"SAVAŞ NASIL KAZANILIR? " Fevzi MORAY
Sevgili dost ve silah arkadaşlarım, az kaldı.. Kısa zaman sonra daha teferruatlı yazılarımı sizlerle paylaşacağım..Şimdi ancak önemli ve biraz da tehlikeli gördüğüm bazı görüşlere şu sıralar kısa ama öz eleştirilerle katılmaktayım..Sayın Devlet Bahçeli'nin " Her şeyi göze aldık" başlıklı düşüncelerine yaptığım yorum aşağıdadır..
Serzenişte bulunanların sesini biz duymuşuz ne yazar.. Değişen bir şey oluyor mu? MHP'in durumu ortada.."Böyle başa böyle tarak.." Şikayeti dile getirenler olarak bu güne kadar ülkedeki konumunuzda bir değişiklik var mıdır? ..Kimi kime şikayet ediyorsunuz?..
Sayın Başbakan değilmiydi her daim ülkenin iç siyasetini dış ülkelere gittiğinde açıklayan. Bunun mükafatı olarak da iki dönemdir iş başında .. Böyle devam ederse 2011 de de iş başında olacağa benzer..
Önemli olan Sayın Bahçeli'nin ne yapmakta olduğudur. Zira Sayın Kemal Kılıçdaroğlu , bu hareket
tarzıyla MHP nin de oylarını çalacağa benzer."Dış güçleri hoş etmeden bu savaşı en az hasar ve zayiatla
atlatmak mümkün müdür?" Belki de ondandır bu telaş kim bilir!..
Çok iyi bilinmelidir ki; "Savaşı kuralına göre oynayanlar kazanır.." Dış güçlerce kaosa sürüklenmiş bir ülkenin sorunları içine kapanarak çözülemez Sayın Devlet Bahçeli. O nedenle savaşı kuralına göre oynayanları tenkit edeceğinize bir an evvel " Küresel Gücün (AB-D)" duyacağı sesi getirmeye odaklanmak gerekir..
Bilmem anlatabildim mi?
Saygılarımla.
Fevzi MORAY
E.P.KD.ALBAY
www.yenivolkangazetesi.net
http://morayfevzi.blogspot.com/
http://politikadergisi.com/
****
Bahçeli: Her şeyi göze aldık."Şikayetimizi Türk Milletine yaparız.Ülkemizdeki bir sorunu yabancı ülkelerin temsilcilerine iletmeyiz"
Bahçeli'nin bu sözleri Gandi Kemal'e ve ikide bir Brüksel'e giderek AKP'yi şikayet eden CHP yöneticilerine bir ders olmalıdır.Ülkemizin sorunlarının çözümü için yabancı devletlerden medet ummak Atatürk'ün kurduğu parti olduğunu söyleyen CHP'ye yakışmakta mıdır?
CHP yönetimi mandacılıktan vazgeçmeli, tam bağımsızlık ilkesini savunmalıdır.
"Özelleştirmeden yana olsak ne olur, karşı olsak ne olur. Artık satacak bir şey kalmadı ki" diye topu taca atan CHP yöneticileri, Bahçeli'nin köprü, baraj vs. özelleştirilme çabalarına karşı takındığı tavrı da ibretle incelemelidirler.
"Federasyon özlemi çekenleri, ikinci cumhuriyet rüyası görenleri çok yakından takip ediyoruz."
“Bugün Cumhuriyetimizi tartışanların, başına numara vermeye çalışanların, üniter yapıyı parçalamayı arzulayanların, ayrılmaya ve dağılmaya rumuzlu mesajlarla davetiye çıkaranların, önceki nesilleri de bugünkünden farksızdır ve özellikle milli mücadele yıllarında melanet taraftarlarının zehirli eylemlerine fazlasıyla tanık olunmuştur”
-HAK PAR KONGRESİNE KATILAN AKP’LİLERİ ELEŞTİRDİ-
“Ankara’da bölücü menşeli bir siyasi partinin kongresinde, Türkçe dışındaki bir başka dilde marş okunmuş ve burada konuk olarak bulunan iktidar partisine mensup milletvekilleri bu marşı ayakta dinleyecek kadar alçalmışlardır. Şanlı bayrağımızın dahi salona asılmadığı bir kongrede, ayakta kimlere saygı gösterilmiştir?Bu neyin marşıdır ve kime aittir? Hayatlarında bir kez olsun gözleri yaşararak, ruhları kabararak kutlu İstiklal Marşımızı dinlememiş bu zevatların, bölücü taleplerin dillendirildiği yerlerde huşuyla saygı duruşuna geçmeleri, cumhuriyetimizin yıldönümünde rezalet ve küstahlık olarak her daim hatırlardan çıkmayacaktır"
Milletin yıldızına kem gözle bakanların, uydurma marşlarla kendi ihanetlerine mazeret arayanların ‘ey rakip’ diyerek Türk’e kinlerini kusanların AKP’nin yanında saf tuttuğunu kaydeden Bahçeli, Cumhuriyet’in tahrip olması için zaman ve fırsat kollayanların, AKP’nin sağladığı imkanlardan yararlandığını da söyledi.
-“YÜREĞİN YETİYORSA PKK İLE GÖRÜŞMELERİ MİLLETE ANLAT”-
“Sayın Başbakan yüreğin yetiyorsa, cesaretin varsa mertçe ortaya atılarak PKK’yla yapılan görüşmeleri milletimize anlatırsın”
"Federasyon özlemi çekenleri, ikinci cumhuriyet rüyası görenleri ve hayalleri uygulanmayan Sevr paçavrasının yapraklarında kalanları çok yakından takip ettiğimizi ve bizim de Cumhuriyetin ayakta kalması için her şeyi göze aldığımızı herkese bildirmek isterim."
-AKP VE CHP’YE BAŞÖRTÜSÜ ELEŞTİRİSİ-
Bahçeli grup konuşmasında başörtüsü sorununu da değerlendirdi. AKP’nin yanında yer almak için heveslenen CHP’nin başörtüsü yasağının kalkması konusunda samimi olmadığını kaydeden Bahçeli, AKP ve CHP’yi milleti hayal kırıklığına uğratmakla suçladı.
Bahçeli, “Çarşaf giymiş hanımefendilere parti rozeti takarak, samimiyet ve siyasi dürüstlük ispat edilemeyecektir. Kabul edemeyeceğimiz bir boyuta ulaşmaya başlayan başörtüsü sorununu fırsatı ganimet gören bir anlayışla pazarlık malzemesi yapmak ana muhalefet partisinin düştüğü çukurun derinliğini göstermesi bakımından ibretliktir. CHP ve AKP çözüm karşısında direnç olmak için ellerinden gelen her türlü engeli çıkarıyor. Başörtüsü sorununun odaklandığı alanın üniversiteler olduğu malumdur. İşin içine kafa karışıklığı yaratacak ve şüpheleri tetikleyecek başka hususları sokmak, başörtüsü sorunu üzerinden korkuları depreştirmek, en başta çözümsüzlüğe lojistik destek sağlayacaktır. Yoksa CHP’nin ve AKP’nin istediği bu mudur” diye konuştu.
-“BAŞBAKAN’IN SÖZLERİ TALİHSİZLİK”-
Başbakan Erdoğan’ın “Başını örtmeyen hanım kardeşim, kalkıp başı örtülü olan için ‘senin için bu mücadeleyi vereceğim’ diyemiyor” şeklindeki sözlerini ‘kendini bilmezlik’ olarak nitelendirdi.
“Bu seviyesiz ve başkalarına görev hatırlatan değerlendirme sahibinin, bu ülkede Başbakanlık makamını işgal ediyor olması inanın büyük bir talihsizliktir. Sayın Başbakan bu sorunun çözüm yeri nettir. Vatandaşlarımızı itham etmekten, özellikle başı açık hanımefendileri suçlamaktan bir an önce vazgeçmek senin ve partinin hayrına olacaktır. Başbakan’ın kendisinde ve çevresinde olmayan hoşgörüsüzlüğü ve samimiyetsizliği başkalarına yıkmaya ve ihale etmeye çabalaması da mutlaka geri tepecek ve bu zihniyete Türk kadını en güzel cevabı mutlaka verecektir”
-CHP LİDERİNE “AB’YE ŞİKAYET” TEPKİSİ-
Bahçeli, grup toplantısında, geçen hafta Meclis Genel Kurulu’nda konuşan Almanya Cumhurbaşkanı’nı da eleştirdi. Türkiye Cumhuriyeti’nin başkalarının teşviki, cesaretlendirmesi ve yol göstericiliğiyle yürüyecek bir devlet olmadığını söyleyen Bahçeli:
“Konuşmasında ne hikmetse, kültürel çoğulculuktan bahseden Almanya Cumhurbaşkanı sıra Almancanın öğrenilmesi ve Alman yaşam biçiminin kabul edilmesiyle ilgili değerlendirmeye gelince tavizsiz bir duruş sergiledi. Kendi devlet, millet gerçeklerinden ve ilkelerinden ödün vermeyen bu zihniyet sahibinin Türk milleti için aynı hassasiyeti göstermiyor olması çelişkili ve çifte standartlı bir Batılı yaklaşımı olarak hafızalarımıza kazınmıştır” dedi.
Bahçeli, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun AB Komisyonu Genişlemeden Sorumlu üyesiyle yaptığı görüşmede HSYK seçimleri ile medya üzerindeki baskılardan yakınmasını da eleştirdi.
Bahçeli:
“HSYK seçimlerini biz de eleştirdik. Ancak bizim aklımızdan hiçbir zaman ülkemizdeki bir konunun, sorunun ya da iç politika alanına giren bir meselenin yabancı ülkelerin temsilcilerine iletilmesi gelmemiştir. Biz AKP hükümetinin yanlışlarını ve hıyanete uzanan politikalarını yüzüne vururuz şikayetimizi Türk milletine yaparız” diye konuştu.
-“MİLLETİN KÖPRÜ VE OTOYOLLARINDAN ELİNİZİ ÇEKİN”-
Bahçeli, her şeyi satan hükümetin şimdi de gözünü otoyol ve köprülere diktiğini söyledi:
“Başbakan mirasyedi gibi önüne geleni satmakta ve milletin kazandığını düşüncesizce harcamaktadır. Otoyollardan köprülerden ne istiyorsunuz? Artık milletin köprüsünden, otoyolundan, barajından elinizi çekin, yoksa milletimiz o eli çektirmesini iyi bilecektir”
Bahçeli özelleştirme bürokratlarına da:
“İktidara yaranmak ve göze girmek için olmayacak işleri proje diye sunmayın, atacağınız her imzanın mutlaka hesabı sorulacaktır”
diye seslendi.
--
Perşembe, Ekim 28, 2010
Pazartesi, Ekim 11, 2010
TSK DİNİ'İNİ EN İYİ BİLENDİR. Fevzi MORAY
TSK. DİN’İNİ EY İYİ BİLENDİR.
Şu sıralar her geçen gün kartopu gibi büyüyen duyarlı insanlardan o kadar kayda değer iletiler alıyorum ki, siz habere susayan değerli dostlarımla paylaşmazsam inanın kahrolurum.. O nedenledir ki, bu gün ileti adresime düşen son derece önemsediğim bir asker yorumunu sizlerin bilgisine sunmaktan duyacağım mutluluğu kelimelerle anlatamam inanın.
Malumunuz olduğu üzere Din’imiz , her dönemde olduğu gibi yirmi birinci yüz yılda da artan yoğunlukla istismar edilmektedir. Doğru bilgileri bizlere ulaştıracak akil insanların baskı altında tutulması ve bertaraf edilmesi nedeniyle tertemiz belleklerimiz, üzülerek belirtmeliyim ki, Din’imizi istismar edenlerin hücumuna uğramıştır.
Bu düşünceden hareketle hassas bir dönemden geçildiği bilinmeli ve akılcı mücadele yapılması gereken bir Türkiye’de yaşadığımızı da unutulmamalıdır.
Bilinçli olarak Eğitim Sisteminin üzerine çöreklenen kara bulutlar , en yıkıcı etkisini kapalı kutu olarak kalması zorlanan Kuran’ı Kerim üzerinde yapmaktadır. Bu sayede yalan yanlış bilgilerin esiri olan bir toplum yaratılmıştır. O nedenle diyorum ki gerçeklerin bilinmesinin istenmediği bir Türkiye’de yaşatıldığımızı anlamalıyız ve yapılan çirkinlikleri , sapkınlıkları da unutmamalıyız..
Şimdi esas konuya geçebiliriz..
Vakit gazetesi ve onun internet sitesinde “TSK ve Din’i Ağırlıklı Eğitim” konusu bir süredir kafa karıştırıcı bilgilerle halkın beynine şırınga edilmektedir.
TSK’ i yıpratmaya matuf haksız hitamları dikkatle değerlendiren ve bu minvalde yorum yapan Emekli Tuğgeneral Hikmet Yavaş'ın dile getirdiği gerçeklere ve olan çelişkilere özel dikkat derim..
Medya üzerinde yapılan baskıyla Sayın Savaş’ın dile getirdiklerini çok az kişinin bildiğini üzülerek belirtmek isterim. Silah arkadaşımın Kuran’ı Kerimden bire bir örnekler vererek yaptığı yorumun yayınlanmaması son derece manidar ve üzüntü vericidir...Hem de anılan gazetede konuyu işleyenlerin, “konuyla ilgili düşüncelerinizi gönderin yayınlayalım diye çağrıda bulunmasına rağmen…”
Sevgili dostlarım ve mukaddes peygamber ocağının havasını teneffüs etmiş , ondan ilham alarak kutsal ocakta özveriyle görev yapan kahraman silah arkadaşlarım, bilgi kirliliğiyle dolu yazı dizisinin işlenen tehlikeli ana başlıklarını Emekli Tuğgeneral Hikmet Yavaş'ın yorumunun içinde bulacaksınız.. Gerçeklerin anlatıldığı yorumu dikkatle ve altını çizerek okuyacağınıza ve Türk halkıyla paylaşacağınıza yürekten inanıyorum.. Her zaman söylediğim gibi yılmadan bu engelleri de aşacağımıza inancım tamdır..
En derin sevgi ve saygılarımla.
Fevzi MORAY
E.P.KD.ALBAY
www.kibris1974.com
www.volkan gazetesi.net
http://morayfevzi.blogspot.com/
***
Sayın Haber Vaktim Editörü,
Türk Silahlı Kuvvetleri'nde Eğitim konulu yazı dizisine başlayacağınızı belirtiyor ve bazı açıklamalarda bulunuyorsunuz. Söz konusua açıklamalarınızda özetle:
"Subayların, bugünkü eğri yada doğru bu duruşlarının nedeninin, hakları ve alamadıkları eğitimin eseri olduğunu" söylüyorsunuz.
Toplumun önemli bir bölümünde; "Subaylarımız başörtüsüne karşı, Kur'an kurslarına karşı; muhafazakâr partilere, muhafazakâr Sivil Toplum Örgütleri'ne, gazete ve televizyon kanallarına mesafeli, muhafazakâr parti, STK ve medya organlarını takip eden halka da karşılar. Kısacası toplumun çok önemli bir bölümüne karşılar" kanısı hakim diyorsunuz.
Kendi kendinize bir dizi soru sorup cevabını da kendiniz vermek suretiyle; "Bu algılamanın toplumda durduk yerde oluşmadığı, Türk subaylarının DİNE VE SİYASETE ÇERÇEVE ÇİZME dürtüsüyle yetiştirildiği ve TSK'deki eğitim sisteminin temelinde bunun olduğu" sonucuna ulaşıyorsunuz.
"Yazı dizinizi okurken yer yer çok şaşıracağımızı, yer yer çok azacağımızı ve ‘Peygamber Ocağı’ olarak gördüğümüz, görmek istediğimiz TSK'mizin acı gerçekleri ile yüzleştiğimizde, yakıştıramayacağımızı ve üzüleceğimizi" vurguluyorsunuz.
"Uzman görüşlerine göre; ülkemizde ilköğretim ve liselerde okutulan zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi çocukların dini eğitimi konusunda yeterli olmuyor. Okullarda verilen eğitimin yetersizliğini gören aileler çocuklarına kendi gayretleri ile İslam'ı öğretmeye çalışıyor, özellikle Yaz aylarında Kur'an kursları dolup taşmakla birlikte, veliler özellikle Cuma namazlarına ellerinden tuttukları çocukları ile iştirak ediyorlar" diyorsunuz.
"PEKİ, YA SUBAY AİLELERİNDE DURUM NE?" sorusunu gündeme getiriyor ve yine cevabını kendiniz şöyle veriyorsunuz: "Bu güne kadar subayların, subay ailelerinin dini eğitimi üzerine yapılmış herhangi bir araştırma, anket bulunmamaktadır. Bununla birlikte; halkın önemli bir bölümünde ailelerin kendi gayretiyle edindiği Din'i eğitim KONUSUNDA SUBAY AİLELERİNDE İSE AĞIRLIKLI OLARAK İLKÖĞRETİM VE LİSEDE ZORUNLU OLARAK OKUTULAN VE HAFTADA BİR İKİ SAATTEN İBARET OLAN DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ İLE YETİNİLDİĞİ görülüyor" sonucuna varıyorsunuz.
"Aileler, namaz kılmanın, dini eğitim almanın, dini sohbetlere katılmanın "İRTİCAİ FAALİYET" olarak görülebildiği TSK'nın liselerinde, harp okullarında okuyan çocuklarını bunun dışında bir eğitime, kursa yönlendiremiyor" diyorsunuz.
