ABD ye bağlı kalmayacağını ve kendi silahını kendisinin yapacağını açıklamaktadır.


Burada bir hususu mutlaka dile getirmeliyim..ABD’ in Orta Doğu’ya yerleşmesine ve sonrası olabilecek tehlikeli oyunlarına Türkiye’nin bütün hayati kurumlarıyla karşı koyması gerekirken yalnız Türk Silahlı Kuvvetlerinin tepki vermesi üzüntü vericidir.. Tek başına bırakılan askere içimizdeki sapkınlarca vurulan bir darbedir.. Kısacası talihsizliktir ve son derece manidardır.


Tek tesellimiz kurduğu Türkiye Cumhuriyetini sonsuza kadar yaşatmaktan vazgeçmeyen cengaver bir Türk Ordusuna sahip olmamızdır…O nedenledir ki, tarihi kahramanlıklarla dolu Türk Silahlı Kuvvetlerimizin var oluşu Türk ulusunun en büyük şansıdır..Allah başımızdan eksik etmesin….


Yine konumuza dönecek olursak, Amerika’nın çıkarlarını korumak üzere kurulduğu da bilinen NATO’nun bu değişime tepkisini haklı olarak merak ediyorsunuzdur. O halde lütfen okumaya devam edelim..


Hiç şüpheniz olmasın ki, Türkiye’nin Brüksel veya Washington’a danışmadan bu değişimi hayata geçirmesi ABD’yi herkesten fazla rahatsız etmiştir..


Bu nedenledir ki, Küresel Jandarma 1999 yılında NATO vasıtasıyla bütün dünya uluslarına “Güç bende, bana sormadan hiçbir şey yapamazsınız” diyerek gizemli ve fakat aynı zamanda acımasız yüzünü ortaya çıkarmıştır..


Siyasi gücümüzün yetersiz kalması nedeniyle Küresel Gücün bizlere yaşattıklarını ve daha neleri yaşatacağını kestirmek o kadar zor olmasa gerektir…


Tam da burada Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ ün 1923-1938 yılları arasında dile getirdiği bir sözünü hatırlatmanın yararına inanıyorum:


“ Ulusal Bağımsızlığı olmayan ülkeler yok olurlar...”


Milli Güç Unsurları ( MGU) zayıf olan ülkelerin bu dünyada yaşam şansı yoktur.. Emperyalistlerin kol gezdiği evrende yalnız Silahlı ve Ekonomik gücünü kaybetmiş ulusların bile vasıfsız , itilip kakılan toplumlara dönüştürüldüğünü aklımızdan çıkarmamalıyız…


Bu kadar açıklama bile Türk askerinin yıpratılması için yeterlidir sanırım..


Ancak biz kronolojik çerçevede olayları sıralamaya devam edelim..


Önce 1 Mart 2003 tezkeresini kısaca hatırlayalım.


Teskere ile "Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yabancı ülkelere gönderilmesi ve yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunması için Hükümet'e yetki verilmesiisteniyor.


İktidar, teskerenin meclisten geçmeyişinin faturasını Silahlı Kuvvetlere çıkarınca Küresel Dev, ülkesinin Bağımsızlık gününde ( 04 Temmuz 2003 ) Türk Silahlı Kuvvetlerine kurguladığı ilk hamlenin ( Çuval olayı) fitilini ateşlemiştir..Yürürlüğe konan ilk etkin eylemle Kuzey Irak’ın Süleymaniye kentinde bulunan 11 Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu derdest edilmiş ve Türk ulusunun gurur ve izzet-i nefsi ayaklar altına alınmıştır


Deniz kuvvetlerinin, Berk’lerin , Alan’ların ve nice isimsiz kahramanların üzerine gidilmesinin altında “bağımsızlık girişimleri”ne çıkarılan bu fatura bulunmaktadır..


Sonuç olarak diyorum ki; Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ ün izini yılmadan sürenler bu savaştan mutlaka galip çıkacaktır..Bundan kimsenin şüphesi olmasın..


En derin sevgi ve saygılarım ; kalkınmamızı , barış içinde yaşamamızı istemeyenlerin karşısında dimdik duranlara , atalarımızın kemiklerini sızlatmamanın andını içenlere ve gerçek bilgileri Türk Milletinin vefakar insanlarıyla paylaşanlaradır…04 Temmuz 2010


Fevzi MORAY


E.P.KD.ALBAY







Cumartesi, Haziran 26, 2010

ORDU BAŞARISIZ DİYENLEREDİR SÖZÜM. Fevzi MORAY

ORDU BAŞARISIZ DİYENLEREDİR SÖZÜM. Fevzi MORAY



Sevgili dost ve silah arkadaşlarım, sinirlerimizi bozan cümlelerin havada uçuşmadığı günlere hasret kaldık..Rutin olarak 21 Haziran 2010 günü internetin gazete okuma bölümüne göz attım.. Bugün gazetesi yazarı Bayan Gülay Göktürk, defterimden sildiğim ve yazılarına bırakın yorum yapmayı okumaya dahi gerek görmediğim bir yazardır..Ancak insanı çileden çıkartan “Ordu neden bu kadar başarısız” başlıklı yazısı internet haberciliği tarafından en çok okunan yazarlar sıralamasının başına taşındığı için okumak durumunda kaldım.. Üzerimizde oynanan oyunları biraz bilen bir Türk vatandaşı olarak inanın zat-ı muhterem adına üzüldüm.. Okuduğunuzda aynı duyguları siz değerli dostlarımın da yaşayacağına inanıyorum..

Lütfen tıklar mısınız? Ordu neden bu kadar başarısız? G.G.

Kullandığı tehlikeli başlık ve peşi sıra dile getirdiklerinden olayı nasıl çarpıttığını gözlemlemek mümkündür..Türkiye’de yaşayanlar! neden halkı yanlış yönlendirmek adına son derece tehlikeli ifadeleri bilinçli olarak yazılarına taşır akıl erdirmek mümkün değildir..

Ama burası Türkiye ve burada doğmanın avantajlarından çok daha fazla içimizi dağlayan dezavantajları vardır..

Anılanın yazısının tamamı okunduğunda kimlere! hizmet ettiği anlaşılır...

Beynimizi esir alma konusunda hüner sahibi olan İnternet haberciliği her zaman olduğu gibi bu tip yazıları 21 Haziran 2010 günü baş köşeye taşıyarak niyetini açıkça belli etmiştir.

Vatanını seven akil insanları yukarı taşıyacak sistem, henüz ülkemde hayata geçirilmemiştir..Ancak ben bu savaşı; gerçekleri gören, ülkesini ve insanını seven ve en önemlisi de kutsal topraklar için ölümüne mücadele etmeyi şiar edinmişlerin kazanacağına inanıyorum..Bakmayınız siz bu günlerde bazı sözde medya mensuplarının , Millet Vekillerinin , ülke yönetimine soyunanların yüksek perdeden çıkan sesine.



Keser döner sap döner gün gelir hesap döner .. O gün geldiğinde ben yine bu vatanın kutsal topraklarında gözümü dört açarak hedef kitlemi her konuda gerçek haberlerle buluşturacağım. Ancak bu gün sesleri duyulanların o günlerde nerede olacaklarını açıkçası çok merak ediyorum!?.. …

Merak etmesinler Gülay hanımlar ve aynı yolda bir yerlere hizmet edenler, artık halkımız kimin ne olduğunu ve ne yapmak istediğini çok iyi bilmektedir..

Görevim; her zaman olduğu gibi, kara propaganda ile kafası karıştırılan Türk insanını gerçeklerle buluşturmak olacaktır..Siz dostlarıma yardımcı olmak maksadıyla gözden kaçan ve fakat bilinmesi elzem olan hayati konuların bir bölümü aşağıdaki mütevazı sitemdedir..

http://morayfevzi.blogspot.com/

Ey! kalemşorlar , halkın güvenini kazanmak istiyorsanız eğer , önce ayaklara düşen kurumunuzu ıslah etmeye çalışınız.. Çünkü bizler Psikolojik harbin silahını , pardon kalemini acımasız savaşın kuralına göre kullandıkça kimseyi aldatamayacağınızı çok iyi biliniz.. Kasıtlı ve kafa karıştırıcı yazılarınızın fitilinin Küresel Güçler tarafından ateşlendiğini artık bilmeyen kalmamıştır ülkemizde.. İnsanların sevgisini ve güvenini kazanmak istiyorsanız eğer , lütfen doğru haberleri, habere susamış olanlara zamanında ve kafa karıştırmadan veriniz..

Şimdi kısaca hanımefendinin bazı söylemlerine yorum getirmeye çalışayım efendim.



Değil yalnız bırakılmış 700 000 kişilik bir ordu ile, olaylardan habersiz bir milyarlık nüfusla bile terör belasını çözmek imkansızdır. Bu böyle biline… Terör öyle bir beladır ki, gündüz yanınızda bulunan kuzular , gece birilerinden aldığı destekle anında kurda dönüşürler…Vatan sevgisinden , şereften , onurdan nasibini almamış gafillerin nerede olduğunu ve ne yapmak istediğini kestirme şansınız olamaz...



Deniliyor ki “ İstihbarat paylaşımı” yapılıyor ya!…

Yapılıyor da önce kiminle yapıldığını açıklığa kavuşturalım..



Biliyorsunuz ülkemizde son sekiz sene içersinde hayati önemde ne varsa satılmıştır..Vatanı dış düşmanlara karşı koruyacak olan TSK’ in en önemli damarı bu sekiz yıllık iktidar döneminde kesilmiştir.

Türk Telekom’u Araplara , daha doğrusu Arapların efendisi ve İsrail’in en yakın müttefiki Amerika’ya Türkiye’nin sattığını başka bir yazımda sizlerle paylaşmıştım biliyorsunuz.. Dolayısıyla artık savaşta en etkin silahımız olan iletişim ( Muhabere) vasıtalarının İsrail’in , dolayısıyla ABD’ in elinde olduğunu da biliyoruz..O halde istihbarat paylaşımını kiminle yaptığımızı ve dolayısıyla nasıl netice alacağımızı kestirmek zor olmasa gerek değil mi efendim..

Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur sözü tarihin derinliklerinde kaybolmuştur artık…Bundandır ki; dost bildiklerimiz gece düşmana dönüşüyorsa terör belasının nereden geleceğini TSK’nin kestirme şansı da ortadan kalkar.. Daha da önemlisi örgütün arkasında ve desteğinde Küresel Odakların bulunduğu da dikkate alınırsa Sayın Göktürk’ün “Bu savaş 30 yıldır bir türlü bitirilemiyorsa, çocuklarımız 30 yıldır sapır sapır ölüyorsa komutanlarımızın savaş yönetme ustalığının da sorgulanmasından daha doğal bir şey olabilir mi?” deme lüksü hiç olamaz…

Değerli dostlar, bu savaş; iki ülkenin karşı karşıya gelerek yaptığı bir savaş değildir. Bu savaş; sömürmeyi yaşam tarzı haline getirmiş küresel devletlerin içimizdeki vatansızlarla birlik olup “teröristlere ” verdikleri destekle uygulana gelen Psikolojik / Asimetrik savaştır.