"BİR BABANIN ASKERİ LİSEDE OKUYAN OĞLUYLA CAMİYE GİTTİĞİ NEREDEYSE HİÇ GÖRÜLMEMİŞ BİR OLAY" iddiasında bulunuyorsunuz.
"YİNE BİR AİLENİN ASKERİ LİSEDE OKUYAN OĞLUNU YAZ TATİLİNDEDİNİ EĞİTİM ALMASI İÇİN BİR KURSA GÖNDERMESİ NEREDEYSE İMKANSIZ" diyorsunuz.
Sayın Editör,
Yayınlayacağınız yazı dizisiyle, Türk Silahlı Kuvvetleri'ndeki eğitimi, tamamen dini açıdan irdeleyeceğiniz anlaşılıyor. Öyleyse gelin okuyucularınıza, güzeller güzeli ve en mükemmel İslam Din'imizin bazı temel kurallarını hatırlatalım. Böylece okuyucularınıza, yayınlayacağınız yazı dizisini İslami açıdan değerlendirme
fırsatını da sunalım: ALAK SURESİ 1nci, MÜZZEMMİL SURESİ 4ncü ve MUHAMMED SURESİ 24ncü ayetler, özetle; "...KURAN'I AĞIR AĞIR VE ANLAMINI İNCEDEN İNCEYE DÜŞÜNEREK OKUMAMIZI" emreder.
"ENFÂL SURESİ 22nci, MÜMİNÛN SURESİ 80nci, EN'AM SURESİ 32nci, YÛNUS SURESİ 100ncü ayetler ve daha pek çok ayet ise; "...AKLIMIZI KULLANMAMIZI" şart koşar.
Yazı dizinizin başlangıcında yaptığınız tanıtıcı açıklamanızı, eğer Kuran'da yazılı yukarıdaki emirlere uygun olarak inceden inceye düşünerek ve aklımızı kullanarak okursak; din üzerinden siyaset yaptığınız ve dini istismar ettiğiniz sonucuna varırız. Örneğin:
1. ŞİRKE GİRİYORSUNUZ VE OKURLARINIZI DA ŞİRKE BULAŞTIRIYORSUNUZ:
NİSA SURESİ 116ncı, NİSA SURESİ 48nci, KEHF SURESİ 26ncı, ŞÛRA SURESİ 21nci, ZÜMER SURESİ 65nci, EN'AM SURESİ 117nci ve TÎN SURESİ 8nci ayetlere göre; "...ALLAH KENDİSİNE ORTAK (ŞİRK) KOŞULMASINIASLA AFFETMEZ VE O HÜKMÜNE HİÇ KİMSEYİ ORTAK ETMEZ"
MÂİDE SURESİ 99ncu, RA'D SURESİ 40ncı, ANKEBÛT SURESİ 18nci, NAHL SURESİ 35nci, ŞÛRA SURESİ 48nci, EN'AN SURESİ 107nci, YÛNUS SURESİ 49ncu, A'RAF SURESİ 6ncı ve SÂD SURESİ 86ncı ayetlere göre ise; "...RESULE DÜŞEN, AÇIK BİR TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR. ve Yüce Allah Peygamberimize ...O HALDE TEBLİĞ ETMEK SANA, HESAP SORMAK BİZE DÜŞER." Demek suretiyle ;" KULLARININ İMANINI YARGILAMA HAKKINI SEVGİLİ PEYGAMBERİNE BİLE VERMEMİŞTİR."
Kuran'ın bu açık emirlerine rağmen; Bu milleti İNANANLAR ve İNANMAYANLAR olarak kategorize ediyorsunuz. Subayları, subay ailelerini ve çocuklarını İNANMAYANLAR veya en hafif deyimiyle DAHA AZ DİNDARLAR sınıfına koyuyorsunuz.
Diğer bir deyimle;YÜCE RABBİMİZİN sevgili PEYGAMBERİMİZE bile vermediği bir yetkiyi kullanarak SUBAYLARIN, AİLELERİNİN VE ÇOCUKLARININ İMANINI YARGILAMAYA YELTENİYORSUNUZ.
Toplumun önemli bir bölümünde; "Subaylarımız başörtüsüne karşı, Kur'an kurslarına karşı, muhafazakâr partilere, televizyon kanallarına ve halkımıza karşı olduğu kanısının hâkim olduğunu" iddia ediyorsunuz:
Öncelikle, subayların Kuran'a ve Kuran kurslarına karşı olduğu tamamen yalan ve iftira olup, dinimize göre de günahtır. Bütün subayları kapsayan bilimsel bir anket mi yaptınız da bu sonuca ulaştınız. Subayların karşı olduğu şey; kaçak Kuran kurslarında, yetkisiz ve bilgisiz kimseler tarafından, Kuran'da olmayan yalan yanlış hurafelerle çocuklarımızın beyinlerinin yıkanmasıdır. Nitekim Yüce Rabbimiz de; ÂLİ İMRAN SURESİ 78nci ayette : " ONLARDAN BİR ZÜMRE VARDIR, ASLINDA KİTAP'TAN OLMAYAN BİR ŞEYİ SİZ KİTAP'TAN SANASINIZ DİYE, DİLLERİNİ KİTAP'LA EĞİP BÜKERLER. O, ALLAH KATINDAN OLMADIĞI HALDE, BU ALLAH KATINDANDIR, DERLER. BİLİP DURDUKLARI HALDE, ALLAH HAKKINDA YALAN SÖYLERLER." ve FUSSILET SURESİ 40ıncı ayette de : " AYETLERİMİZ HAKKINDA EĞRİ İLE DOĞRUYU BİRBİRİNE KATANLAR, BİZE GİZLİ KALMAZLAR" demek suretiyle, dinimize hurafe karıştıran eğitimi yasaklamıştır.
Yüce Allah'ımızın karşı çıktığı bir şeye, askerlerin de karşı çıkması sizi neden rahatsız ediyor? Yasal Kuran kurslarını neden teşvik etmiyorsunuz?
Dini eğitim konusunda" SUBAY AİLELERİNDE İSE AĞIRLIKLI OLARAK İLKÖĞRETİM VE LİSEDE ZORUNLU OLARAK OKUTULAN VE HAFTADA BİR İKİ SAATTEN İBARET OLAN DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ İLE YETİNİLDİĞİ görülüyor" iddianıza gelince: "...RESULE DÜŞEN, AÇIK BİR TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR... O HALDE TEBLİĞ ETMEK SANA, HESAP SORMAK BİZE DÜŞER... O, HÜKMÜNE HİÇ KİMSEYİ ORTAK ETMEZ... ALLAH, YARGIÇLARIN EN GÜZEL HÜKÜM VERENİ DEĞİL Mİ?" diyen YÜCE RABBİMİN hakkınızda gerekli hükmü vereceğine, mütedeyyin bir Müslüman olarak inanıyorum.
Sizler, Tüm subay ailelerini ve çocuklarını dini eğitim bakımından yetersiz olmakla nasıl itham edersiniz? Sizler, güya dini eğitimi yüksek ve Müslümanlığı hiç kimseye bırakmayan bilge kişilersiniz. Allah aşkına, Subaylarla beraber ailelerinin ve çocuklarının dini eğitimlerini ve imanlarını yargılamaya kalkmanın ne demek olduğunu hiç
bilmiyor musunuz?
"Aileler, namaz kılmanın, dini eğitim almanın, dini sohbetlere katılmanın "İRTİCAİ FAALİYET" olarak görülebildiği TSK'nin lliselerinde, harp okullarında okuyan çocuklarını bunun dışında bir eğitime, kursa yönlendiremiyor" söyleminiz,
"BİR BABANIN ASKERİ LİSEDE OKUYAN OĞLUYLA CAMİYE GİTTİĞİ NEREDEYSE HİÇ GÖRÜLMEMİŞ BİR OLAY" savınız, "YİNE BİR AİLENİN ASKERİ LİSEDE OKUYAN OĞLUNU YAZ TATİLİNDE DİNİ EĞİTİM ALMASI İÇİN BİR KURSA GÖNDERMESİ NEREDEYSE İMKÂNSIZ" gibi iddialarınız da külliyen yalan ve iftiradır.
Türk Silahlı Kuvvetlerinde; namaz kılmak ve mütedeyyin dindar olmak hiçbir zaman "İRTİCAİ FAALİYET" olarak görülmemiştir. Ancak, Din kisvesi altında TARİKATLARA MÜRİT kazandırmaya çalışmak,Radikal örgütlere MİLİTAN DEVŞİRME gayretine girmek, DİNİ SİYASETE ALET ederek, orduyu siyasal İslam'ın arka bahçesi haline getirmeye uğraşmak, Din üzerinden SİYASAL VE MADDİ ÇIKAR sağlamak, Halkımızı İNANANLAR ve İNANMAYANLAR olarak bölmek ise, hem İSLAM DİNİNE AYKIRI, hem ŞİRK ve hem de İRTİCANIN DA KENDİSİDİR.
Sonuç olarak; eminim ki "Kuranı inceden inceye düşünerek okuyan ve aklını kullanan" mütedeyyin Müslümanlar, size ve sizin gibilere; "durun bakalım, siz Allah mısınız veya Allah ile ortak mısın ki, insanların imanını yargılama hakkını kendinizde buluyorsunuz. Yüce Allahın sevgili peygamberine bile tanımadığı bir yetkiyi, utanmadan ve hangi cesaretle kullanmaya yelteniyorsunuz. Siz gırtlağınıza kadar şirke batmışsınız. Bizi de günahınıza ortak etmeyin. " diyeceklerdir.
2. DİN TÜCCARLARINI KORUYORSUNUZ VE AYNI SAFTA BULUŞUYORSUNUZ:
Askerlerin; "muhafazakâr siyasi partilere, muhafazakâr televizyon kanallarına ve sivil toplum kuruluşlarına ve halka karşı olduğu" iddiaları da yalan ve iftiradır. Çünkü: ÂLİ İMRAN SURESİ 161nci ve 187nci, BAKARA SURESİ 75nci, 79ncu 174ncü ve NAHL SURESİ 95nci ayetler; " DİNİ DEĞERLERİ BASİT BİR ÜCRET KARŞILIĞI SATMAYI, KAMU MALINDAN AŞIRMAYI VE SONUÇ OLARAK DİN ÜZERİNDEN MADDİ MENFAAT SAĞLAMAYI YASAKLAMIŞTIR"
SÂD SURESİ 86ncı ayette de; peygamberimizin bile " TEBLİĞİNE KARŞILIK HERHANGİ BİR ÜCRET İSTEMEDİĞİNİ..." belirtmiştir
HADİD SURESİ 14ncü, ÂLİ İMRAN SURESİ 78nci, FUSSILET SURESİ 40ıncı, LUKMAN SURESİ 33ncü ve FÂTIR SURESİ 5nci ayetler ise; " ALLAH ADIYLA İNSANLARI ALDATMAYI YASAKLAMIŞ VE BUNLARA KARŞI DİKKATLİ OLMAMIZ İÇİN BİZLERİ UYARMIŞTIR"
İşte, askerlerin karşı çıktığı şey; din, iman, Kuran, Peygamber ve Allah adı kullanılarak halkın aldatılması ve siyasi menfaat temin edilmesidir.
İşte askerler, benim güzel İslam Dinimin siyasete alet edilerek maddi çıkarlar sağlanmasına karşıdır.
İşte askerler, holdingler kurup helal kar payı vereceğiz deyip, ağızlarını Allah adıyla eğip bükerek halkın dişiyle tırnağıyla biriktirdikleri paraları toplayıp cebe atanlara karşıdır.
İşte askerler, fakire fukaraya Allah rızası için yardım edeceğiz diyerek, toplanan paraları yok edenlere karşıdır.
İşte askerler, halkın vergilerinden oluşan hazineden, devlet yardımı alıp zimmetine geçirenlerin Müslümanlığa gelince en önde
koşmalarına ve dinimizi istismar etmelerine karşıdır. Yüce rabbimizin de karşı çıktığı şeylere, subayların da karşı çıkması sizi neden rahatsız ediyor?
"Subayların, başörtüsüne karşı oldukları da" bir iftiradır. Çoğumuzun nineleri ve anaları başörtülüdür: Askerler, ninelerimizin ve analarımızın taktıkları başörtüsüne değil, türban adı altında siyasileştirilmiş bir örtünme şeklinin ALLAH ADI KULLANILARAK kadınlarımıza dayatılmasına karşıdır.
Türban takanların İNANANLAR, takmayanların ise İNANMAYANLAR sınıfına sokulmasına karşıdır.
DİN TÜCCARLIĞI YAPARAK, haram yoldan zenginleşmiş olanların, 4 çeker ciplere binerek durakta bekleyen başörtülülere çamur sıçratmasına karşıdır.
"Türk subaylarının DİNE VE SİYASETE ÇERÇEVE ÇİZME dürtüsüyle yetiştirildiği ve TSK'deki eğitim sisteminin temelinde bunun olduğu" iddianıza gelince: Peşinen, bir yanlışınızı veya bilerek yaptığınız bir mantıkilesini düzeltmek isterim; Türk Silahlı Kuvvetleri, bir imam hatip okulu veya ilahiyat fakültesi değildir. Bu nedenle dini eğitim vermez. Bununla beraber, Türk Silahlı Kuvvetleri ve subayı dine en saygılı kurumlardan bir tanesidir. Örneğin: Günde üç öğün yemeğe, Allah adıyla dua edilmeden başlanmaz.
Ramazanda, oruç tutmak isteyen tüm personele iftar ve sahur yemekleri çıkarılır.
Kışlaların çoğunda cami vardır ve mesai dışında ibadetini yapmak isteyenler serbestçe ibadetini yapmaktadır.
Generallerin, subay ve astsubayların tamamına yakını, gösteriş yapmadan oruçlarını tutmakta ve ibadetlerini yapmaktadırlar.
Din üzerinden maddi ve manevi menfaat sağlamayı, askerler günah sayarlar. Bütün bunları yok sayıp, askerlerin imanını yargılamaya kalkmak şirke bulaşmaktır.
3. MÜSLÜMANLARI FIRKALARA ( HİZİPLERE) BÖLÜYOSUNUZ:
RÛM SURESİ 32nci, ŞÛRA SURESİ 13ncü ve EN'AM SURESİ 159ncu ayetler; "...DİNİ YALNIZ ALLAHA ÖZGÜLEYEREK DOSDOĞRU TUTMAYI VE ONDA BÖLÜNÜP FIRKALARA AYRILMAMAYI. .." emrediyor.
KEHF SURESİ 102nci, MÜMİN SURESİ 14ncü, ZÜMER SURESİ 3ncü, 11nci ve 66ncı ayetler ile SEBE SURESİ 40ncı ve FÂTİHA SURESİ 5nci ayetler ise; " İNSANLARDAN VELİ EDİNMEMELERİNİ, YALNIZ ALLAHA İBADET VE KULLUK ETMELERİNİ VE YALNIZ ALLAHTAN YARDIM DİLEMELERİNİ" emrediyor. Siz ise Yüce Rabbimin emirlerine karşı gelerek: İnsanları İNANANLAR ve İNANMAYANLAR olarak kategorize edip FIRKALARA BÖLÜYORSUNUZ. Yüce Rabbimizin hiç kimseye vermediği yetkiyi, SANKİ ALLAHMIŞSINIZ gibi kullanarak, İNSANLARIN İMANINI YARGILIYORSUNUZ. Gırtlağınıza kadar ŞİRKE BATIYORSUNUZ ve okurlarınızı da ŞİRKE BULAŞTIRIYORSUNUZ. Allahtan korkmadan ve kuldan utanmadan Silahlı Kuvvetlerimize,
subaylarımıza, ailelerine ve çocuklarına İFTİRA ATIYORSUNUZ. Ordu ile millet arasına ve Silahlı Kuvvetlerimizin içine NİFAK SOKMAYA çalışıyorsunuz.
Bunların hepsi dinimize göre günahtır. Soruyorum:
SİZ ALLAH MISINIZ?
ALLAH İLE ORTAK MISINIZ?
ALLAHTAN KORKMUYOR VE PEYGAMBERDEN UTANMIYOR MUSUNUZ?
MÜSLÜMANLIK SİZİN TEKELİNİZDE Mİ?
Sayın Editör,
Okuyucularınıza bir çağrıda bulunuyor ve bu konuyla ilgili düşüncelerinizi gönderin yayınlayalım diyorsunuz.
Alın size bir okuyucu düşüncesi. Hazırladığınız yazı dizinizin yanına bunu da koyup yayınlayabilecek misiniz? Bu yazının ekinde, daha geniş çaplı bir yorum daha gönderiyorum isterseniz onu da yayınlayabilirsiniz. (daha sonra sizlerle paylaşacağım D.Uyar) Eğer inançlarınızda samimi iseniz, buyurun yayınlayın. Böylece, din kardeşlerimize yayınlayacağınız yazıları, dini açıdan değerlendirme fırsatı da sunmuş olursunuz. Bunu yapabileceğinizi hiç zannetmiyorum.
Öyleyse Yüce Rabbim sizleri ıslah eylesin.
İZMİR - Emekli Tuğgeneral Hikmet YAVAŞ
Şu sıralar her geçen gün kartopu gibi büyüyen duyarlı insanlardan o kadar kayda değer iletiler alıyorum ki, siz habere susayan değerli dostlarımla paylaşmazsam inanın kahrolurum.. O nedenledir ki, bu gün ileti adresime düşen son derece önemsediğim bir asker yorumunu sizlerin bilgisine sunmaktan duyacağım mutluluğu kelimelerle anlatamam inanın.