O nedenledir ki, gerçek bilgileri gözden kaçırarak kalem kullananların! taşeronlara ( teröristlere) hizmet edeceği unutulmamalıdır..

“Bilgi sahibi olunmadan fikir sahibi olunamaz” ilkesi unutulup her konuya balıklama atlayanlar, karşılarında her zaman bizleri bulacaktır…Bizler yaşadıkça, Küresel Devce hazırlanan ölümcül zehri gerçek habere susamışların beyinlerine kimse enjekte edemeyecektir..

Gelelim diğer bir konuya , Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün de belirttiği gibi “ulusal mücadelede topyekun mücadele esastır”…Ancak, günümüzde her konuda yalnız bırakılmış ve acımasızca yıpratılmaya çalışılan bir TSK olduğunu görelim ve bilelim…

...Bu iktidar zamanında anlaşılamayan nedenlerle Milli Güvenlik Kurulu (MGK.) Genel Sekreterliğine , sivil kişi getirilerek yapısı ve işlevi kısırlaştırılmıştır..Yine TSK’yi görev yapamaz hale getirmek maksadıyla anılan kurumun ( MGK) bünyesinde önemli değişiklikler yapılmıştır.. Türkiye’nin milli çıkarlarını başarıyla savunmak için ‘Psikolojik Harekat birimini’ de içinde bulunduran “Toplumla İlişkiler Başkanlığı” bir anda söndürülmüştür..Bu uygulama ile de maalesef Türkiye bazında top yekun Psikolojik /Asimetrik Savaş yapamayacak bir MGK yaratılmıştır..

O halde Sayın TBMM Başkanının “Şehitlerimizle ilgili Genelkurmay'dan tatmin edici açıklama bekliyorum.” deme hakkını siz değerli dostlarımın takdirine bırakıyorum..



Yurt içinde meydana gelen terör eylemlerini bertaraf etmek, hükümete ve onun bünyesinde bulunan İçişleri Bakanlığına aittir..Hal böyle olunca insafsızca kalem kullananların ülkenin emniyet ve asayişinden sorumlu olan İçişleri Bakanlığımızdan hesap sorması gerekmez mi?



Ve sonuç olarak diyorum ki, askerin görev ve işlevinden bihaber olanlar! önce görevleri aşikar olan kurumlara yönelsinler..Yani hükümetten hesap sorsunlar..Veya o bakanlığın emir ve komutasında olduğunu bildikleri Emniyet ve Jandarma teşkilatını harekete geçirsinler.. Unutmasınlar ki, tarihimizde kurulan 16 Türk devleti, içerde Emniyet ve Asayişi sağlayacak kurumların başarısızlığı sonucu yıkılmıştır..
Zaten ülkemizi derinden sarsan müessif olaylara şahit olduğumuzda , esas sorumluları ortalarda görmemeye alıştık artık. Yani başarısız olan; dış güçlerin korkulu rüyası , caydırıcı unsuru olmayı başarmış TSK değil , TBMM, Hükümet, İç İşleri bakanlığı ve bünyesinde görev yapan Emniyet ve Jandarma güçleridir...Ve ayrıca Jandarma teşkilatının barışta İçişleri Bakanlığının emir ve komutasında olduğu unutulmamalıdır..

En derin saygılarım, gerçekleri görüp Türk insanıyla paylaşanlaradır..

Fevzi MORAY

Çarşamba, Haziran 09, 2010

…….TÜRKİYEDE OYNANAN SONU GELMEYEN OYUNLAR…


Sevgili dostlarım son günlerde ülkemiz üzerinde oynanan oyunlar ilgi çekici bir hal aldı..Dikkat ederseniz ülkemizi Orta Doğunun ateş çemberine sokup, önce göstermelik olarak İsrail ile , daha sonra da İran’la karşı karşıya getirmek hedeflenmiştir..Bu sayede zahmetsizce Milli Hedef ve Menfaatlerine ulaşmak isteyen doyumsuzlar , her zaman olduğu gibi yine içimizdekilerle iş birliği içersindeler…

Olayı daha bir iyi anlayabilmek için hükümetin başkanı olan Recep Tayyip Erdoğan’ı bir kez daha iyi tahlil etmeliyiz derim.. 2002 den bu yana 'dünya dev'inin desteğinde yapılan iki seçimi kazanarak AKP.’i tek başına iktidara taşıyanlar arasında kendisinin büyük payı olmuştur. Gidişatı görenler olarak gözümüzün önünde gelişen ilginç girişimlerin başarıyla sonuçlanması karşısında akıl tutulması yaşıyoruz.
Artık bu iktidar tükendi derken bir de bakıyorsunuz ki, daha bir güçlü olarak başımıza geliyorlar..
Mutlaka karizmatik bir kişiliğe sahip olduğunun bunda payı büyüktür ve bunu da oya tahvil etmekte hiç de zorlanmadığının altını çizmeliyiz..