Malumunuz olduğu üzere Din’imiz , her dönemde olduğu gibi yirmi birinci yüz yılda da artan yoğunlukla istismar edilmektedir. Doğru bilgileri bizlere ulaştıracak akil insanların baskı altında tutulması ve bertaraf edilmesi nedeniyle tertemiz belleklerimiz, üzülerek belirtmeliyim ki, Din’imizi istismar edenlerin hücumuna uğramıştır.
Bu düşünceden hareketle hassas bir dönemden geçildiği bilinmeli ve akılcı mücadele yapılması gereken bir Türkiye’de yaşadığımızı da unutulmamalıdır.
Bilinçli olarak Eğitim Sisteminin üzerine çöreklenen kara bulutlar , en yıkıcı etkisini kapalı kutu olarak kalması zorlanan Kuran’ı Kerim üzerinde yapmaktadır. Bu sayede yalan yanlış bilgilerin esiri olan bir toplum yaratılmıştır. O nedenle diyorum ki gerçeklerin bilinmesinin istenmediği bir Türkiye’de yaşatıldığımızı anlamalıyız ve yapılan çirkinlikleri , sapkınlıkları da unutmamalıyız..
Şimdi esas konuya geçebiliriz..
Vakit gazetesi ve onun internet sitesinde “TSK ve Din’i Ağırlıklı Eğitim” konusu bir süredir kafa karıştırıcı bilgilerle halkın beynine şırınga edilmektedir.
TSK’ i yıpratmaya matuf haksız hitamları dikkatle değerlendiren ve bu minvalde yorum yapan Emekli Tuğgeneral Hikmet Yavaş'ın dile getirdiği gerçeklere ve olan çelişkilere özel dikkat derim..
Medya üzerinde yapılan baskıyla Sayın Savaş’ın dile getirdiklerini çok az kişinin bildiğini üzülerek belirtmek isterim. Silah arkadaşımın Kuran’ı Kerimden bire bir örnekler vererek yaptığı yorumun yayınlanmaması son derece manidar ve üzüntü vericidir...Hem de anılan gazetede konuyu işleyenlerin, “konuyla ilgili düşüncelerinizi gönderin yayınlayalım diye çağrıda bulunmasına rağmen…”
Sevgili dostlarım ve mukaddes peygamber ocağının havasını teneffüs etmiş , ondan ilham alarak kutsal ocakta özveriyle görev yapan kahraman silah arkadaşlarım, bilgi kirliliğiyle dolu yazı dizisinin işlenen tehlikeli ana başlıklarını Emekli Tuğgeneral Hikmet Yavaş'ın yorumunun içinde bulacaksınız.. Gerçeklerin anlatıldığı yorumu dikkatle ve altını çizerek okuyacağınıza ve Türk halkıyla paylaşacağınıza yürekten inanıyorum.. Her zaman söylediğim gibi yılmadan bu engelleri de aşacağımıza inancım tamdır..
En derin sevgi ve saygılarımla.
Fevzi MORAY
E.P.KD.ALBAY
www.kibris1974.com
www.volkan gazetesi.net
http://morayfevzi.blogspot.com/
***
Sayın Haber Vaktim Editörü,
Türk Silahlı Kuvvetleri'nde Eğitim konulu yazı dizisine başlayacağınızı belirtiyor ve bazı açıklamalarda bulunuyorsunuz. Söz konusua açıklamalarınızda özetle:
"Subayların, bugünkü eğri yada doğru bu duruşlarının nedeninin, hakları ve alamadıkları eğitimin eseri olduğunu" söylüyorsunuz.
Toplumun önemli bir bölümünde; "Subaylarımız başörtüsüne karşı, Kur'an kurslarına karşı; muhafazakâr partilere, muhafazakâr Sivil Toplum Örgütleri'ne, gazete ve televizyon kanallarına mesafeli, muhafazakâr parti, STK ve medya organlarını takip eden halka da karşılar. Kısacası toplumun çok önemli bir bölümüne karşılar" kanısı hakim diyorsunuz.
Kendi kendinize bir dizi soru sorup cevabını da kendiniz vermek suretiyle; "Bu algılamanın toplumda durduk yerde oluşmadığı, Türk subaylarının DİNE VE SİYASETE ÇERÇEVE ÇİZME dürtüsüyle yetiştirildiği ve TSK'deki eğitim sisteminin temelinde bunun olduğu" sonucuna ulaşıyorsunuz.
"Yazı dizinizi okurken yer yer çok şaşıracağımızı, yer yer çok azacağımızı ve ‘Peygamber Ocağı’ olarak gördüğümüz, görmek istediğimiz TSK'mizin acı gerçekleri ile yüzleştiğimizde, yakıştıramayacağımızı ve üzüleceğimizi" vurguluyorsunuz.
"Uzman görüşlerine göre; ülkemizde ilköğretim ve liselerde okutulan zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi çocukların dini eğitimi konusunda yeterli olmuyor. Okullarda verilen eğitimin yetersizliğini gören aileler çocuklarına kendi gayretleri ile İslam'ı öğretmeye çalışıyor, özellikle Yaz aylarında Kur'an kursları dolup taşmakla birlikte, veliler özellikle Cuma namazlarına ellerinden tuttukları çocukları ile iştirak ediyorlar" diyorsunuz.
"PEKİ, YA SUBAY AİLELERİNDE DURUM NE?" sorusunu gündeme getiriyor ve yine cevabını kendiniz şöyle veriyorsunuz: "Bu güne kadar subayların, subay ailelerinin dini eğitimi üzerine yapılmış herhangi bir araştırma, anket bulunmamaktadır. Bununla birlikte; halkın önemli bir bölümünde ailelerin kendi gayretiyle edindiği Din'i eğitim KONUSUNDA SUBAY AİLELERİNDE İSE AĞIRLIKLI OLARAK İLKÖĞRETİM VE LİSEDE ZORUNLU OLARAK OKUTULAN VE HAFTADA BİR İKİ SAATTEN İBARET OLAN DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ İLE YETİNİLDİĞİ görülüyor" sonucuna varıyorsunuz.
"Aileler, namaz kılmanın, dini eğitim almanın, dini sohbetlere katılmanın "İRTİCAİ FAALİYET" olarak görülebildiği TSK'nın liselerinde, harp okullarında okuyan çocuklarını bunun dışında bir eğitime, kursa yönlendiremiyor" diyorsunuz.
"BİR BABANIN ASKERİ LİSEDE OKUYAN OĞLUYLA CAMİYE GİTTİĞİ NEREDEYSE HİÇ GÖRÜLMEMİŞ BİR OLAY" iddiasında bulunuyorsunuz.
"YİNE BİR AİLENİN ASKERİ LİSEDE OKUYAN OĞLUNU YAZ TATİLİNDEDİNİ EĞİTİM ALMASI İÇİN BİR KURSA GÖNDERMESİ NEREDEYSE İMKANSIZ" diyorsunuz.
Sayın Editör,
Yayınlayacağınız yazı dizisiyle, Türk Silahlı Kuvvetleri'ndeki eğitimi, tamamen dini açıdan irdeleyeceğiniz anlaşılıyor. Öyleyse gelin okuyucularınıza, güzeller güzeli ve en mükemmel İslam Din'imizin bazı temel kurallarını hatırlatalım. Böylece okuyucularınıza, yayınlayacağınız yazı dizisini İslami açıdan değerlendirme
fırsatını da sunalım: ALAK SURESİ 1nci, MÜZZEMMİL SURESİ 4ncü ve MUHAMMED SURESİ 24ncü ayetler, özetle; "...KURAN'I AĞIR AĞIR VE ANLAMINI İNCEDEN İNCEYE DÜŞÜNEREK OKUMAMIZI" emreder.
"ENFÂL SURESİ 22nci, MÜMİNÛN SURESİ 80nci, EN'AM SURESİ 32nci, YÛNUS SURESİ 100ncü ayetler ve daha pek çok ayet ise; "...AKLIMIZI KULLANMAMIZI" şart koşar.
Yazı dizinizin başlangıcında yaptığınız tanıtıcı açıklamanızı, eğer Kuran'da yazılı yukarıdaki emirlere uygun olarak inceden inceye düşünerek ve aklımızı kullanarak okursak; din üzerinden siyaset yaptığınız ve dini istismar ettiğiniz sonucuna varırız. Örneğin:
1. ŞİRKE GİRİYORSUNUZ VE OKURLARINIZI DA ŞİRKE BULAŞTIRIYORSUNUZ:
NİSA SURESİ 116ncı, NİSA SURESİ 48nci, KEHF SURESİ 26ncı, ŞÛRA SURESİ 21nci, ZÜMER SURESİ 65nci, EN'AM SURESİ 117nci ve TÎN SURESİ 8nci ayetlere göre; "...ALLAH KENDİSİNE ORTAK (ŞİRK) KOŞULMASINIASLA AFFETMEZ VE O HÜKMÜNE HİÇ KİMSEYİ ORTAK ETMEZ"
MÂİDE SURESİ 99ncu, RA'D SURESİ 40ncı, ANKEBÛT SURESİ 18nci, NAHL SURESİ 35nci, ŞÛRA SURESİ 48nci, EN'AN SURESİ 107nci, YÛNUS SURESİ 49ncu, A'RAF SURESİ 6ncı ve SÂD SURESİ 86ncı ayetlere göre ise; "...RESULE DÜŞEN, AÇIK BİR TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR. ve Yüce Allah Peygamberimize ...O HALDE TEBLİĞ ETMEK SANA, HESAP SORMAK BİZE DÜŞER." Demek suretiyle ;" KULLARININ İMANINI YARGILAMA HAKKINI SEVGİLİ PEYGAMBERİNE BİLE VERMEMİŞTİR."
Kuran'ın bu açık emirlerine rağmen; Bu milleti İNANANLAR ve İNANMAYANLAR olarak kategorize ediyorsunuz. Subayları, subay ailelerini ve çocuklarını İNANMAYANLAR veya en hafif deyimiyle DAHA AZ DİNDARLAR sınıfına koyuyorsunuz.
Diğer bir deyimle;YÜCE RABBİMİZİN sevgili PEYGAMBERİMİZE bile vermediği bir yetkiyi kullanarak SUBAYLARIN, AİLELERİNİN VE ÇOCUKLARININ İMANINI YARGILAMAYA YELTENİYORSUNUZ.
Toplumun önemli bir bölümünde; "Subaylarımız başörtüsüne karşı, Kur'an kurslarına karşı, muhafazakâr partilere, televizyon kanallarına ve halkımıza karşı olduğu kanısının hâkim olduğunu" iddia ediyorsunuz:
Öncelikle, subayların Kuran'a ve Kuran kurslarına karşı olduğu tamamen yalan ve iftira olup, dinimize göre de günahtır. Bütün subayları kapsayan bilimsel bir anket mi yaptınız da bu sonuca ulaştınız. Subayların karşı olduğu şey; kaçak Kuran kurslarında, yetkisiz ve bilgisiz kimseler tarafından, Kuran'da olmayan yalan yanlış hurafelerle çocuklarımızın beyinlerinin yıkanmasıdır. Nitekim Yüce Rabbimiz de; ÂLİ İMRAN SURESİ 78nci ayette : " ONLARDAN BİR ZÜMRE VARDIR, ASLINDA KİTAP'TAN OLMAYAN BİR ŞEYİ SİZ KİTAP'TAN SANASINIZ DİYE, DİLLERİNİ KİTAP'LA EĞİP BÜKERLER. O, ALLAH KATINDAN OLMADIĞI HALDE, BU ALLAH KATINDANDIR, DERLER. BİLİP DURDUKLARI HALDE, ALLAH HAKKINDA YALAN SÖYLERLER." ve FUSSILET SURESİ 40ıncı ayette de : " AYETLERİMİZ HAKKINDA EĞRİ İLE DOĞRUYU BİRBİRİNE KATANLAR, BİZE GİZLİ KALMAZLAR" demek suretiyle, dinimize hurafe karıştıran eğitimi yasaklamıştır.
Yüce Allah'ımızın karşı çıktığı bir şeye, askerlerin de karşı çıkması sizi neden rahatsız ediyor? Yasal Kuran kurslarını neden teşvik etmiyorsunuz?
Dini eğitim konusunda" SUBAY AİLELERİNDE İSE AĞIRLIKLI OLARAK İLKÖĞRETİM VE LİSEDE ZORUNLU OLARAK OKUTULAN VE HAFTADA BİR İKİ SAATTEN İBARET OLAN DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ İLE YETİNİLDİĞİ görülüyor" iddianıza gelince: "...RESULE DÜŞEN, AÇIK BİR TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR... O HALDE TEBLİĞ ETMEK SANA, HESAP SORMAK BİZE DÜŞER... O, HÜKMÜNE HİÇ KİMSEYİ ORTAK ETMEZ... ALLAH, YARGIÇLARIN EN GÜZEL HÜKÜM VERENİ DEĞİL Mİ?" diyen YÜCE RABBİMİN hakkınızda gerekli hükmü vereceğine, mütedeyyin bir Müslüman olarak inanıyorum.
Sizler, Tüm subay ailelerini ve çocuklarını dini eğitim bakımından yetersiz olmakla nasıl itham edersiniz? Sizler, güya dini eğitimi yüksek ve Müslümanlığı hiç kimseye bırakmayan bilge kişilersiniz. Allah aşkına, Subaylarla beraber ailelerinin ve çocuklarının dini eğitimlerini ve imanlarını yargılamaya kalkmanın ne demek olduğunu hiç
bilmiyor musunuz?
"Aileler, namaz kılmanın, dini eğitim almanın, dini sohbetlere katılmanın "İRTİCAİ FAALİYET" olarak görülebildiği TSK'nin lliselerinde, harp okullarında okuyan çocuklarını bunun dışında bir eğitime, kursa yönlendiremiyor" söyleminiz,
"BİR BABANIN ASKERİ LİSEDE OKUYAN OĞLUYLA CAMİYE GİTTİĞİ NEREDEYSE HİÇ GÖRÜLMEMİŞ BİR OLAY" savınız, "YİNE BİR AİLENİN ASKERİ LİSEDE OKUYAN OĞLUNU YAZ TATİLİNDE DİNİ EĞİTİM ALMASI İÇİN BİR KURSA GÖNDERMESİ NEREDEYSE İMKÂNSIZ" gibi iddialarınız da külliyen yalan ve iftiradır.
Türk Silahlı Kuvvetlerinde; namaz kılmak ve mütedeyyin dindar olmak hiçbir zaman "İRTİCAİ FAALİYET" olarak görülmemiştir. Ancak, Din kisvesi altında TARİKATLARA MÜRİT kazandırmaya çalışmak,Radikal örgütlere MİLİTAN DEVŞİRME gayretine girmek, DİNİ SİYASETE ALET ederek, orduyu siyasal İslam'ın arka bahçesi haline getirmeye uğraşmak, Din üzerinden SİYASAL VE MADDİ ÇIKAR sağlamak, Halkımızı İNANANLAR ve İNANMAYANLAR olarak bölmek ise, hem İSLAM DİNİNE AYKIRI, hem ŞİRK ve hem de İRTİCANIN DA KENDİSİDİR.
Sonuç olarak; eminim ki "Kuranı inceden inceye düşünerek okuyan ve aklını kullanan" mütedeyyin Müslümanlar, size ve sizin gibilere; "durun bakalım, siz Allah mısınız veya Allah ile ortak mısın ki, insanların imanını yargılama hakkını kendinizde buluyorsunuz. Yüce Allahın sevgili peygamberine bile tanımadığı bir yetkiyi, utanmadan ve hangi cesaretle kullanmaya yelteniyorsunuz. Siz gırtlağınıza kadar şirke batmışsınız. Bizi de günahınıza ortak etmeyin. " diyeceklerdir.
2. DİN TÜCCARLARINI KORUYORSUNUZ VE AYNI SAFTA BULUŞUYORSUNUZ:
Askerlerin; "muhafazakâr siyasi partilere, muhafazakâr televizyon kanallarına ve sivil toplum kuruluşlarına ve halka karşı olduğu" iddiaları da yalan ve iftiradır. Çünkü: ÂLİ İMRAN SURESİ 161nci ve 187nci, BAKARA SURESİ 75nci, 79ncu 174ncü ve NAHL SURESİ 95nci ayetler; " DİNİ DEĞERLERİ BASİT BİR ÜCRET KARŞILIĞI SATMAYI, KAMU MALINDAN AŞIRMAYI VE SONUÇ OLARAK DİN ÜZERİNDEN MADDİ MENFAAT SAĞLAMAYI YASAKLAMIŞTIR"
SÂD SURESİ 86ncı ayette de; peygamberimizin bile " TEBLİĞİNE KARŞILIK HERHANGİ BİR ÜCRET İSTEMEDİĞİNİ..." belirtmiştir
HADİD SURESİ 14ncü, ÂLİ İMRAN SURESİ 78nci, FUSSILET SURESİ 40ıncı, LUKMAN SURESİ 33ncü ve FÂTIR SURESİ 5nci ayetler ise; " ALLAH ADIYLA İNSANLARI ALDATMAYI YASAKLAMIŞ VE BUNLARA KARŞI DİKKATLİ OLMAMIZ İÇİN BİZLERİ UYARMIŞTIR"
İşte, askerlerin karşı çıktığı şey; din, iman, Kuran, Peygamber ve Allah adı kullanılarak halkın aldatılması ve siyasi menfaat temin edilmesidir.
İşte askerler, benim güzel İslam Dinimin siyasete alet edilerek maddi çıkarlar sağlanmasına karşıdır.
İşte askerler, holdingler kurup helal kar payı vereceğiz deyip, ağızlarını Allah adıyla eğip bükerek halkın dişiyle tırnağıyla biriktirdikleri paraları toplayıp cebe atanlara karşıdır.
İşte askerler, fakire fukaraya Allah rızası için yardım edeceğiz diyerek, toplanan paraları yok edenlere karşıdır.
İşte askerler, halkın vergilerinden oluşan hazineden, devlet yardımı alıp zimmetine geçirenlerin Müslümanlığa gelince en önde
koşmalarına ve dinimizi istismar etmelerine karşıdır. Yüce rabbimizin de karşı çıktığı şeylere, subayların da karşı çıkması sizi neden rahatsız ediyor?
"Subayların, başörtüsüne karşı oldukları da" bir iftiradır. Çoğumuzun nineleri ve anaları başörtülüdür: Askerler, ninelerimizin ve analarımızın taktıkları başörtüsüne değil, türban adı altında siyasileştirilmiş bir örtünme şeklinin ALLAH ADI KULLANILARAK kadınlarımıza dayatılmasına karşıdır.
Türban takanların İNANANLAR, takmayanların ise İNANMAYANLAR sınıfına sokulmasına karşıdır.
DİN TÜCCARLIĞI YAPARAK, haram yoldan zenginleşmiş olanların, 4 çeker ciplere binerek durakta bekleyen başörtülülere çamur sıçratmasına karşıdır.
"Türk subaylarının DİNE VE SİYASETE ÇERÇEVE ÇİZME dürtüsüyle yetiştirildiği ve TSK'deki eğitim sisteminin temelinde bunun olduğu" iddianıza gelince: Peşinen, bir yanlışınızı veya bilerek yaptığınız bir mantıkilesini düzeltmek isterim; Türk Silahlı Kuvvetleri, bir imam hatip okulu veya ilahiyat fakültesi değildir. Bu nedenle dini eğitim vermez. Bununla beraber, Türk Silahlı Kuvvetleri ve subayı dine en saygılı kurumlardan bir tanesidir. Örneğin: Günde üç öğün yemeğe, Allah adıyla dua edilmeden başlanmaz.
Ramazanda, oruç tutmak isteyen tüm personele iftar ve sahur yemekleri çıkarılır.
Kışlaların çoğunda cami vardır ve mesai dışında ibadetini yapmak isteyenler serbestçe ibadetini yapmaktadır.
Generallerin, subay ve astsubayların tamamına yakını, gösteriş yapmadan oruçlarını tutmakta ve ibadetlerini yapmaktadırlar.
Din üzerinden maddi ve manevi menfaat sağlamayı, askerler günah sayarlar. Bütün bunları yok sayıp, askerlerin imanını yargılamaya kalkmak şirke bulaşmaktır.
3. MÜSLÜMANLARI FIRKALARA ( HİZİPLERE) BÖLÜYOSUNUZ:
RÛM SURESİ 32nci, ŞÛRA SURESİ 13ncü ve EN'AM SURESİ 159ncu ayetler; "...DİNİ YALNIZ ALLAHA ÖZGÜLEYEREK DOSDOĞRU TUTMAYI VE ONDA BÖLÜNÜP FIRKALARA AYRILMAMAYI. .." emrediyor.
KEHF SURESİ 102nci, MÜMİN SURESİ 14ncü, ZÜMER SURESİ 3ncü, 11nci ve 66ncı ayetler ile SEBE SURESİ 40ncı ve FÂTİHA SURESİ 5nci ayetler ise; " İNSANLARDAN VELİ EDİNMEMELERİNİ, YALNIZ ALLAHA İBADET VE KULLUK ETMELERİNİ VE YALNIZ ALLAHTAN YARDIM DİLEMELERİNİ" emrediyor. Siz ise Yüce Rabbimin emirlerine karşı gelerek: İnsanları İNANANLAR ve İNANMAYANLAR olarak kategorize edip FIRKALARA BÖLÜYORSUNUZ. Yüce Rabbimizin hiç kimseye vermediği yetkiyi, SANKİ ALLAHMIŞSINIZ gibi kullanarak, İNSANLARIN İMANINI YARGILIYORSUNUZ. Gırtlağınıza kadar ŞİRKE BATIYORSUNUZ ve okurlarınızı da ŞİRKE BULAŞTIRIYORSUNUZ. Allahtan korkmadan ve kuldan utanmadan Silahlı Kuvvetlerimize,
subaylarımıza, ailelerine ve çocuklarına İFTİRA ATIYORSUNUZ. Ordu ile millet arasına ve Silahlı Kuvvetlerimizin içine NİFAK SOKMAYA çalışıyorsunuz.
Bunların hepsi dinimize göre günahtır. Soruyorum:
SİZ ALLAH MISINIZ?
ALLAH İLE ORTAK MISINIZ?
ALLAHTAN KORKMUYOR VE PEYGAMBERDEN UTANMIYOR MUSUNUZ?
MÜSLÜMANLIK SİZİN TEKELİNİZDE Mİ?
Sayın Editör,
Okuyucularınıza bir çağrıda bulunuyor ve bu konuyla ilgili düşüncelerinizi gönderin yayınlayalım diyorsunuz.
Alın size bir okuyucu düşüncesi. Hazırladığınız yazı dizinizin yanına bunu da koyup yayınlayabilecek misiniz? Bu yazının ekinde, daha geniş çaplı bir yorum daha gönderiyorum isterseniz onu da yayınlayabilirsiniz. (daha sonra sizlerle paylaşacağım D.Uyar) Eğer inançlarınızda samimi iseniz, buyurun yayınlayın. Böylece, din kardeşlerimize yayınlayacağınız yazıları, dini açıdan değerlendirme fırsatı da sunmuş olursunuz. Bunu yapabileceğinizi hiç zannetmiyorum.
Öyleyse Yüce Rabbim sizleri ıslah eylesin.
İZMİR - Emekli Tuğgeneral Hikmet YAVAŞ
Boşa çekilen kürekler, heba olan gayretler. Fevzi MORAY
İnanın sevgili dostlarım çelişkiler içersinde olduğum şu günlerde aşağıdaki başlığı atmamak için çok gayret sarf ettim...Bildiğiniz gibi “seçimler ve olacak şikeler” konusunu tazeliğini korumak adına siz dostlarımla , önlem almaları maksadıyla ise muhalefet liderleriyle sıkça paylaşmaktayım.. Ancak bu güne kadar gönderdiğim hiçbir yazıma yetkililerden kısa da olsa cevap dahi alamadığımı itiraf etmeliyim..Görünen köye kılavuz gerekmeyeceği düşüncesiyle içim acıyarak bu başlığı attığım için özellikle siz saygın dostlarımdan özür diliyorum..Önemine ve okuyacağınıza yürekten inandığım yazım aşağıdadır....
Saygılarımla..
Fevzi MORAY
BOŞA ÇEKİLEN KÜREKLER! HEBA OLAN GAYRETLER! F.MORAY
Değerli dostlarım kahraman silah arkadaşlarım, son bir kaç senedir hayati kurumlarımız gözümüzün önünde pervasızca tahrip ediliyor..İşin daha vahimi ise , bu gidişe dur demesi gereken devlet ve hükümet erkanının gözle görülür kayıtsız tavrı ve hatta yangına körükle gitme eğilimidir..
Hal böyle olunca vatanını ve milletini seven biz Mustafa Kemal ATATÜRK sevdalılarının yürekleri dağlanmakta , yalnız kalmanın verdiği vehimle mücadele azmimiz kırılmaktadır..
Olaylardan bihaber kalmamız için damarlarımıza enjekte edilen zehirle vücut kimyamız değişmekte ve bu kutsal topraklarda yaşam anlamsızlaşmaktadır. Hiç güvenilmeyen kurumların başını çeken medya ordusu ile Siyasetçilerin büyük bir bölümü endişe verici gidişe amansızca çanak tutarak bizleri adeta sırtımızdan hançerlemektedir..
Bu arada her şeyi büyük bir dikkatle planlayıp uygulayan küresel şerif de boş durmuyor tabii ki.. İnsanları uyutmak ve hedeflerine çok daha kolayca ve masrafsız ulaşmak için maalesef popüler sanatkarları Psikolojik Harbin ilkeleri doğrultusunda Okyanus ötesinden kirli emellerine alet edebiliyor.
Nereden nemalandığı bilinen bu harika çocuklar ( toplumun ilgisini çeken sanatkarlar vb.) Okyanus ötesinden yönlendirilerek , bu yaz sıcağında ilgi çekici programlarla sahnelerde yerlerini alıyorlar..Halkı etkileme yeteneği tartışmasız olan bu ‘altın çocuklar’ aldıkları astronomik paralar karşılığı, bizlere hoşça vakit geçirtirken, emperyalist güçlerce elimizden sökülüp alınanlara inanın yürek dayanmıyor.
Evi barkı olmayan münevver ve vatansever insanların 30 yıl özveriyle çalışarak elde edebileceği bir ev (!) , yukarıda belirttiğim toplumun ilgisini çeken aktör ve aktrislerin, belirli mevkileri bir şekilde(!) işgal etmişlerin(!) parmaklarında anında yüzüğe , bazen kulaklarında küpeye, kollarında saate, kimi zamanda altlarında son model arabaya dönüşüyor..Ve ne yazık ki, özellikle sahnede yerini alan o harika çocuklar bu kadar paranın ne maksatla kendilerine verildiğinin farkında bile olmadan gizlenmeyi başarmışların (!) kirli emellerine alet olabiliyorlar..
Ha unutuyordum sevgili dostlarım. Mesele , aklımızı kafatasımızdan söküp alan Medya olunca halkın çok yakından takip ettiği survivor programını da söylemeden geçmeyelim. Normal şartlarda bu program tatil dolayısıyla yayınlanmaması gerekiyordu. Ne oldu da Ağustos sıcağında bir anda hizmete sokuldu dersiniz?.Ayrıca ilgi çeken bu programın Amerika'da (Panama) yapıldığını, zamansız ve fakat bilinçli şekilde bizlere servis edildiğini de unutmayalım..
Var mısın- yok musun ve evlendirme programlarının da aynı gerekçeyle hizmete sunulmasına özellikle dikkatinizi çekmek isterim. Bütün bunlar dikkate alındığında bazı kültürlü dostlarımın bile önümüzde yapılacak Referanduma ilgisiz kaldığını üzülerek söylemeliyim..
Bu nedenledir ki önümüzdeki referandum sonuçlarının , ülkesini seven bizlere yine hayal kırıklığı yaşatacağından korkuyorum....Dikkat ettiyseniz aklıselim , sözü dinlenen yazar ve çizerlerin seçimlerde olacak hilelerle ilgili açıklamalarına muhalefet liderlerinden pek tepki yok. Olsa bile cılız kalıyor..Neden A C A B A( !?...)
Umarım(!) muhalefet partilerinin ileri gelenleri , bizlere “elim kırılsaydı da oyumu bunlara vermeseydim” dedirtmezler..
Saygın dostlarım, referanduma yaklaştığımız şu günlerde akil insanlar tarafından seçimlerde şike sıkça dile getirildiğinden tehlikeli gidişattan tedirgin olduğumu söylemeliyim.. Beni yanlış anlamayacağınızı ve bağışlayacağınızı biliyorum.. Zira iş dönüp dolaşıyor ve seçimlerde şikeye dayanıyor..
Seçimler konusundaki düşüncelerime vakıfsınız.. Sözcü gazetesinin değerli yazarı Sayın Necati doğru’nun 03 Eylül 2010 tarihinde kaleme aldığı “babanıza bile güvenmeyin referanduma hile girebilir” başlıklı yazısını internetten bulup okumanızı salık veririm..
Sonuç olarak, Küresel devin ve içimizdeki destekçilerinin hedeflerine ulaşmak adına neler yapabileceğini artık biliyoruz..Çok sevdiğim ve değer verdiğim silah arkadaşım Güray Tekin’in isabetli bir uyarısını sizlerle paylaşarak sözlerime son veriyorum…
***
“Değerli Arkadaşlar,bir konuda yazı veya sözle ifade ettiğimiz fikirlerimiz ''berrak bir suya'' benzer.Susamış insanlar kana kana içer ve susuzluğu geçer.Bundan sonra, suya benzeyen fikirlerimizi insanlara zorla içiremeyiz.Su benzeri fikirlerimiz artık değersizleşir.Okunmaz,dinlenmez ve paylaşılmaz hale gelir.Referandumla ilgili ''EVET-HAYIR'' reklamları da değersizleşti.İnsanların artık kararlarını verdiklerine inanıyorum. Lütfen berrak fikirlerimizi değersiz hale getirmeyelim.” Güray TEKİN
***
Benden de bu kadar sevgili dostlarım. Sizlere güveniyorum.
Sağlıklı olunuz ve uyanık kalınız sevgili dostlarım.
Allah daima doğru, mücadeleci , namuslu ve cesur insanların yanında olsun..
Fevzi MORAY 03 Eylül 2010 İZMİR
www.kibris1974.com
www.volkan gazetesi.net
http://morayfevzi.blogspot.com/
http://politikadergisi.com/
Saygılarımla..
Fevzi MORAY
BOŞA ÇEKİLEN KÜREKLER! HEBA OLAN GAYRETLER! F.MORAY
Değerli dostlarım kahraman silah arkadaşlarım, son bir kaç senedir hayati kurumlarımız gözümüzün önünde pervasızca tahrip ediliyor..İşin daha vahimi ise , bu gidişe dur demesi gereken devlet ve hükümet erkanının gözle görülür kayıtsız tavrı ve hatta yangına körükle gitme eğilimidir..
Hal böyle olunca vatanını ve milletini seven biz Mustafa Kemal ATATÜRK sevdalılarının yürekleri dağlanmakta , yalnız kalmanın verdiği vehimle mücadele azmimiz kırılmaktadır..
Olaylardan bihaber kalmamız için damarlarımıza enjekte edilen zehirle vücut kimyamız değişmekte ve bu kutsal topraklarda yaşam anlamsızlaşmaktadır. Hiç güvenilmeyen kurumların başını çeken medya ordusu ile Siyasetçilerin büyük bir bölümü endişe verici gidişe amansızca çanak tutarak bizleri adeta sırtımızdan hançerlemektedir..
Bu arada her şeyi büyük bir dikkatle planlayıp uygulayan küresel şerif de boş durmuyor tabii ki.. İnsanları uyutmak ve hedeflerine çok daha kolayca ve masrafsız ulaşmak için maalesef popüler sanatkarları Psikolojik Harbin ilkeleri doğrultusunda Okyanus ötesinden kirli emellerine alet edebiliyor.
Nereden nemalandığı bilinen bu harika çocuklar ( toplumun ilgisini çeken sanatkarlar vb.) Okyanus ötesinden yönlendirilerek , bu yaz sıcağında ilgi çekici programlarla sahnelerde yerlerini alıyorlar..Halkı etkileme yeteneği tartışmasız olan bu ‘altın çocuklar’ aldıkları astronomik paralar karşılığı, bizlere hoşça vakit geçirtirken, emperyalist güçlerce elimizden sökülüp alınanlara inanın yürek dayanmıyor.
Evi barkı olmayan münevver ve vatansever insanların 30 yıl özveriyle çalışarak elde edebileceği bir ev (!) , yukarıda belirttiğim toplumun ilgisini çeken aktör ve aktrislerin, belirli mevkileri bir şekilde(!) işgal etmişlerin(!) parmaklarında anında yüzüğe , bazen kulaklarında küpeye, kollarında saate, kimi zamanda altlarında son model arabaya dönüşüyor..Ve ne yazık ki, özellikle sahnede yerini alan o harika çocuklar bu kadar paranın ne maksatla kendilerine verildiğinin farkında bile olmadan gizlenmeyi başarmışların (!) kirli emellerine alet olabiliyorlar..
Ha unutuyordum sevgili dostlarım. Mesele , aklımızı kafatasımızdan söküp alan Medya olunca halkın çok yakından takip ettiği survivor programını da söylemeden geçmeyelim. Normal şartlarda bu program tatil dolayısıyla yayınlanmaması gerekiyordu. Ne oldu da Ağustos sıcağında bir anda hizmete sokuldu dersiniz?.Ayrıca ilgi çeken bu programın Amerika'da (Panama) yapıldığını, zamansız ve fakat bilinçli şekilde bizlere servis edildiğini de unutmayalım..
Var mısın- yok musun ve evlendirme programlarının da aynı gerekçeyle hizmete sunulmasına özellikle dikkatinizi çekmek isterim. Bütün bunlar dikkate alındığında bazı kültürlü dostlarımın bile önümüzde yapılacak Referanduma ilgisiz kaldığını üzülerek söylemeliyim..
Bu nedenledir ki önümüzdeki referandum sonuçlarının , ülkesini seven bizlere yine hayal kırıklığı yaşatacağından korkuyorum....Dikkat ettiyseniz aklıselim , sözü dinlenen yazar ve çizerlerin seçimlerde olacak hilelerle ilgili açıklamalarına muhalefet liderlerinden pek tepki yok. Olsa bile cılız kalıyor..Neden A C A B A( !?...)
Umarım(!) muhalefet partilerinin ileri gelenleri , bizlere “elim kırılsaydı da oyumu bunlara vermeseydim” dedirtmezler..