Aynı Erdoğan, ülke içinde işkembeden atan köhnemiş siyasetçiler gibi laf üretmekten ziyade Türk halkının beğenisini kazanan her konuda icraata! ağırlık veren, kodu mu oturtan ,sözü yandaşlarınca kanun kabul edilen bir şahsiyettir..Hatırlarsınız bir zamanlar dışımızdakilerce başbakan yapılan ve ondan habersiz koalisyon ortaklarının ilginç atılımları karşısında “yapılanları içime sindiremiyorum” diyen başbakanlar da gördü bu Türkiye….
Yine Erdoğan’a dönecek olursak, ülke dışında ise Küresel Güçle dayanışma içinde olan ve bunu da gizemli şekilde yürüten maharet erbabıdır..Durumu doğru değerlendirip doğru hedefe ulaşabilmek için umarım özgeçmişi ile ilgili bu kadar bilgi yeterlidir..

Şimdi gelelim akıl tutulması yaşadığımız seçim olaylarına…

Siz değer verdiğim dostlarımla sık sık “Seçimde Şike” başlıklı yazılarımı paylaşmıştım biliyorsunuz. Geniş bilgi http://morayfevzi.blogspot.com/ sitemdedir..

Bu konuda kaleme aldıklarımın kısaca özeti, Küresel Dev güdümlü SEÇSİS de lehimize bir değişiklik olmadığı üzerinedir..Hal böyle olunca da ABD.’in bilgi sistem desteği iktidara düşünülen partinin! hanesine ilave edildiğinde hayal kırıklığı yaşadığımız bir seçim tablosuyla karşılaşmaktayız..

Sesli düşünmeye devamla,
 Ocak 2009 da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’e “One minute” uyarısıyla başlayan sert tepkisi hepimizin hafızalarında yer etmiştir.. Tüm dünyanın gözünün içine bakılarak Orta Doğu Müslümanlarını savunmak adına ‘Küçük Amerika’ya konulan posta karşısında , bizlerin bile etkilendiğini söylemeliyim..

1. Bilindiği gibi, Başbakan Erdoğan’ın Davos’da gerçekleştirdiği gövde gösterisinin üzerinden daha iki saat bile geçmeden Türkiye’ye dönüşünde , ülkenin her yöresinden binlerce insanın çok kısa zamanda hava alanında toplanması ilginçtir...Sizi bilmem ama ben çok kısa zamanda binlerce insanın alana nasıl getirildiğinin öncesi olduğu inancındayım. Zira böylesine ateş çemberi coğrafyada yaşam süren Müslümanların arkasında durarak (!) dünya Jandarmasına kafa tutmak son yıllarda ülkemizde pek alışılagelmiş değildi.. Doğal olarak diplomatik teamülleri delik deşik eden bu sözlü taarruz karşısında Arapların kandırılan Reaya takımı ( otlatılan hayvan sürüsü ) galeyana gelmiş , övgü dolu sözler havalarda uçuşmuş ve ellerde Türk bayrakları taşınmıştır.. …

***Şimdi buraya bir virgül koyup ülkemizde yerel seçimlerin ne zaman yapıldığını düşünelim..29 Mart 2009 “seçim” - 28 Ocak 2009 “One minute”

Sonradan anlaşılıyor ki ABD, AB, AKP ve İsrail işbirliğinde , insanı yanıltan ve galeyana getiren temalar kullanılarak “Hedef Kitle” kazanılmıştır. Sonuç hepimizin bildiği gibi malumun tekrarıdır…

***Açılımlar nedeniyle oyu oldukça düşen ve itibar kaybeden AKP. bu kez yine denize düşmüş ve yılana (İsrail) saldırmıştır , pardon sarılmıştır.

Safahatında yakın dostluk ilişkileri yadsınamayan Türkiye ve İsrail’in neden bu gibi senaryoları devreye sokup insanları uyutuşunu anlayamamak ayrı bir üzüntü kaynağıdır.

Gayeleri Türk askerini Orta Doğunun cehennemine çekmek değil de nedir?

Şimdi de İsrail ile yaşanan ilişkilere kısaca göz atalım…
Türkiye yakın zamanda limanlarını kimlere sattı?. Mayınlı arazileri kimlere vermeye çalışıyor?.Kimlerle askeri işbirliği ve tatbikatlar yapılmakta, kimlere pilotsuz casus uçağı yaptırılmaktadır? Tabii ki İsrail’e…

Ha unutuyordum, içinde bulunan 31 ülkeye Ekonomik güç ve itibar kazandıran OECD’ye ( Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı) geçen sene İsrail’in üyeliğini kim kabul etti? Türkiye değil mi?..

***Hem de Filistin’in , ‘İsrail’i veto edin’ dileklerini dikkate almayarak. …

Türk Telekom’u Araplara , daha doğrusu Arapların efendisi ve İsrail’in en yakın müttefiki Amerika’ya kim sattı?...Türkiye tabii ki…Dolayısıyla savaşta en etkin silahımız olan iletişim ( Muhabere) vasıtaları şu an kimin elinde ? İsrail’in değil mi?..

Savaş çığlıkları atıldığına ve Türk Silahlı Kuvvetleri ile toplantılar yapıldığına göre İsrail’le yapılması düşünülen savaşın durum muhakemesini yapmamız gerekmez mi?...

Önce silahlı kuvvetlerimizde mevcut silahların yedek parçalarını kimden aldığımızı ve ayrıca mevcut silahların şifrelerinin kim tarafından ülkemize verilmediğinin adını koymalıyız.... Bütün soruların birleştiği ülke maalesef Küçük Amerika’dır.. Dolayısıyla küçük Amerika’ya bu silahları tevcih etme imkanı da ortadan kalkıyor efendim..

Bakın dostlar, bizlere Kara Harp Okulunda öğretilen çok önemli bir savaş kuralı vardı..