Saygın dostlarım, referanduma yaklaştığımız şu günlerde akil insanlar tarafından seçimlerde şike sıkça dile getirildiğinden tehlikeli gidişattan tedirgin olduğumu söylemeliyim.. Beni yanlış anlamayacağınızı ve bağışlayacağınızı biliyorum.. Zira iş dönüp dolaşıyor ve seçimlerde şikeye dayanıyor..
Seçimler konusundaki düşüncelerime vakıfsınız.. Sözcü gazetesinin değerli yazarı Sayın Necati doğru’nun 03 Eylül 2010 tarihinde kaleme aldığı “babanıza bile güvenmeyin referanduma hile girebilir” başlıklı yazısını internetten bulup okumanızı salık veririm..
Sonuç olarak, Küresel devin ve içimizdeki destekçilerinin hedeflerine ulaşmak adına neler yapabileceğini artık biliyoruz..Çok sevdiğim ve değer verdiğim silah arkadaşım Güray Tekin’in isabetli bir uyarısını sizlerle paylaşarak sözlerime son veriyorum…
***
“Değerli Arkadaşlar,bir konuda yazı veya sözle ifade ettiğimiz fikirlerimiz ''berrak bir suya'' benzer.Susamış insanlar kana kana içer ve susuzluğu geçer.Bundan sonra, suya benzeyen fikirlerimizi insanlara zorla içiremeyiz.Su benzeri fikirlerimiz artık değersizleşir.Okunmaz,dinlenmez ve paylaşılmaz hale gelir.Referandumla ilgili ''EVET-HAYIR'' reklamları da değersizleşti.İnsanların artık kararlarını verdiklerine inanıyorum. Lütfen berrak fikirlerimizi değersiz hale getirmeyelim.” Güray TEKİN
***
Benden de bu kadar sevgili dostlarım. Sizlere güveniyorum.
Sağlıklı olunuz ve uyanık kalınız sevgili dostlarım.
Allah daima doğru, mücadeleci , namuslu ve cesur insanların yanında olsun..
Fevzi MORAY 03 Eylül 2010 İZMİR
www.kibris1974.com
www.volkan gazetesi.net
http://morayfevzi.blogspot.com/
http://politikadergisi.com/
Perşembe, Ağustos 05, 2010
ÖZGÜR YAŞAMAK ZORDUR AMA İMKANSIZ DEĞİLDİR. F.MORAY
ÖZGÜR YAŞAMAK İMKANSIZ DEĞİLDİR..F.MORAY
Benim sevgili dostlarım ve kahraman silah arkadaşlarım, duyarlı yaklaşımlarınızdan kuvvet bularak ve daha da önemlisi hoş görünüze sığınarak önemsediğim bir yazımı daha paylaşmak istiyorum..
Bu kavurucu yaz sıcağında, bildiğiniz acıları , üzüntüleri , akıllara zarar gelişmeleri dile getirerek sizleri üzmek istemezdim.. Ancak mademki dünyanın kalbi olan Türkiye gibi önemli bir ülkede yaşıyoruz , yaz kış demeden bu acılara göğüs germek mecburiyeti vardır..Karanlık tablolara gebe olduğumuz bu Coğrafyada , ufkumuzu karartan gelişmelerinde üstesinden geleceğimize yürekten inanıyorum..
Sonuç olarak ben biliyorum ki; bu ülke, çocuğunu şehit vermiş ana ve babaların duygularını içinde hisseden ve üzücü olaylar karşısında bir bütün olarak kenetlenmeyi başarabilen fedakar insanların çoğunlukta olduğu mukaddes bir ülkedir..
En içten sevgi ve saygılarımı kabul ediniz efendim..04 Ağustos 2010
Fevzi MORAY
****
“ÖZGÜR YAŞAMAK ZORDUR AMA! İMKANSIZ DEĞİLDİR.”.
F.MORAY
Sevgili dost ve silah arkadaşlarım yaz sıcaklarının getirdiği rehavetle sizlerden bir süre ayrı kaldım..Umarım benim gibi biraz soluklanmış ve dinlenmişsinizdir.. Şimdi yılmadan “durmak yok yola devam” parolasını uygulama zamanı biz ATATÜRK sevdalılarındadır..
Bu treni kaçırdığımızda başımıza gelecekleri düşünmek dahi istemiyorum..
Hatırlarsanız Referandumun yapılmasına kısa süre kalması nedeniyle en son sizlerle Özgür yaşamak istiyor musunuz başlıklı yazımı paylaşmıştım..
Yazım da ana hatlarıyla,
Ülkenin yaşanamayacak hale gelmesinden, kardeşi kardeşe kırdırmaya kadar varan senaryoların arkasında Küresel Jandarmanın olduğuna işaret etmiş ve bir an önce askerin harekete geçmesini isteyen vatandaşlarıma ise başarının sabırdan geçeceğini naçizane dile getirmeye çalışmıştım..
Okumamış olanlar için yazımın tamamı aşağıdaki linktedir. http://www.kibris1974.com/showthread.php?t=120147&referrerid=26552
Küresel Güç ve onların sözünden çıkmayan içimizdekiler (!?)istismara açık olan zaaflarımızı , heyecanlarımızı, kutsal günlere olan tutkularımızı çok iyi bildiklerinden hedeflerine ulaşmakta zorluk çekmemektedirler.
Siz; Yüksek Seçim Kurulunun (YSK) referandum tarihini gizli entrikalarla 12 Eylül 2010’a sarkıtmasına ve iktidarın göstermelik tepkilerine bakmayınız..
Küresel gücün ülkemizde sinsice kurguladığı gizli tezgahların içeriği , içimizden satın alınmış kalemşorlarca karartılarak olaylar farklı mecralara taşınmakta ve halkın kafası karıştırılmaktadır.. Daha da üzücü olanı ise bu uygulamayla Türk insanının birbirine kırdırılmasına ve ülkenin kaosa sürüklenmesine geçit verilmektedir.
Yine son zamanlarda , dünyanın her tarafında meydana gelen olumsuzlukların arkasında Küresel Gücün olduğu düşünülür hale gelmiştir..En yakın örneği Rusya’dan vererek konuya açıklık getirmeye çalışayım.. Dünya, tarihinde görülmemiş iklim değişiklikleriyle karşı karşıyadır..Bu nedenle Rusya’da meydana gelen tabii afetlerin arkasında Küresel Gücün ayak izlerinin olduğu yüksek sesle dile getirilir olmuştur.
O nedenledir ki, cehennem hayatı yaşamaya mahkum edildiğimiz bu evrende olumsuz gelişmeler dikkatle izlenmelidir..
1999 da ülkemizde vuku bulan depremin ardından yazar Aydoğan Vatandaş’ın kaleme aldığı HAARP (Kıyamet Teknolojisi) adlı kitabı okumayanların okumasında , okuyanların ise bir kez daha dikkatle gözden geçirmesinde yarar görülmektedir..
Bu kitap okunur ve dünyadaki son gelişmeler bu potada değerlendirilirse Küresel Dev’in dünyayı dize getirmek için daha ne gibi insanlık suçu işleyebileceğini kestirmek hiç de zor olmaz..
Küresel Devin zorda kaldığında ne kadar tehlikeli senaryoları devreye sokacağını anlayabilmek için bir örnek daha vermeliyim.
Amerikalı yazar John Perkins aynı zamanda uluslar arası ekonomik ağda uzun yıllar çalışmış bir uzmanıdır. İnsanlığın kurulan tuzaklardan daha fazla yara almasını önlemek için vicdanının sesine kulak vermiş ve tehlikelerle dolu ekonomik kulvardan istifa etmiştir. Müteakiben de ekonomik gücü bitirilmek istenen ülkelerin üzerinde oynanan oyunları, “Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları” adlı kitabında cesaretle dile getirmiştir..
Emperyalistlerin gizli emellerini açığa çıkartan bu kitaba uzun bir süre baskı yasağı konmuştur...Böylesine önemli ve bir o kadar da tehlikeli gelişmeleri ifşa eden bu kitaptan Küresel devin ana hedefini sizlerle paylaşmayı önemsiyorum..
“( ……) Hedeflediğimiz ülkelerin önce Sosyal hizmetlerini, Teknik sistemlerini, Eğitim kurumlarını, Sağlık kurumlarını ve Adli sistemlerini ele geçiririz. Bu, ikili üçlü dörtlü bir darbeler serisidir.”
Yıpratılmış bir ordu yaratma fitilinin 1990’lı yıllardan itibaren ateşlendiğini buna ilave edersek , üzülerek söylemeliyim ki, ülkemizde elle tutulur hiçbir kurumun kalmadığı görülür.
Hal böyle olunca , kontrol altına alınan diğer hayati kurumlarımız gibi YSK’ unun da Okyanus ötesinden yönlendirildiğini kabul etmemiz gerekir diye değerlendirmekteyim..
Ve biliyorum ki, küresel güç tarafından stratejik ülkelerin önemli kurumlarına giydirilmek istenen elbisenin kesimi küresel mühendislerce özenle yapılmaktadır..
Bu tespitlerimi , akil insanların kitaplarını okuyarak, olayları yaşayarak, görerek ve elimi şakağıma koyup düşünerek siz değer verdiğim sevgili dostlarımla paylaşmaktayım..
Zorun başarılacağı , imkansızı başarmanın zaman alacağı prensibi Dünya tarihini bilen uluslara yalnız ve yalnız Türk ulusunu hatırlatır..
Bilmemekte , anlamamakta ısrar edenler ise tekerrür eden tarihinin ağır yükünün altında ezileceklerdir..
Şimdi esas anlatmak istediğime dönebilirim....
29 Temmuz 2010 tarihinde Hürriyet Gazetesi yazarı Ertuğrul ÖZKÖK , köşesini bir vatandaşın kaleme aldığı mektuba ayırmıştır..
Mektubun başlığı , “Genç subay kardeşim rahatsız mısın”.
Mektubu sonuna kadar okuduğumda bir çok insanımızın hislerine tercüman olacağını düşünerek ümitlendim, gururlandım..Konuyu uzatarak sizleri sıkmak istemiyorum. Genç ve aklıselim vatandaşımızın mektubunu dikkatle okuduğunuzda kafanızdaki tüm soru işaretlerinin çözüme kavuştuğunu göreceksiniz..
Okumak için lütfen tıklayınız: http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=15447820
(Affınıza sığınarak CTRL’ ye basarken farenin solunu tıklayınız)
Sonuç olarak ; Vatan sever kardeşimizin dile getirdikleri , düşmanın hafızasından silinen tarih kitaplarına kapak ve yoldan çıkmış mahlukların! kulaklarına küpe olsun..
En derin sevgi ve saygılarım; böyle sıcak günlerde gözünü dört açarak Türkiye üzerinde oynanan oyunları zaman kaybetmeden bizlerle paylaşanlaradır..03 Ağustos 2010 İZMİR
Fevzi MORAY
E.P.KD.ALBAY
Benim sevgili dostlarım ve kahraman silah arkadaşlarım, duyarlı yaklaşımlarınızdan kuvvet bularak ve daha da önemlisi hoş görünüze sığınarak önemsediğim bir yazımı daha paylaşmak istiyorum..
Bu kavurucu yaz sıcağında, bildiğiniz acıları , üzüntüleri , akıllara zarar gelişmeleri dile getirerek sizleri üzmek istemezdim.. Ancak mademki dünyanın kalbi olan Türkiye gibi önemli bir ülkede yaşıyoruz , yaz kış demeden bu acılara göğüs germek mecburiyeti vardır..Karanlık tablolara gebe olduğumuz bu Coğrafyada , ufkumuzu karartan gelişmelerinde üstesinden geleceğimize yürekten inanıyorum..
Sonuç olarak ben biliyorum ki; bu ülke, çocuğunu şehit vermiş ana ve babaların duygularını içinde hisseden ve üzücü olaylar karşısında bir bütün olarak kenetlenmeyi başarabilen fedakar insanların çoğunlukta olduğu mukaddes bir ülkedir..
En içten sevgi ve saygılarımı kabul ediniz efendim..04 Ağustos 2010
Fevzi MORAY
****
“ÖZGÜR YAŞAMAK ZORDUR AMA! İMKANSIZ DEĞİLDİR.”.
F.MORAY
Sevgili dost ve silah arkadaşlarım yaz sıcaklarının getirdiği rehavetle sizlerden bir süre ayrı kaldım..Umarım benim gibi biraz soluklanmış ve dinlenmişsinizdir.. Şimdi yılmadan “durmak yok yola devam” parolasını uygulama zamanı biz ATATÜRK sevdalılarındadır..
Bu treni kaçırdığımızda başımıza gelecekleri düşünmek dahi istemiyorum..
Hatırlarsanız Referandumun yapılmasına kısa süre kalması nedeniyle en son sizlerle Özgür yaşamak istiyor musunuz başlıklı yazımı paylaşmıştım..
Yazım da ana hatlarıyla,
Ülkenin yaşanamayacak hale gelmesinden, kardeşi kardeşe kırdırmaya kadar varan senaryoların arkasında Küresel Jandarmanın olduğuna işaret etmiş ve bir an önce askerin harekete geçmesini isteyen vatandaşlarıma ise başarının sabırdan geçeceğini naçizane dile getirmeye çalışmıştım..
Okumamış olanlar için yazımın tamamı aşağıdaki linktedir. http://www.kibris1974.com/showthread.php?t=120147&referrerid=26552
Küresel Güç ve onların sözünden çıkmayan içimizdekiler (!?)istismara açık olan zaaflarımızı , heyecanlarımızı, kutsal günlere olan tutkularımızı çok iyi bildiklerinden hedeflerine ulaşmakta zorluk çekmemektedirler.
Siz; Yüksek Seçim Kurulunun (YSK) referandum tarihini gizli entrikalarla 12 Eylül 2010’a sarkıtmasına ve iktidarın göstermelik tepkilerine bakmayınız..
Küresel gücün ülkemizde sinsice kurguladığı gizli tezgahların içeriği , içimizden satın alınmış kalemşorlarca karartılarak olaylar farklı mecralara taşınmakta ve halkın kafası karıştırılmaktadır.. Daha da üzücü olanı ise bu uygulamayla Türk insanının birbirine kırdırılmasına ve ülkenin kaosa sürüklenmesine geçit verilmektedir.
Yine son zamanlarda , dünyanın her tarafında meydana gelen olumsuzlukların arkasında Küresel Gücün olduğu düşünülür hale gelmiştir..En yakın örneği Rusya’dan vererek konuya açıklık getirmeye çalışayım.. Dünya, tarihinde görülmemiş iklim değişiklikleriyle karşı karşıyadır..Bu nedenle Rusya’da meydana gelen tabii afetlerin arkasında Küresel Gücün ayak izlerinin olduğu yüksek sesle dile getirilir olmuştur.
O nedenledir ki, cehennem hayatı yaşamaya mahkum edildiğimiz bu evrende olumsuz gelişmeler dikkatle izlenmelidir..
1999 da ülkemizde vuku bulan depremin ardından yazar Aydoğan Vatandaş’ın kaleme aldığı HAARP (Kıyamet Teknolojisi) adlı kitabı okumayanların okumasında , okuyanların ise bir kez daha dikkatle gözden geçirmesinde yarar görülmektedir..
Bu kitap okunur ve dünyadaki son gelişmeler bu potada değerlendirilirse Küresel Dev’in dünyayı dize getirmek için daha ne gibi insanlık suçu işleyebileceğini kestirmek hiç de zor olmaz..
Küresel Devin zorda kaldığında ne kadar tehlikeli senaryoları devreye sokacağını anlayabilmek için bir örnek daha vermeliyim.
Amerikalı yazar John Perkins aynı zamanda uluslar arası ekonomik ağda uzun yıllar çalışmış bir uzmanıdır. İnsanlığın kurulan tuzaklardan daha fazla yara almasını önlemek için vicdanının sesine kulak vermiş ve tehlikelerle dolu ekonomik kulvardan istifa etmiştir. Müteakiben de ekonomik gücü bitirilmek istenen ülkelerin üzerinde oynanan oyunları, “Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları” adlı kitabında cesaretle dile getirmiştir..
Emperyalistlerin gizli emellerini açığa çıkartan bu kitaba uzun bir süre baskı yasağı konmuştur...Böylesine önemli ve bir o kadar da tehlikeli gelişmeleri ifşa eden bu kitaptan Küresel devin ana hedefini sizlerle paylaşmayı önemsiyorum..
“( ……) Hedeflediğimiz ülkelerin önce Sosyal hizmetlerini, Teknik sistemlerini, Eğitim kurumlarını, Sağlık kurumlarını ve Adli sistemlerini ele geçiririz. Bu, ikili üçlü dörtlü bir darbeler serisidir.”
Yıpratılmış bir ordu yaratma fitilinin 1990’lı yıllardan itibaren ateşlendiğini buna ilave edersek , üzülerek söylemeliyim ki, ülkemizde elle tutulur hiçbir kurumun kalmadığı görülür.
Hal böyle olunca , kontrol altına alınan diğer hayati kurumlarımız gibi YSK’ unun da Okyanus ötesinden yönlendirildiğini kabul etmemiz gerekir diye değerlendirmekteyim..
Ve biliyorum ki, küresel güç tarafından stratejik ülkelerin önemli kurumlarına giydirilmek istenen elbisenin kesimi küresel mühendislerce özenle yapılmaktadır..
Bu tespitlerimi , akil insanların kitaplarını okuyarak, olayları yaşayarak, görerek ve elimi şakağıma koyup düşünerek siz değer verdiğim sevgili dostlarımla paylaşmaktayım..
Zorun başarılacağı , imkansızı başarmanın zaman alacağı prensibi Dünya tarihini bilen uluslara yalnız ve yalnız Türk ulusunu hatırlatır..
Bilmemekte , anlamamakta ısrar edenler ise tekerrür eden tarihinin ağır yükünün altında ezileceklerdir..
Şimdi esas anlatmak istediğime dönebilirim....
29 Temmuz 2010 tarihinde Hürriyet Gazetesi yazarı Ertuğrul ÖZKÖK , köşesini bir vatandaşın kaleme aldığı mektuba ayırmıştır..
Mektubun başlığı , “Genç subay kardeşim rahatsız mısın”.
Mektubu sonuna kadar okuduğumda bir çok insanımızın hislerine tercüman olacağını düşünerek ümitlendim, gururlandım..Konuyu uzatarak sizleri sıkmak istemiyorum. Genç ve aklıselim vatandaşımızın mektubunu dikkatle okuduğunuzda kafanızdaki tüm soru işaretlerinin çözüme kavuştuğunu göreceksiniz..
Okumak için lütfen tıklayınız: http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=15447820
(Affınıza sığınarak CTRL’ ye basarken farenin solunu tıklayınız)
Sonuç olarak ; Vatan sever kardeşimizin dile getirdikleri , düşmanın hafızasından silinen tarih kitaplarına kapak ve yoldan çıkmış mahlukların! kulaklarına küpe olsun..
En derin sevgi ve saygılarım; böyle sıcak günlerde gözünü dört açarak Türkiye üzerinde oynanan oyunları zaman kaybetmeden bizlerle paylaşanlaradır..03 Ağustos 2010 İZMİR
Fevzi MORAY
E.P.KD.ALBAY
Cumartesi, Temmuz 10, 2010
KAHRAMANLAR YALNIZ DEĞİLDİR
KAHRAMANLAR YALNIZ DEĞİLDİR…F.MORAY
BİLMEMİZ GEREKEN GERÇEKLERE DEVAM..
Değerli dost ve silah arkadaşlarım, kahraman silah arkadaşım Emekli Albay Atilla Uğur’un tarihe not düşen mektubunu bu gün aldım.. Vatanı için ölümü göze alıp mücadele edenlerden biri olduğuna adım gibi inandığım değerli silah arkadaşımı umarım tanımak istersiniz…Ama önce bir iki hususu belirtmem gerekiyor..
Tek suçları ; atalarımızın kemiklerini sızlatmamak için cansiperane mücadele etmek olan değerlerimiz suçsuz yere maalesef hapishane köşelerinde ölüme terk edilmişlerdir..Bir daha halkı uyandıramayacak kadar hasta olanlar ise evlerinde veya hastanelerde gözetim altındadır..
Hatırlarsanız , biz emekliye ayrılanların , işlerinin bittiğini, evlerinde ölümü bekleyerek günlerini geçirmesi gerektiğini tavsiye edenler vardı..
Kimler miydi bunlar? Tabii ki bazı satılmış mütareke basın mensupları ile , içimizde dost diye barındırdığımız sözde aydınlar…
Sevgili dostlarım, askerlikte gerçekler, Harp Ceride'sine kanla yazılır…Üzülerek belirtmeliyim ki, bu gün alnı dik ve gurur içinde emeklilik yaşamını sürdürmesi gereken kahraman Uğur’lara, Tekinlere, Alan’lara , Tolon’lara , ismini hatırlayamadığım nice kahraman vatan evlatlarına hapishane köşeleri layık görülmüştür..
Nasıl oluyor da Kahraman insanlarımızı her geçen gün hiç utanmadan ve arlanmadan, akla zarar sebeplerle tutuklamaya devam edebiliyorlar anlamak mümkün değil..
Dış güçlerce nemalanan bu şahsiyetler! , böylesine yüce insanların dik duruşlarından, iştah kaçıran beyanatlarından, anlaşılan rahatsız olmuşlardır..
Yine bu mahluklar!, Türk insanını aydınlatıp, bir bütün haline getirmeye azmetmiş olan yiğitlerden korkmuşlar ve mahkemeleri adeta esir alarak , çareyi sebepsiz tutuklamada bulmuşlardır..
O nedenle diyorum ki, birilerinden aldıkları talimat gereği kahramanlarımıza yapılanlar Utanç vericidir..Alçaklıktır, sapkınlıktır ve kadir bilmezliktir..
Layık olmadığımız eziyeti bizlere yaşatanlar kesinlikle Türk olamazlar…
Yapılan vicdansızlıklar düşmanlarımıza bile akıl tutulması yaşatacak (! ) niteliktedir.. O nedenle cengaver silah arkadaşım Emekli .Albay Atilla Uğur’un tarihe not düşen mektubunu siz duyarlı ve kadir bilen dost ve silah arkadaşlarıma gönderiyorum.
Kahraman silah arkadaşımın Harp ceridesi niteliğinde olan bu mektubunu ve naçizane benim dile getirdiklerimi hiçbir vatansız , tarih sayfalarından s i l e m e y e c e k t i r…
İnanıyorum ki, Türkiye’mize gönülden bağlı olan ve cansiperane görev yapanlara reva görülenleri Türk ulusu asla unutmayacak, yalnız bırakmayacak ve yapılanların hesabı bir gün gelecek mutlaka sorulacaktır..
Haydi şimdi kahraman silah arkadaşımın tarihe not düşen mektubunu dikkatle okuyalım ve ülkesine gönülden bağlı olanlarla paylaşalım. En derin sevgi ve saygılarım, Atatürk çizgisini ilelebet yaşatacak ve bu uğurda çekinmeden canını feda edecekleredir.
07 Temmuz 2010
Fevzi MORAY
E.P.KD.ALBAY
ÖCALAN KENDİSİNİ SORGULAYAN KOMUTANA NELER SÖYLEDİ
06.07.2010 13:48
Emekli Albay Atilla Uğur,Abdullah Öcalan’ı Kenya’dan getiren ekipte yer aldı.
Öcalan’ın 1999’da Türkiye’ye getirilmesinden sonra yapılan sorgulamalarda olan komutandı.
Bu bilgiler, emekli albayın Ergenekon davasından tutuklanmasına kadar bilinmiyordu.
Emekli Albay Atilla Uğur, şu anSilivri Cezaevi’nde tutuklu.
Uğur, tutukluluğunun 2. yılında bir mektup kaleme aldı.
Odatv, emekli albayın avukatı Serkan Günel aracılığıyla kaleme alınan bu mektubu yayınlıyor:
“KAMUOYUNA;
Ben Kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu olmaktan her zaman onur duymuş emekli bir albayım. Türk Silahlı Kuvvetlerinin bir neferiyim. Görev hayatım boyunca diğer bütün meslektaşlarım gibi bana verilen vazifeleri en iyi şekilde yerine getirmek için büyük gayret sarf ettim. Meslek hayatımın büyük bir bölümü terörle mücadelede geçti. Tanrı bana kritik ve nitelikli görevler nasip etti.
Bu mücadele komutanlarım, arkadaşlarım ve personelimle birlikte elde ettiğim başarılar beni terör örgütünün başı Abdullah ÖCALAN’ın sorgu süreci ile ilgili çok önemli bir sorumluluğa ulaştırdı.
Son dönemde yaşadığımız olaylar beni içinde bulunduğumuz durumu sorgulamaya itti.
Bugüne kadar ciddi devlet anlayışı gereği sustum. Zaten doğrusu da buydu. Ancak bu “düzmece dava” (Ergenekon) nedeni ile deşifre edildikten sonra artık susmanın bir anlamı kalmamıştır. Gelinen noktada bunları kamuoyu ile paylaşmak milli bir görev olmuştur. Gelecek nesillere de faydası olacağına inandığım bu hususları milletin istifadesine sunuyorum.
Neler Oluyor?
16 Şubat 1999 tarihinde soğuk ve yağışlı bir İmralı gününde korku dolu gözlerle sonunun ne olacağını düşünen Abdullah ÖCALAN, bugün kurtarıcılığa ve muhataplığa oynuyor…
İlk gün ve sonraki süreçte “vereceğiniz her türlü göreve hazırım” diyen kişi şimdi Türkiye’ye görev vermeye kalkıyor.
İdamdan kurtulmak için kendi örgütünü çökertmeye çalışan adam şimdi Türkiye Cumhuriyetini çökertmeye soyunuyor.
İlk gün kulağına doğru eğilip “Bir varmış bir yokmuş” dediğim terörist başının bir kulağımdan girip diğer kulağımdan Çıkmayan sözlerinden çok küçük bir kısmını aktarmak istiyorum:
- “Devletimin vereceği her türlü göreve hazırım”
- “Büyük Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’ne hizmet etmek acılarımı biraz olsun hafifleticektir”
- “En başından beri Suriye, Yunanistan ve İran bize (PKK) her türlü desteği vermiştir”
- “Kürt halkı akılsızdır, menfaatine düşkündür, güce tapar”
- “Barzani de, Talabani de güvenilmez, paradan başka bir şeyden anlamayan rezillerdir”
İmralı Adasında Türk Bayraklarının önünde görüntüsünü almak için gözbağını çıkardığımda korkan gözlerle bana bakarak “Devletime hizmet etmek istiyorum, beni asacak mısınız?” diye soran, kendisine “biz eşkıya değil Türkiye Cumhuriyeti Devletiyiz, sen bağımsız Türk Mahkemesi huzurunda hesap vereceksin” diye cevap verdiğim Abdullah ÖCALAN’ın gözbağı acaba şimdi ülkeyi yönetenlerin ve açılım simsarlarının gözlerine mi bağlanmıştır?
Teröristbaşı Abdullah ÖCALAN’ın sorgu sırasında bizzat bana defalarca küçümseyerek söz ettiği, “bunlardan bir halt olmaz” dediği Doğu ve Güneydoğu’da yaşayan KARDEŞLERİMİZ maalesef bunları bilmiyorlar.
Son zamanlardaki alçakça saldırılar ve verdiğimiz şehitlerden sonra medyada “güvenlik güçlerinin bir zafiyeti mi var” sorusu gündeme gelmiştir. Şunu çok açık olarak söyleyebilirim ki; ne kahraman silahlı kuvvetlerimizin , ne fedakar polisimizin ve ne de cefakar korucularımızın bir zafiyeti yoktur. İkibinli yılların başında örgütü bitirme noktasına getiren bu kurumlarımızdır. Şu anda da kanları ve canları ile bu mücadeleyi verenler de yine onlardır.
Sorun; zafiyet değil MORAL sorunudur. Düzmece iddialarla Jandarma, Özel Harekat, Özel Kuvvetler, SAT, SAS ve Polis Özel Harekat mensupları teröristlik suçlaması ile cezaevine atılmışlardır. Şahsım da dahil olmak üzere bu insanların ortak özelliği “terörle mücadelede” başarılı kişiler olmalarıdır. Suçlanan ve tutuklu bulunan bu insanların arasında vücudunda kalan terörist bombası parçaları nedeni ile cezaevi girişinde X Ray cihazından tabiri caizse “ötmeden” geçemeyen kahraman gazilerimiz vardır.
Halen görevde bulunan, kanları ve canları pahasına mücadele eden arkadaşlarımızın bu durumdan olumsuz etkilenmemeleri mümkün müdür?
Kamuoyumuz şunu çok iyi bilmelidir ki; Ordumuz, polisimiz ve korucumuz bu belayı yine defedecektir. Bu mücadeleyi uzun yıllar vermiş biri olarak bana inanınız. Kurumlara olan güveninizi kaybetmeyiniz… Önemli olan ülkeyi yönetenlerin gözlerindeki bağı çıkararak gerçekleri görmeleridir.
Saygılarımla…
Atilla UĞUR
E. J. Kd. Albay
Silivri Toplama Kampı”
BİLMEMİZ GEREKEN GERÇEKLERE DEVAM..
Değerli dost ve silah arkadaşlarım, kahraman silah arkadaşım Emekli Albay Atilla Uğur’un tarihe not düşen mektubunu bu gün aldım.. Vatanı için ölümü göze alıp mücadele edenlerden biri olduğuna adım gibi inandığım değerli silah arkadaşımı umarım tanımak istersiniz…Ama önce bir iki hususu belirtmem gerekiyor..
Tek suçları ; atalarımızın kemiklerini sızlatmamak için cansiperane mücadele etmek olan değerlerimiz suçsuz yere maalesef hapishane köşelerinde ölüme terk edilmişlerdir..Bir daha halkı uyandıramayacak kadar hasta olanlar ise evlerinde veya hastanelerde gözetim altındadır..
Hatırlarsanız , biz emekliye ayrılanların , işlerinin bittiğini, evlerinde ölümü bekleyerek günlerini geçirmesi gerektiğini tavsiye edenler vardı..
Kimler miydi bunlar? Tabii ki bazı satılmış mütareke basın mensupları ile , içimizde dost diye barındırdığımız sözde aydınlar…
Sevgili dostlarım, askerlikte gerçekler, Harp Ceride'sine kanla yazılır…Üzülerek belirtmeliyim ki, bu gün alnı dik ve gurur içinde emeklilik yaşamını sürdürmesi gereken kahraman Uğur’lara, Tekinlere, Alan’lara , Tolon’lara , ismini hatırlayamadığım nice kahraman vatan evlatlarına hapishane köşeleri layık görülmüştür..
Nasıl oluyor da Kahraman insanlarımızı her geçen gün hiç utanmadan ve arlanmadan, akla zarar sebeplerle tutuklamaya devam edebiliyorlar anlamak mümkün değil..
Dış güçlerce nemalanan bu şahsiyetler! , böylesine yüce insanların dik duruşlarından, iştah kaçıran beyanatlarından, anlaşılan rahatsız olmuşlardır..
Yine bu mahluklar!, Türk insanını aydınlatıp, bir bütün haline getirmeye azmetmiş olan yiğitlerden korkmuşlar ve mahkemeleri adeta esir alarak , çareyi sebepsiz tutuklamada bulmuşlardır..
O nedenle diyorum ki, birilerinden aldıkları talimat gereği kahramanlarımıza yapılanlar Utanç vericidir..Alçaklıktır, sapkınlıktır ve kadir bilmezliktir..
Layık olmadığımız eziyeti bizlere yaşatanlar kesinlikle Türk olamazlar…
Yapılan vicdansızlıklar düşmanlarımıza bile akıl tutulması yaşatacak (! ) niteliktedir.. O nedenle cengaver silah arkadaşım Emekli .Albay Atilla Uğur’un tarihe not düşen mektubunu siz duyarlı ve kadir bilen dost ve silah arkadaşlarıma gönderiyorum.
Kahraman silah arkadaşımın Harp ceridesi niteliğinde olan bu mektubunu ve naçizane benim dile getirdiklerimi hiçbir vatansız , tarih sayfalarından s i l e m e y e c e k t i r…
İnanıyorum ki, Türkiye’mize gönülden bağlı olan ve cansiperane görev yapanlara reva görülenleri Türk ulusu asla unutmayacak, yalnız bırakmayacak ve yapılanların hesabı bir gün gelecek mutlaka sorulacaktır..
Haydi şimdi kahraman silah arkadaşımın tarihe not düşen mektubunu dikkatle okuyalım ve ülkesine gönülden bağlı olanlarla paylaşalım. En derin sevgi ve saygılarım, Atatürk çizgisini ilelebet yaşatacak ve bu uğurda çekinmeden canını feda edecekleredir.
07 Temmuz 2010
Fevzi MORAY
E.P.KD.ALBAY
ÖCALAN KENDİSİNİ SORGULAYAN KOMUTANA NELER SÖYLEDİ
06.07.2010 13:48
Emekli Albay Atilla Uğur,Abdullah Öcalan’ı Kenya’dan getiren ekipte yer aldı.
Öcalan’ın 1999’da Türkiye’ye getirilmesinden sonra yapılan sorgulamalarda olan komutandı.
Bu bilgiler, emekli albayın Ergenekon davasından tutuklanmasına kadar bilinmiyordu.
Emekli Albay Atilla Uğur, şu anSilivri Cezaevi’nde tutuklu.
Uğur, tutukluluğunun 2. yılında bir mektup kaleme aldı.
Odatv, emekli albayın avukatı Serkan Günel aracılığıyla kaleme alınan bu mektubu yayınlıyor:
“KAMUOYUNA;
Ben Kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu olmaktan her zaman onur duymuş emekli bir albayım. Türk Silahlı Kuvvetlerinin bir neferiyim. Görev hayatım boyunca diğer bütün meslektaşlarım gibi bana verilen vazifeleri en iyi şekilde yerine getirmek için büyük gayret sarf ettim. Meslek hayatımın büyük bir bölümü terörle mücadelede geçti. Tanrı bana kritik ve nitelikli görevler nasip etti.
Bu mücadele komutanlarım, arkadaşlarım ve personelimle birlikte elde ettiğim başarılar beni terör örgütünün başı Abdullah ÖCALAN’ın sorgu süreci ile ilgili çok önemli bir sorumluluğa ulaştırdı.
Son dönemde yaşadığımız olaylar beni içinde bulunduğumuz durumu sorgulamaya itti.
Bugüne kadar ciddi devlet anlayışı gereği sustum. Zaten doğrusu da buydu. Ancak bu “düzmece dava” (Ergenekon) nedeni ile deşifre edildikten sonra artık susmanın bir anlamı kalmamıştır. Gelinen noktada bunları kamuoyu ile paylaşmak milli bir görev olmuştur. Gelecek nesillere de faydası olacağına inandığım bu hususları milletin istifadesine sunuyorum.