Muhaberesiz Muharebe Olmaz..”

Yani iletişim damarları başkasının elinde olan ülkeler savaş yapamazlar. Hem kendi askerinin kolunu kanadını kıracaksın , hem de aynı Türk silahlı Kuvvetlerine el açarak Küçük Amerika’ya posta koyacak ve daha da ileri giderek savaşa iştirak ettireceksin..Yok öyle 25 kuruşa simit

O halde konan postaların danışıklı dövüş olduğunu düşününce , ‘bu ne perhiz bu ne lahana turşusu” demek elzem oluyor.

Yazımı uzatarak siz ileriyi ve beraberinde getirdiği tehlikeleri gören dostlarımı , sıkıntıya sokmak istemiyorum..Açıkladıklarımın komplo teorisi olmadığını çok iyi biliyorsunuz..

Ve ben diyorum ki artık yüzümüzün güleceği günler yakındır.. Küresel Gücün bizlere bahşettiği silahı ( Bilgisayar) doğru zaman ve yerde kullanırsak düşlediğimiz hedeflere ulaşmamamız mümkün değildir..

.. Tek eksiğimiz doğru habere ulaşamamaktır.

Sevgili dostlar biliyorsunuz uzun zamandır emin kaynaklardan istifade ederek temin ettiğim bilgileri sizlerle paylaşıyorum..ABD silahlı kuvvetlerinin gücünü dilimin döndüğünce sizlere aktarmıştım..Okumayanlar için sitem her zaman olduğu gibi sizlere açıktır. http://morayfevzi.blogspot.com/



Umarım İsrail ve Silahlı Kuvvetlerini de öğrenmek istersiniz.. Aslında ABD silahlı kuvvetleri neyse İsrail silahlı gücü de odur..Aralarında en ufak bir fark yoktur…Teskere geçmediğinde belirli periyotlarla başımıza gelenler ne ise, yakın tarihte küçük Amerika’ya (İsrail askeri) konan postanın da karşılığı ağır olacağa benzer..

Üzerimizde oynanan oyunlara vakıf olabilmek için Filistin’deki Uluslar arası güçte de görev yapmış Emekli Kurmay Albay Haydar Ateş’in Orta Doğu ülkelerine bakışını dikkate almalıyız diye değerlendiriyorum..Lütfen tıklayıp gerçekleri öğrenir misiniz? http://cesuryorum.blogspot.com/

Bir solukta okuyacağınızı düşünerek Sayın Yılmaz Dikbaş tarafından kaleme alınan İsrail ve silahlı gücünü konu alan yazıyı  http://ciddiyizbiz.biz/index.php?page=845 'i lütfen tıklayıp  altını çizerek okuyacağınıza inanıyorum..

. En derin sevgi ve saygılarımla..



Fevzi MORAY

E.P.KD.ALBAY

06 Haziran 2010 Antalya..

Salı, Mayıs 25, 2010

EMEKLİYİZ AMA ÖLMEDİK

EMEKLİYİZ AMA ÖLMEDİK…Fevzi MORAY



Değerli dost ve silah arkadaşlarım, 10 Mayıs 2010 tarihinden bu güne kadar Muğla’nın bakir kalmış Sarıgerme beldesindeyim.. Mütevazı yerimde eşimle birlikte iletişim imkanlarından uzak, irili ufaklı hayvanlarla birlikte özlem duyduğum dağ hayatını yaşamaktayım..Bu nedenle sizlerle irtibat kuramadığım için özür dilerim.Fırsattan istifade son zamanlarda hepimizi rahatsız eden önemli bir konuya dikkat çekmek istiyorum..

                                                                         ***

Alnının akıyla emekli olan ve halen görev başında bulunan değerli komutanlarım ve kahraman silah arkadaşlarım, hepinize merhaba…Emekli Yarbay Ömer Yıldız’ın aşağıda kaleme aldığı ve bir kısmına katıldığım anlamlı yazısını, kendi görüş ve düşüncelerimi de ilave ederek sizlerle paylaşmak istedim. Konunun hassasiyeti nedeniyle önce Sayın Yıldız’ın yazısında katılmadığım hususları dile getirmeliyim.

 Değerli silah arkadaşım Ömer Yıldız, ülkesini seven ve Türk Silahlı Kuvvetlerinde özveriyle hizmet etmiş muharip (Savaşçı) bir subaydır..Yazısını baştan sona kadar dikkatle okudum. Özellikle yazısının "Türk subayı savunmanın her türlüsünü bilir" ifadesine kadar söylenecek bir şey yok. Katıldığımı belirtmeliyim.Daha sonra kullandığı talihsiz beyanlarını tasvip etmediğim gibi yayınlamamayı da düşündüm. Ancak özgeçmişini ve kutsal ocaktan yetişen savaşçı bir subay ve zor olan bu meslekte yıllarca özveriyle görev yapan biri olduğunu dikkate alarak yazısının tamamını yayınladım.

Özellikle Yıldız kardeşimin bir bütün olan ve ilelebet olmaya azmetmiş Türk Silahlı Kuvvetlerini ayrımlaştıran ifadelerine katılmam mümkün değildir..
                                                        ***

Değerli dostlar,Türk askerinin (Ulus) üzerinde seviyesizce ve alçakça yapılan uygulamalara her gün bir yenisinin eklendiği malumunuzdur.. Bu tespit, vereceğimiz mücadelede bir adım önde olmamıza vesile olacaktır. Ama bilmenin başarıyı beraberinde getireceği mümkün görülmüyor... .Malum olduğu üzere layık olmadığımız yaşamı bizlere dayatanları çok iyi bilmemize rağmen içimizi parçalayan olaylara tepkisiz kaldığımızı da üzülerek söylemeliyim..

Türk tarihinin ana felsefesi olan “ zoru başarırız ancak imkansızı başarmak zaman alır” ilkesinden uzaklaşıp olaylara duyarsız kalmanın teslimiyet ve dolayısıyla da savaşı kaybetmek anlamına geleceği göz ardı edilmemelidir..

Son zamanlarda yoğunlaşan yıpratma kampanyalarına ilgililerin! sessiz kaldığı dile getirilmektedir.. Bu vurdum duymaz yaklaşım Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ ün önümüzü aydınlatacak ilke ve devrimlerini ölümsüzleştirmek isteyen biz, Türkiye sevdalılarını derinden yaralamaktadır.

Malumunuz olduğu üzere Coğrafi konumumuzun bahşettiği imkan ve kabiliyetler ‘kanla beslenen doyumsuzların’ gözünü döndürecek seviyedir.
Bu nedenle Emperyalist ülkelerin anılan coğrafyada gerçekleştirmek istedikleri Milli Hedef ve Menfaatlerini kısaca hatırlamak uygun olacaktır..

Malum olduğu üzere gerçekleşen iki dünya savaşının sebebi , bu zengin kaynaklara ulaşmak isteğiyle doğru orantılıdır..Hal böyle olunca Balkanlar, Kafkaslar ve Orta Doğunun tam merkezinde olan Türkiye son derece önemsenmektedir..

Stratejik konumda bulunan bir ülkeyi kaybetmemek ve hedeflerine ulaşmada insan deposu olarak kullanmak, küresel Jandarmanın alışıla gelmiş ayrı bir yöntemidir. Muhakkak ki , böylesine kutsal ve dünyanın ilgisini çeken coğrafyada doğmanın bedelinin ağır olacağının bilincindeyiz.. Ancak , Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ ün ölümünden itibaren içimizdeki hainlerin de desteğiyle , bu toprakları ele geçirmek isteyenlerin ayak sesleri her geçen gün biraz daha kuvvetli hissedilmektedir.

Dikkat edilirse ikinci dünya savaşından sonra Türkiye, Batı eksenli uluslar arası siyasi kuruluşlara bir şekilde dahil edilerek adeta göbekten bağlanmıştır..Hal böyle olunca faaliyetlerini amansızca sürdüren Küresel Jandarma, ülkenin tüm kurumlarını kontrol altına almıştır..Doğal olarak , 1991 den itibaren SSCB.’in parçalanmasıyla birlikte Amerika’nın iştahı kabarmış ve dünyaya hakim olmak için anılan önemli ve gizemli coğrafyaya yelken açılmıştır..

1952 den bu yana NATO’ya bağlı olan ülkemizde , özellikle 1991 den bu yana yaklaşmakta olan tehlikeyi fark eden ve karşı koyan tek kurum TSK olmuştur..Bu arada acı bir gerçeği söylemeden geçemeyeceğim..

Bizi yönetenlerin; verdiği mücadelede Türk Silahlı Kuvvetlerini yalnız bıraktığını üzülerek söylemeliyim.



Bu nedenledir ki emperyalist güç, içimizdekilerin de desteğiyle 1991 den itibaren TSK.’ine amansızca ve acımasızca yüklenmektedir.. ( Daha önce ABD.’in ,TSK üzerinde oynadığı oyunları sizlerle teferruatlı olarak paylaşmıştım..Arzu eden dostlarıma tekrar gönderebilirim.)

Sözde barış ortamında gerçekleştirilmeye çalışılan kanlı terör eylemlerinin hedefi de hepimizin malumudur....
Emperyalistler ( Küresel dev) Ana Hedeflerine ancak ; tek kutuplu dünyayı çok kutuplu dünyaya dönüştüreceği farz ve kabul edilen “Türkiye Cumhuriyetini” kendi saflarında bulundurmakla ulaşabilir..Zira Küresel Jandarma; Türkiye’ in kaybedilmesiyle tek kutuplu sömürünün de tarih olacağını çok iyi bilmektedir..

Bu başarıldığı takdirde sayemizde stratejik coğrafyada bulunan ne kadar hedef ülke varsa ‘Denge Stratejisi’ni uygulayarak biraz nefes alma imkanı bulacaktır diye değerlendiriyorum..

Ülkemizi savunmak adına Milli Hedef ve Menfaatlerimizi gerçekleştirmekse gayemiz eğer, Türk Milletinin bağrından çıkan kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimizi ilelebet ayakta tutmak yegane ilkemiz olmalıdır..

Emekli olduktan sonra ateşli silahları kılıfına konmuş bizlerin yeni silahı ( kalem) ile yapacakları sınırlıdır....

İnanınız yapılanlara dayanma ve yaşama olumlu bakma gücümüz her geçen gün biraz daha tükenmektedir.... Türk milletinin bağrından doğan kutsal ocağın fedakar evlatlarına  ( Türk Ordusu=Türk halkı) alçakça yapılan saldırılarla bir günde birkaç kez ölmekteyiz..



***Bir şeyler yapılmalı ve bu fütursuzca gerçekleştirilen eylemlere artık dur denilmelidir***
Son söyleyeceklerim , dimdik ayakta kalması için Türk Silahlı Kuvvetlerimizde özveriyle hizmet veren komuta kademesinedir…

* üzerimizde kahpece uygulanan savaşın ( Psikolojik Harp) önemli prensibi olan suskunluğu ne zamana kadar devam ettirmeyi düşünmektesiniz?