Neler Oluyor?
16 Şubat 1999 tarihinde soğuk ve yağışlı bir İmralı gününde korku dolu gözlerle sonunun ne olacağını düşünen Abdullah ÖCALAN, bugün kurtarıcılığa ve muhataplığa oynuyor…
İlk gün ve sonraki süreçte “vereceğiniz her türlü göreve hazırım” diyen kişi şimdi Türkiye’ye görev vermeye kalkıyor.
İdamdan kurtulmak için kendi örgütünü çökertmeye çalışan adam şimdi Türkiye Cumhuriyetini çökertmeye soyunuyor.
İlk gün kulağına doğru eğilip “Bir varmış bir yokmuş” dediğim terörist başının bir kulağımdan girip diğer kulağımdan Çıkmayan sözlerinden çok küçük bir kısmını aktarmak istiyorum:
- “Devletimin vereceği her türlü göreve hazırım”
- “Büyük Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’ne hizmet etmek acılarımı biraz olsun hafifleticektir”
- “En başından beri Suriye, Yunanistan ve İran bize (PKK) her türlü desteği vermiştir”
- “Kürt halkı akılsızdır, menfaatine düşkündür, güce tapar”
- “Barzani de, Talabani de güvenilmez, paradan başka bir şeyden anlamayan rezillerdir”
İmralı Adasında Türk Bayraklarının önünde görüntüsünü almak için gözbağını çıkardığımda korkan gözlerle bana bakarak “Devletime hizmet etmek istiyorum, beni asacak mısınız?” diye soran, kendisine “biz eşkıya değil Türkiye Cumhuriyeti Devletiyiz, sen bağımsız Türk Mahkemesi huzurunda hesap vereceksin” diye cevap verdiğim Abdullah ÖCALAN’ın gözbağı acaba şimdi ülkeyi yönetenlerin ve açılım simsarlarının gözlerine mi bağlanmıştır?
Teröristbaşı Abdullah ÖCALAN’ın sorgu sırasında bizzat bana defalarca küçümseyerek söz ettiği, “bunlardan bir halt olmaz” dediği Doğu ve Güneydoğu’da yaşayan KARDEŞLERİMİZ maalesef bunları bilmiyorlar.
Son zamanlardaki alçakça saldırılar ve verdiğimiz şehitlerden sonra medyada “güvenlik güçlerinin bir zafiyeti mi var” sorusu gündeme gelmiştir. Şunu çok açık olarak söyleyebilirim ki; ne kahraman silahlı kuvvetlerimizin , ne fedakar polisimizin ve ne de cefakar korucularımızın bir zafiyeti yoktur. İkibinli yılların başında örgütü bitirme noktasına getiren bu kurumlarımızdır. Şu anda da kanları ve canları ile bu mücadeleyi verenler de yine onlardır.
Sorun; zafiyet değil MORAL sorunudur. Düzmece iddialarla Jandarma, Özel Harekat, Özel Kuvvetler, SAT, SAS ve Polis Özel Harekat mensupları teröristlik suçlaması ile cezaevine atılmışlardır. Şahsım da dahil olmak üzere bu insanların ortak özelliği “terörle mücadelede” başarılı kişiler olmalarıdır. Suçlanan ve tutuklu bulunan bu insanların arasında vücudunda kalan terörist bombası parçaları nedeni ile cezaevi girişinde X Ray cihazından tabiri caizse “ötmeden” geçemeyen kahraman gazilerimiz vardır.
Halen görevde bulunan, kanları ve canları pahasına mücadele eden arkadaşlarımızın bu durumdan olumsuz etkilenmemeleri mümkün müdür?
Kamuoyumuz şunu çok iyi bilmelidir ki; Ordumuz, polisimiz ve korucumuz bu belayı yine defedecektir. Bu mücadeleyi uzun yıllar vermiş biri olarak bana inanınız. Kurumlara olan güveninizi kaybetmeyiniz… Önemli olan ülkeyi yönetenlerin gözlerindeki bağı çıkararak gerçekleri görmeleridir.
Saygılarımla…
Atilla UĞUR
E. J. Kd. Albay
Silivri Toplama Kampı”
Pazartesi, Temmuz 05, 2010
“ÇUVAL” ÖNCESİNİ BİLİYOR MUSUNUZ? F.MORAY
“ÇUVAL” ÖNCESİNİ BİLİYOR MUSUNUZ? F.MORAY
Sevgili dost ve silah arkadaşlarım, O4 Temmuz 2010 , gizemli “ÇUVAL” hadisesinin yedinci yıl dönümüdür… Ancak unutan toplum olduğumuzdan olayın gerçekleştiği tarihin altı yıl öncesine kısa bir yolculuk yapmamız , tüm gerçekleri hatırlamamız ve canlı tutmamız gerekiyor..
Çünkü, Unutulanları Hatırlamak ve Hatırlatmak Savaşta bir adım önde olmaktır..
Haydi şimdi , emperyalistlerle birlik olup , Türk Silahlı Kuvvetlerini yıpratmaya ant içmiş içimizdeki gafillerin gizli oyunlarını kısaca kronolojik olarak hatırlamaya çalışalım..
1997 yılı, TSK ‘i yıpratma çalışmalarının miladıdır..
Başkan Bill Clinton ikinci başkanlık yemin töreninde ( 1996) “Çıkarımız için her yere , her şeye karışırız” bildirisiyle Milli Hedef ve Menfaatlerini açıkça dile getirmektedir..
Mayıs 1997’de ise aynı başkan “Yeni bir Yüzyıl için Ulusal Güvenlik Stratejisi” adı verilen belgeyi imzalıyor ve “Amerika’nın çıkarları için gerekirse silah gücümüzü hiç çekinmeden kullanırız ” diyerek küresel devin doyumsuz ve acımasız emellerini tüm dünyaya haykırıyordu.
1991 de SSCB dağıldıktan sonra her geçen gün ABD’nin tavrının değiştiğini gören ve bu çerçevede Türkiye’ye biçilen tehlikeli görevi algılayan Genelkurmay Başkanlığımız 1997 yılında artık devrededir ve büyük bir yüreklilikle “Milli Askeri Strateji Konseptini (MASK)” değiştirdiğini tüm dünyaya duyurmaktadır.
Diğer bir değişle bu girişimle Türk Silahlı Kuvvetlerimiz , silah yapımında ABD ye bağlı kalmayacağını ve kendi silahını kendisinin yapacağını açıklamaktadır.
Burada bir hususu mutlaka dile getirmeliyim..ABD’ in Orta Doğu’ya yerleşmesine ve sonrası olabilecek tehlikeli oyunlarına Türkiye’nin bütün hayati kurumlarıyla karşı koyması gerekirken yalnız Türk Silahlı Kuvvetlerinin tepki vermesi üzüntü vericidir.. Tek başına bırakılan askere içimizdeki sapkınlarca vurulan bir darbedir.. Kısacası talihsizliktir ve son derece manidardır.
Tek tesellimiz kurduğu Türkiye Cumhuriyetini sonsuza kadar yaşatmaktan vazgeçmeyen cengaver bir Türk Ordusuna sahip olmamızdır…O nedenledir ki, tarihi kahramanlıklarla dolu Türk Silahlı Kuvvetlerimizin var oluşu Türk ulusunun en büyük şansıdır..Allah başımızdan eksik etmesin….
Yine konumuza dönecek olursak, Amerika’nın çıkarlarını korumak üzere kurulduğu da bilinen NATO’nun bu değişime tepkisini haklı olarak merak ediyorsunuzdur. O halde lütfen okumaya devam edelim..
Hiç şüpheniz olmasın ki, Türkiye’nin Brüksel veya Washington’a danışmadan bu değişimi hayata geçirmesi ABD’yi herkesten fazla rahatsız etmiştir..
Bu nedenledir ki, Küresel Jandarma 1999 yılında NATO vasıtasıyla bütün dünya uluslarına “Güç bende, bana sormadan hiçbir şey yapamazsınız” diyerek gizemli ve fakat aynı zamanda acımasız yüzünü ortaya çıkarmıştır..
Siyasi gücümüzün yetersiz kalması nedeniyle Küresel Gücün bizlere yaşattıklarını ve daha neleri yaşatacağını kestirmek o kadar zor olmasa gerektir…
Tam da burada Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ ün 1923-1938 yılları arasında dile getirdiği bir sözünü hatırlatmanın yararına inanıyorum:
“ Ulusal Bağımsızlığı olmayan ülkeler yok olurlar...”
Milli Güç Unsurları ( MGU) zayıf olan ülkelerin bu dünyada yaşam şansı yoktur.. Emperyalistlerin kol gezdiği evrende yalnız Silahlı ve Ekonomik gücünü kaybetmiş ulusların bile vasıfsız , itilip kakılan toplumlara dönüştürüldüğünü aklımızdan çıkarmamalıyız…
Bu kadar açıklama bile Türk askerinin yıpratılması için yeterlidir sanırım..
Ancak biz kronolojik çerçevede olayları sıralamaya devam edelim..
Önce 1 Mart 2003 tezkeresini kısaca hatırlayalım.
Teskere ile "Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yabancı ülkelere gönderilmesi ve yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunması için Hükümet'e yetki verilmesi” isteniyor.
İktidar, teskerenin meclisten geçmeyişinin faturasını Silahlı Kuvvetlere çıkarınca Küresel Dev, ülkesinin Bağımsızlık gününde ( 04 Temmuz 2003 ) Türk Silahlı Kuvvetlerine kurguladığı ilk hamlenin ( Çuval olayı) fitilini ateşlemiştir..Yürürlüğe konan ilk etkin eylemle Kuzey Irak’ın Süleymaniye kentinde bulunan 11 Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu derdest edilmiş ve Türk ulusunun gurur ve izzet-i nefsi ayaklar altına alınmıştır
Deniz kuvvetlerinin, Berk’lerin , Alan’ların ve nice isimsiz kahramanların üzerine gidilmesinin altında “bağımsızlık girişimleri”ne çıkarılan bu fatura bulunmaktadır..
Sonuç olarak diyorum ki; Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ ün izini yılmadan sürenler bu savaştan mutlaka galip çıkacaktır..Bundan kimsenin şüphesi olmasın..
En derin sevgi ve saygılarım ; kalkınmamızı , barış içinde yaşamamızı istemeyenlerin karşısında dimdik duranlara , atalarımızın kemiklerini sızlatmamanın andını içenlere ve gerçek bilgileri Türk Milletinin vefakar insanlarıyla paylaşanlaradır…04 Temmuz 2010
Fevzi MORAY
E.P.KD.ALBAY
Sevgili dost ve silah arkadaşlarım, O4 Temmuz 2010 , gizemli “ÇUVAL” hadisesinin yedinci yıl dönümüdür… Ancak unutan toplum olduğumuzdan olayın gerçekleştiği tarihin altı yıl öncesine kısa bir yolculuk yapmamız , tüm gerçekleri hatırlamamız ve canlı tutmamız gerekiyor..
Çünkü, Unutulanları Hatırlamak ve Hatırlatmak Savaşta bir adım önde olmaktır..
Haydi şimdi , emperyalistlerle birlik olup , Türk Silahlı Kuvvetlerini yıpratmaya ant içmiş içimizdeki gafillerin gizli oyunlarını kısaca kronolojik olarak hatırlamaya çalışalım..
1997 yılı, TSK ‘i yıpratma çalışmalarının miladıdır..
Başkan Bill Clinton ikinci başkanlık yemin töreninde ( 1996) “Çıkarımız için her yere , her şeye karışırız” bildirisiyle Milli Hedef ve Menfaatlerini açıkça dile getirmektedir..
Mayıs 1997’de ise aynı başkan “Yeni bir Yüzyıl için Ulusal Güvenlik Stratejisi” adı verilen belgeyi imzalıyor ve “Amerika’nın çıkarları için gerekirse silah gücümüzü hiç çekinmeden kullanırız ” diyerek küresel devin doyumsuz ve acımasız emellerini tüm dünyaya haykırıyordu.
1991 de SSCB dağıldıktan sonra her geçen gün ABD’nin tavrının değiştiğini gören ve bu çerçevede Türkiye’ye biçilen tehlikeli görevi algılayan Genelkurmay Başkanlığımız 1997 yılında artık devrededir ve büyük bir yüreklilikle “Milli Askeri Strateji Konseptini (MASK)” değiştirdiğini tüm dünyaya duyurmaktadır.
Diğer bir değişle bu girişimle Türk Silahlı Kuvvetlerimiz , silah yapımında ABD ye bağlı kalmayacağını ve kendi silahını kendisinin yapacağını açıklamaktadır.
Burada bir hususu mutlaka dile getirmeliyim..ABD’ in Orta Doğu’ya yerleşmesine ve sonrası olabilecek tehlikeli oyunlarına Türkiye’nin bütün hayati kurumlarıyla karşı koyması gerekirken yalnız Türk Silahlı Kuvvetlerinin tepki vermesi üzüntü vericidir.. Tek başına bırakılan askere içimizdeki sapkınlarca vurulan bir darbedir.. Kısacası talihsizliktir ve son derece manidardır.
Tek tesellimiz kurduğu Türkiye Cumhuriyetini sonsuza kadar yaşatmaktan vazgeçmeyen cengaver bir Türk Ordusuna sahip olmamızdır…O nedenledir ki, tarihi kahramanlıklarla dolu Türk Silahlı Kuvvetlerimizin var oluşu Türk ulusunun en büyük şansıdır..Allah başımızdan eksik etmesin….
Yine konumuza dönecek olursak, Amerika’nın çıkarlarını korumak üzere kurulduğu da bilinen NATO’nun bu değişime tepkisini haklı olarak merak ediyorsunuzdur. O halde lütfen okumaya devam edelim..
Hiç şüpheniz olmasın ki, Türkiye’nin Brüksel veya Washington’a danışmadan bu değişimi hayata geçirmesi ABD’yi herkesten fazla rahatsız etmiştir..
Bu nedenledir ki, Küresel Jandarma 1999 yılında NATO vasıtasıyla bütün dünya uluslarına “Güç bende, bana sormadan hiçbir şey yapamazsınız” diyerek gizemli ve fakat aynı zamanda acımasız yüzünü ortaya çıkarmıştır..
Siyasi gücümüzün yetersiz kalması nedeniyle Küresel Gücün bizlere yaşattıklarını ve daha neleri yaşatacağını kestirmek o kadar zor olmasa gerektir…
Tam da burada Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ ün 1923-1938 yılları arasında dile getirdiği bir sözünü hatırlatmanın yararına inanıyorum:
“ Ulusal Bağımsızlığı olmayan ülkeler yok olurlar...”
Milli Güç Unsurları ( MGU) zayıf olan ülkelerin bu dünyada yaşam şansı yoktur.. Emperyalistlerin kol gezdiği evrende yalnız Silahlı ve Ekonomik gücünü kaybetmiş ulusların bile vasıfsız , itilip kakılan toplumlara dönüştürüldüğünü aklımızdan çıkarmamalıyız…
Bu kadar açıklama bile Türk askerinin yıpratılması için yeterlidir sanırım..
Ancak biz kronolojik çerçevede olayları sıralamaya devam edelim..
Önce 1 Mart 2003 tezkeresini kısaca hatırlayalım.
Teskere ile "Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yabancı ülkelere gönderilmesi ve yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunması için Hükümet'e yetki verilmesi” isteniyor.
İktidar, teskerenin meclisten geçmeyişinin faturasını Silahlı Kuvvetlere çıkarınca Küresel Dev, ülkesinin Bağımsızlık gününde ( 04 Temmuz 2003 ) Türk Silahlı Kuvvetlerine kurguladığı ilk hamlenin ( Çuval olayı) fitilini ateşlemiştir..Yürürlüğe konan ilk etkin eylemle Kuzey Irak’ın Süleymaniye kentinde bulunan 11 Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu derdest edilmiş ve Türk ulusunun gurur ve izzet-i nefsi ayaklar altına alınmıştır
Deniz kuvvetlerinin, Berk’lerin , Alan’ların ve nice isimsiz kahramanların üzerine gidilmesinin altında “bağımsızlık girişimleri”ne çıkarılan bu fatura bulunmaktadır..
Sonuç olarak diyorum ki; Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ ün izini yılmadan sürenler bu savaştan mutlaka galip çıkacaktır..Bundan kimsenin şüphesi olmasın..
En derin sevgi ve saygılarım ; kalkınmamızı , barış içinde yaşamamızı istemeyenlerin karşısında dimdik duranlara , atalarımızın kemiklerini sızlatmamanın andını içenlere ve gerçek bilgileri Türk Milletinin vefakar insanlarıyla paylaşanlaradır…04 Temmuz 2010
Fevzi MORAY
E.P.KD.ALBAY
Cumartesi, Haziran 26, 2010
ORDU BAŞARISIZ DİYENLEREDİR SÖZÜM. Fevzi MORAY
ORDU BAŞARISIZ DİYENLEREDİR SÖZÜM. Fevzi MORAY
Sevgili dost ve silah arkadaşlarım, sinirlerimizi bozan cümlelerin havada uçuşmadığı günlere hasret kaldık..Rutin olarak 21 Haziran 2010 günü internetin gazete okuma bölümüne göz attım.. Bugün gazetesi yazarı Bayan Gülay Göktürk, defterimden sildiğim ve yazılarına bırakın yorum yapmayı okumaya dahi gerek görmediğim bir yazardır..Ancak insanı çileden çıkartan “Ordu neden bu kadar başarısız” başlıklı yazısı internet haberciliği tarafından en çok okunan yazarlar sıralamasının başına taşındığı için okumak durumunda kaldım.. Üzerimizde oynanan oyunları biraz bilen bir Türk vatandaşı olarak inanın zat-ı muhterem adına üzüldüm.. Okuduğunuzda aynı duyguları siz değerli dostlarımın da yaşayacağına inanıyorum..