* Sık sık dile getirdiğiniz Psikolojik/ Asimetrik savaşa karşı koyma planlarını vakit kaybetmeden hayata geçirmeyi düşünüyor musunuz?


* Yine lütfen her gün daha bir yanan yüreğimize artık su serper misiniz?
* Gurur kaynağımız olan zengin tarihimizin , ulusumuzun göğsünü kabartan destanları kanla yazan Askerimizin ( Türk Halkı) her gün gözden düşürülmesine son verir misiniz.



En derin sevgi ve saygılarım ; Türkiye Cumhuriyetine gönülden bağlı olanlara, tarihine sahip çıkanlara , yeri ve zamanı geldiğinde ise ölümü hiçe sayarak atalarının armağan ettiği bu kutsal vatan toprakları için mücadele edecekleredir..
Sevgiyle kalınız..

Fevzi MORAY

20 Mayıs 2010

Sarıgerme/ Ortaca / Muğla..







**************



Emekli Piyade Yarbay Ömer YILDIZ…

Gün geçmiyor ki TSK’ne yönelik bir haber çıkmasın. Tüm haberlerde Türk Ordusu bilinen en aşağılık sokak çetesinden de beter gösterilmesin. Düzmece haberlerin gırla gittiği bir Türkiye’de Türk Ordusunun tüm saldırılar karşısında çaresizliği içler acısıdır. Sözüm ona en yüksek seviyede eğitilen Türk Ordusu Kurmayları dut yemiş bülbüle döndüler. İkide bir Türk Ordusu asimetrik savaşa maruz kalıyor yakınmaları…

Peki Türk Ordusu asimetrik savaşa maruz kalıyorsa siz ne yapıyorsunuz? Ne tedbir alıyorsunuz? Alem anladı, dünya anladı bir tek siz anlamadınız? Şu ortamda, kendinizi savunamadığınız için, güvenirlik katsayınızın çarpım değeri yok denecek kadar azaldı. Adamlar TSK’ni her türlü yalan dolanla itham ediyor, hatta camileri bombalayacağını öne sürüyor. Onca yalana dolana karşı sen ne yapıyorsun? Sadece biz asimetrik saldırılara maruzuz demekten başka ne yapıyorsunuz? Adam sana büyük darbe vurmak için fırsat kolluyor ama sen asimetrik saldırıya takıldın kaldın. Adam Türk Milletini sana düşman yapmaya karar vermiş sen asimetriktesin…

Gelen vuruyor giden vuruyor… Koskoca Türk Ordusu mahallenin yetimine döndün… Allah aşkına sokaklarda vatandaşlarla hiç konuşmuyor musunuz? Sokaklar ne düşünüyor merak etmiyor musunuz? Türk İnsanını sana cephe aldırıyorlar anlamıyor musunuz? Özellikle TSK karşıtı medyanın, Türk Ordusunu bölücü örgütle eşdeğer hatta daha fena halde göstermek için büyük bir gayret ve iş birliği içerisinde olduğu malumunuz değil mi? Eğer malumunuzsa bu çaresizliğinizin çözümü yok mu? Türk Ordusu bu kadar acizlik içerisinde mi?

Bizim ordumuz dünyanın en kuvvetli ordularından değil miydi? Psikolojik harbi, psikolojik harekâtı bilmiyor musunuz? Hani nerede kurmaylarınız? Neredeler ne iş yaparlar? Her sene anlı şanlı törenlerle onlarcası kıtalara çıkar… Dünyanın en fazla kılı kırk yaran, ayrıntıları dahi hesaplayan kurmaylarınız nerede? Fikir üretemeyen, Türkiye’den bir haber kendi gettolarında sabahın köründen gecenin kör karanlığına kadar mesai yapmaktan saçı sakalı ağarmış kurmaylarımız size gerekli karargâh çalışmasını yapmıyor mu? Kurtuluş savaşını yapan kurmayların, Atatürk’ü yetiştiren kurmayların nesli tükendi mi? Susmak ikrardır… Kurmaylarınız neyin planlamasını yapıyor? Nasıl general olurum? Nasıl göze girerimin hesabını mı yapıyor? Kurmaylarımızı kim bu hale getirdi? Kurmaylarımızın planlaması sadece komutanın gözüne girmek, yurt dışına gitmek ve generallik planları yapmak mı?

Sayın generallerim… Cesaretinizden vatan sevginizden asaletinizden zerre tereddüt etmiyorum.Ama bu sessizliğiniz,orduya sahip çıkamayışınız dikkate şayan bir durum değil mi?Türk Ordusu sahipsiz mi? Onca generali kadrosunda tutmasının manası nedir?...Türk Ordusunun şanlı komutanları destur… Yirmi dört saat size saldırılıyorlar ama siz sessizce oturuyorsunuz… Senelerce karargâhınızda, yanı başınızda çalıştırdığınız kimi emekli subay hiç durmadan Türk ordusunu ve sizleri aşağılayacak beyanlar veriyor… Siz bir şey yapmıyorsunuz? Size yapılan saldırlar karşısında bizler kahroluyoruz? Eğer siz kendinizi savunamıyorsanız biz emekli subayları çağırın sizi biz savunalım… Kendinizi savunun derken sakın aklınıza başka şey gelmesin… Hukuk çerçevesinde tedbirlerinizi alınız? Hukuku işletiniz. Türk Ordusunun küçük düşürülmesine sebebiyet vermeyiniz…Türk Ordusuna çamur atanlardan hesap sorunuz. Çaresiz ve aciz olmadığınızı gösteriniz. Bu suskunluğunuz nereye kadar sürecek? Emekli olduk ama emekliliğin tadını çıkaramadık. İşi gücü bıraktık Türk Ordusunu vatandaşa karşı savunur hale geldik. Sizin emekli mensuplarınıza karşı ne kadar ahde vefanız var bilemem ve anlamış değilim ama bizim şanlı Türk Ordumuza ve her ferdine karşı ahde vefamız, minnet, şükran aidiyet duygumuz sonsuz bir duygudur. Türk Ordusunun emeklisi de olsak Türk Ordusunun eski bir ferdi olmaktan gurur duyarız. Bizlerin milletimize, devletimize ve ordumuza karşı sadakatimiz ilk askerlik yemini ettiğimiz kadar taze ve güçlüdür.

Türk Subayının kalitesinden ve civan mertliğinden, vatan sevgisinden zerre kadar şüphemiz yoktur… Ömrünü kıtalarda harcamış bir subay olarak söylüyorum… Fukara mahallelerinin çocukları değil miyiz? Milletin evlatları değil miyiz? Biz her sabah “BÖLÜK GÜNAYDIN” derken Türkiye’ye günaydın demedik mi? Milletimizin halini Mehmetçiklerimizden anlamadık mı? Kıtalarımızda tüm zamanımızı askerlerimize ve onun eğitimine harcamadık mı? Sanırım şimdi de aynıdır… Türk Subayı savunmanın her türlüsünü bilir. Türk Subayları izzet-i nefis sahibi gururlu insanlardır. Türk Subayını General savunamıyorsa, kurmay heyeti savunamıyorsa kabahat kimindir?

Bugün subayının arasına karışmayan, tamamen ayrı dünyalarda yaşayan kişiler mi olduk?… Subay kimdir? General kimdir? Sayın paşalarım… Lütfen bir gün kışlalarınızda Subay Astsubay ve uzmanlarınızı toplayarak sohbet ediniz… Onların derlerini, sıkıntılarını dinleyiniz… Halkın arasına girmiş kadar olacaksınız… Subay astsubay halkın ta kendisidir. Halkın seviyesine ininiz. Dünyayı ve Türkiye’yi anlamayan, size anlatamayan, fikir üretmeyen, Türkiye ve Dünya gerçeklerinden uzak bir kurmay heyeti mi yetişti Türkiye’de Türk Ordusunda?…

Türk Ordusuna yapılan saldırılara gerekli yasal tepkileri vermediğiniz takdirde derhal o makamı boşaltınız. Vazifesini yapmayan,ordusunu iç ve dış tehditlere karşı koruyamayan komuta heyetinin Türk ordusunda yeri yoktur. Sorumluluktan kaçan komuta heyetlerinin bırakın Türk Ordusunu, Dünyada da yeri yoktur. Türkiye’de Türk Ordusunu savunamayan bir kurmay heyetinin ve general kadrolarının derhal yenilenmesi, Türkiye Cumhuriyetini kuran Komuta ve kurmay heyetinin ruhuna kavuşması lazımdır. Türk Generalleri Türk Ordusunun burjuvası değildir… Kurmay heyeti de, generallere hizmet eden alt sınıf değildir.

Çözümsel ve üretkenlikte fikri kabızlık çeken bir kurmay heyeti ve bu heyeti yaratan son derece silik ve kayıp general kadroları mı var Türkiye’de? Eri ile haşır neşir olmayan Subay, Subay değildir. Subayı ile haşır neşir olmayan generalde general değildir. Siz daha ordu evinde subayla aynı masada oturmuyorsunuz ki sokaklarda halka karışasınız?... Bu çağda bizler vebalıymışız gibi aramıza girmiyorsunuz.

Yani anlayacağınız şu kurmaylık mantalitesi ve düzenini ve general olma kriterlerini Atatürk’ü yetiştiren Harp Akademileri seviyesine çıkarınız. Onu da yapamıyorsanız varın gerisini siz hesap ediniz…

Lütfen, bir emekli subay olarak sizden istirham ediyorum. Bizim itibarımızı zora sokmayınız… Hiçbir şey yapamıyorsanız emekli subaylarınızı çağırında ülkede insanlar nasıl yaşıyor onu anlayınız?

Türk Ordusunun,şanlı ordumuzun erinden en yüksek seviyedeki komutanına kadar hepsinin vatan ve millet için çarpan yürekler taşıdığını canı-ı gönülden inanıyorum ve biliyorum. Türk Ordusunun her ferdi cesurdur. Haksızlıklara karşı acımasızdır. Hak hukuk çerçevesinde vazifesini en iyi şekilde yapar.

Derdimiz, feryadımız ordumuzu ve değerli üyelerini incitmek,küçük düşürmek değildir. Feryadımızın manası sokaklarda emekli subaylarımızın ve vatandaşın sesini size duyurmaktır. Demokrasiden, hukuktan ve anayasamızın değişmez maddelerinden gayrı hiçbir çözümü de kabul edilmeyeceğimi ifade etmek isterim.

Hani sizde çaresiziz derseniz biz ne yapalım… Siz sizi koruyamazsanız bizi kim koruyacak.

Sayın generallerim kristal kuleler kırıldı. Kral çıplak, kral çıplak…



Hadi kalın sağlıcakla…



Ömer YILDIZ