Lütfen tıklar mısınız? Ordu neden bu kadar başarısız? G.G.
Kullandığı tehlikeli başlık ve peşi sıra dile getirdiklerinden olayı nasıl çarpıttığını gözlemlemek mümkündür..Türkiye’de yaşayanlar! neden halkı yanlış yönlendirmek adına son derece tehlikeli ifadeleri bilinçli olarak yazılarına taşır akıl erdirmek mümkün değildir..
Ama burası Türkiye ve burada doğmanın avantajlarından çok daha fazla içimizi dağlayan dezavantajları vardır..
Anılanın yazısının tamamı okunduğunda kimlere! hizmet ettiği anlaşılır...
Beynimizi esir alma konusunda hüner sahibi olan İnternet haberciliği her zaman olduğu gibi bu tip yazıları 21 Haziran 2010 günü baş köşeye taşıyarak niyetini açıkça belli etmiştir.
Vatanını seven akil insanları yukarı taşıyacak sistem, henüz ülkemde hayata geçirilmemiştir..Ancak ben bu savaşı; gerçekleri gören, ülkesini ve insanını seven ve en önemlisi de kutsal topraklar için ölümüne mücadele etmeyi şiar edinmişlerin kazanacağına inanıyorum..Bakmayınız siz bu günlerde bazı sözde medya mensuplarının , Millet Vekillerinin , ülke yönetimine soyunanların yüksek perdeden çıkan sesine.
Keser döner sap döner gün gelir hesap döner .. O gün geldiğinde ben yine bu vatanın kutsal topraklarında gözümü dört açarak hedef kitlemi her konuda gerçek haberlerle buluşturacağım. Ancak bu gün sesleri duyulanların o günlerde nerede olacaklarını açıkçası çok merak ediyorum!?.. …
Merak etmesinler Gülay hanımlar ve aynı yolda bir yerlere hizmet edenler, artık halkımız kimin ne olduğunu ve ne yapmak istediğini çok iyi bilmektedir..
Görevim; her zaman olduğu gibi, kara propaganda ile kafası karıştırılan Türk insanını gerçeklerle buluşturmak olacaktır..Siz dostlarıma yardımcı olmak maksadıyla gözden kaçan ve fakat bilinmesi elzem olan hayati konuların bir bölümü aşağıdaki mütevazı sitemdedir..
http://morayfevzi.blogspot.com/
Ey! kalemşorlar , halkın güvenini kazanmak istiyorsanız eğer , önce ayaklara düşen kurumunuzu ıslah etmeye çalışınız.. Çünkü bizler Psikolojik harbin silahını , pardon kalemini acımasız savaşın kuralına göre kullandıkça kimseyi aldatamayacağınızı çok iyi biliniz.. Kasıtlı ve kafa karıştırıcı yazılarınızın fitilinin Küresel Güçler tarafından ateşlendiğini artık bilmeyen kalmamıştır ülkemizde.. İnsanların sevgisini ve güvenini kazanmak istiyorsanız eğer , lütfen doğru haberleri, habere susamış olanlara zamanında ve kafa karıştırmadan veriniz..
Şimdi kısaca hanımefendinin bazı söylemlerine yorum getirmeye çalışayım efendim.
Değil yalnız bırakılmış 700 000 kişilik bir ordu ile, olaylardan habersiz bir milyarlık nüfusla bile terör belasını çözmek imkansızdır. Bu böyle biline… Terör öyle bir beladır ki, gündüz yanınızda bulunan kuzular , gece birilerinden aldığı destekle anında kurda dönüşürler…Vatan sevgisinden , şereften , onurdan nasibini almamış gafillerin nerede olduğunu ve ne yapmak istediğini kestirme şansınız olamaz...
Deniliyor ki “ İstihbarat paylaşımı” yapılıyor ya!…
Yapılıyor da önce kiminle yapıldığını açıklığa kavuşturalım..
Biliyorsunuz ülkemizde son sekiz sene içersinde hayati önemde ne varsa satılmıştır..Vatanı dış düşmanlara karşı koruyacak olan TSK’ in en önemli damarı bu sekiz yıllık iktidar döneminde kesilmiştir.
Türk Telekom’u Araplara , daha doğrusu Arapların efendisi ve İsrail’in en yakın müttefiki Amerika’ya Türkiye’nin sattığını başka bir yazımda sizlerle paylaşmıştım biliyorsunuz.. Dolayısıyla artık savaşta en etkin silahımız olan iletişim ( Muhabere) vasıtalarının İsrail’in , dolayısıyla ABD’ in elinde olduğunu da biliyoruz..O halde istihbarat paylaşımını kiminle yaptığımızı ve dolayısıyla nasıl netice alacağımızı kestirmek zor olmasa gerek değil mi efendim..
Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur sözü tarihin derinliklerinde kaybolmuştur artık…Bundandır ki; dost bildiklerimiz gece düşmana dönüşüyorsa terör belasının nereden geleceğini TSK’nin kestirme şansı da ortadan kalkar.. Daha da önemlisi örgütün arkasında ve desteğinde Küresel Odakların bulunduğu da dikkate alınırsa Sayın Göktürk’ün “Bu savaş 30 yıldır bir türlü bitirilemiyorsa, çocuklarımız 30 yıldır sapır sapır ölüyorsa komutanlarımızın savaş yönetme ustalığının da sorgulanmasından daha doğal bir şey olabilir mi?” deme lüksü hiç olamaz…
Değerli dostlar, bu savaş; iki ülkenin karşı karşıya gelerek yaptığı bir savaş değildir. Bu savaş; sömürmeyi yaşam tarzı haline getirmiş küresel devletlerin içimizdeki vatansızlarla birlik olup “teröristlere ” verdikleri destekle uygulana gelen Psikolojik / Asimetrik savaştır.
O nedenledir ki, gerçek bilgileri gözden kaçırarak kalem kullananların! taşeronlara ( teröristlere) hizmet edeceği unutulmamalıdır..
“Bilgi sahibi olunmadan fikir sahibi olunamaz” ilkesi unutulup her konuya balıklama atlayanlar, karşılarında her zaman bizleri bulacaktır…Bizler yaşadıkça, Küresel Devce hazırlanan ölümcül zehri gerçek habere susamışların beyinlerine kimse enjekte edemeyecektir..
Gelelim diğer bir konuya , Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün de belirttiği gibi “ulusal mücadelede topyekun mücadele esastır”…Ancak, günümüzde her konuda yalnız bırakılmış ve acımasızca yıpratılmaya çalışılan bir TSK olduğunu görelim ve bilelim…
...Bu iktidar zamanında anlaşılamayan nedenlerle Milli Güvenlik Kurulu (MGK.) Genel Sekreterliğine , sivil kişi getirilerek yapısı ve işlevi kısırlaştırılmıştır..Yine TSK’yi görev yapamaz hale getirmek maksadıyla anılan kurumun ( MGK) bünyesinde önemli değişiklikler yapılmıştır.. Türkiye’nin milli çıkarlarını başarıyla savunmak için ‘Psikolojik Harekat birimini’ de içinde bulunduran “Toplumla İlişkiler Başkanlığı” bir anda söndürülmüştür..Bu uygulama ile de maalesef Türkiye bazında top yekun Psikolojik /Asimetrik Savaş yapamayacak bir MGK yaratılmıştır..
O halde Sayın TBMM Başkanının “Şehitlerimizle ilgili Genelkurmay'dan tatmin edici açıklama bekliyorum.” deme hakkını siz değerli dostlarımın takdirine bırakıyorum..
Yurt içinde meydana gelen terör eylemlerini bertaraf etmek, hükümete ve onun bünyesinde bulunan İçişleri Bakanlığına aittir..Hal böyle olunca insafsızca kalem kullananların ülkenin emniyet ve asayişinden sorumlu olan İçişleri Bakanlığımızdan hesap sorması gerekmez mi?
Ve sonuç olarak diyorum ki, askerin görev ve işlevinden bihaber olanlar! önce görevleri aşikar olan kurumlara yönelsinler..Yani hükümetten hesap sorsunlar..Veya o bakanlığın emir ve komutasında olduğunu bildikleri Emniyet ve Jandarma teşkilatını harekete geçirsinler.. Unutmasınlar ki, tarihimizde kurulan 16 Türk devleti, içerde Emniyet ve Asayişi sağlayacak kurumların başarısızlığı sonucu yıkılmıştır..
Zaten ülkemizi derinden sarsan müessif olaylara şahit olduğumuzda , esas sorumluları ortalarda görmemeye alıştık artık. Yani başarısız olan; dış güçlerin korkulu rüyası , caydırıcı unsuru olmayı başarmış TSK değil , TBMM, Hükümet, İç İşleri bakanlığı ve bünyesinde görev yapan Emniyet ve Jandarma güçleridir...Ve ayrıca Jandarma teşkilatının barışta İçişleri Bakanlığının emir ve komutasında olduğu unutulmamalıdır..
En derin saygılarım, gerçekleri görüp Türk insanıyla paylaşanlaradır..
Fevzi MORAY
Sevgili dost ve silah arkadaşlarım, sinirlerimizi bozan cümlelerin havada uçuşmadığı günlere hasret kaldık..Rutin olarak 21 Haziran 2010 günü internetin gazete okuma bölümüne göz attım.. Bugün gazetesi yazarı Bayan Gülay Göktürk, defterimden sildiğim ve yazılarına bırakın yorum yapmayı okumaya dahi gerek görmediğim bir yazardır..Ancak insanı çileden çıkartan “Ordu neden bu kadar başarısız” başlıklı yazısı internet haberciliği tarafından en çok okunan yazarlar sıralamasının başına taşındığı için okumak durumunda kaldım.. Üzerimizde oynanan oyunları biraz bilen bir Türk vatandaşı olarak inanın zat-ı muhterem adına üzüldüm.. Okuduğunuzda aynı duyguları siz değerli dostlarımın da yaşayacağına inanıyorum..
Lütfen tıklar mısınız? Ordu neden bu kadar başarısız? G.G.
Kullandığı tehlikeli başlık ve peşi sıra dile getirdiklerinden olayı nasıl çarpıttığını gözlemlemek mümkündür..Türkiye’de yaşayanlar! neden halkı yanlış yönlendirmek adına son derece tehlikeli ifadeleri bilinçli olarak yazılarına taşır akıl erdirmek mümkün değildir..
Ama burası Türkiye ve burada doğmanın avantajlarından çok daha fazla içimizi dağlayan dezavantajları vardır..
Anılanın yazısının tamamı okunduğunda kimlere! hizmet ettiği anlaşılır...
Beynimizi esir alma konusunda hüner sahibi olan İnternet haberciliği her zaman olduğu gibi bu tip yazıları 21 Haziran 2010 günü baş köşeye taşıyarak niyetini açıkça belli etmiştir.
Vatanını seven akil insanları yukarı taşıyacak sistem, henüz ülkemde hayata geçirilmemiştir..Ancak ben bu savaşı; gerçekleri gören, ülkesini ve insanını seven ve en önemlisi de kutsal topraklar için ölümüne mücadele etmeyi şiar edinmişlerin kazanacağına inanıyorum..Bakmayınız siz bu günlerde bazı sözde medya mensuplarının , Millet Vekillerinin , ülke yönetimine soyunanların yüksek perdeden çıkan sesine.
Keser döner sap döner gün gelir hesap döner .. O gün geldiğinde ben yine bu vatanın kutsal topraklarında gözümü dört açarak hedef kitlemi her konuda gerçek haberlerle buluşturacağım. Ancak bu gün sesleri duyulanların o günlerde nerede olacaklarını açıkçası çok merak ediyorum!?.. …
Merak etmesinler Gülay hanımlar ve aynı yolda bir yerlere hizmet edenler, artık halkımız kimin ne olduğunu ve ne yapmak istediğini çok iyi bilmektedir..
Görevim; her zaman olduğu gibi, kara propaganda ile kafası karıştırılan Türk insanını gerçeklerle buluşturmak olacaktır..Siz dostlarıma yardımcı olmak maksadıyla gözden kaçan ve fakat bilinmesi elzem olan hayati konuların bir bölümü aşağıdaki mütevazı sitemdedir..
http://morayfevzi.blogspot.com/
Ey! kalemşorlar , halkın güvenini kazanmak istiyorsanız eğer , önce ayaklara düşen kurumunuzu ıslah etmeye çalışınız.. Çünkü bizler Psikolojik harbin silahını , pardon kalemini acımasız savaşın kuralına göre kullandıkça kimseyi aldatamayacağınızı çok iyi biliniz.. Kasıtlı ve kafa karıştırıcı yazılarınızın fitilinin Küresel Güçler tarafından ateşlendiğini artık bilmeyen kalmamıştır ülkemizde.. İnsanların sevgisini ve güvenini kazanmak istiyorsanız eğer , lütfen doğru haberleri, habere susamış olanlara zamanında ve kafa karıştırmadan veriniz..
Şimdi kısaca hanımefendinin bazı söylemlerine yorum getirmeye çalışayım efendim.
Değil yalnız bırakılmış 700 000 kişilik bir ordu ile, olaylardan habersiz bir milyarlık nüfusla bile terör belasını çözmek imkansızdır. Bu böyle biline… Terör öyle bir beladır ki, gündüz yanınızda bulunan kuzular , gece birilerinden aldığı destekle anında kurda dönüşürler…Vatan sevgisinden , şereften , onurdan nasibini almamış gafillerin nerede olduğunu ve ne yapmak istediğini kestirme şansınız olamaz...
Deniliyor ki “ İstihbarat paylaşımı” yapılıyor ya!…
Yapılıyor da önce kiminle yapıldığını açıklığa kavuşturalım..
Biliyorsunuz ülkemizde son sekiz sene içersinde hayati önemde ne varsa satılmıştır..Vatanı dış düşmanlara karşı koruyacak olan TSK’ in en önemli damarı bu sekiz yıllık iktidar döneminde kesilmiştir.
Türk Telekom’u Araplara , daha doğrusu Arapların efendisi ve İsrail’in en yakın müttefiki Amerika’ya Türkiye’nin sattığını başka bir yazımda sizlerle paylaşmıştım biliyorsunuz.. Dolayısıyla artık savaşta en etkin silahımız olan iletişim ( Muhabere) vasıtalarının İsrail’in , dolayısıyla ABD’ in elinde olduğunu da biliyoruz..O halde istihbarat paylaşımını kiminle yaptığımızı ve dolayısıyla nasıl netice alacağımızı kestirmek zor olmasa gerek değil mi efendim..
Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur sözü tarihin derinliklerinde kaybolmuştur artık…Bundandır ki; dost bildiklerimiz gece düşmana dönüşüyorsa terör belasının nereden geleceğini TSK’nin kestirme şansı da ortadan kalkar.. Daha da önemlisi örgütün arkasında ve desteğinde Küresel Odakların bulunduğu da dikkate alınırsa Sayın Göktürk’ün “Bu savaş 30 yıldır bir türlü bitirilemiyorsa, çocuklarımız 30 yıldır sapır sapır ölüyorsa komutanlarımızın savaş yönetme ustalığının da sorgulanmasından daha doğal bir şey olabilir mi?” deme lüksü hiç olamaz…
Değerli dostlar, bu savaş; iki ülkenin karşı karşıya gelerek yaptığı bir savaş değildir. Bu savaş; sömürmeyi yaşam tarzı haline getirmiş küresel devletlerin içimizdeki vatansızlarla birlik olup “teröristlere ” verdikleri destekle uygulana gelen Psikolojik / Asimetrik savaştır.
O nedenledir ki, gerçek bilgileri gözden kaçırarak kalem kullananların! taşeronlara ( teröristlere) hizmet edeceği unutulmamalıdır..
“Bilgi sahibi olunmadan fikir sahibi olunamaz” ilkesi unutulup her konuya balıklama atlayanlar, karşılarında her zaman bizleri bulacaktır…Bizler yaşadıkça, Küresel Devce hazırlanan ölümcül zehri gerçek habere susamışların beyinlerine kimse enjekte edemeyecektir..
Gelelim diğer bir konuya , Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün de belirttiği gibi “ulusal mücadelede topyekun mücadele esastır”…Ancak, günümüzde her konuda yalnız bırakılmış ve acımasızca yıpratılmaya çalışılan bir TSK olduğunu görelim ve bilelim…
...Bu iktidar zamanında anlaşılamayan nedenlerle Milli Güvenlik Kurulu (MGK.) Genel Sekreterliğine , sivil kişi getirilerek yapısı ve işlevi kısırlaştırılmıştır..Yine TSK’yi görev yapamaz hale getirmek maksadıyla anılan kurumun ( MGK) bünyesinde önemli değişiklikler yapılmıştır.. Türkiye’nin milli çıkarlarını başarıyla savunmak için ‘Psikolojik Harekat birimini’ de içinde bulunduran “Toplumla İlişkiler Başkanlığı” bir anda söndürülmüştür..Bu uygulama ile de maalesef Türkiye bazında top yekun Psikolojik /Asimetrik Savaş yapamayacak bir MGK yaratılmıştır..
O halde Sayın TBMM Başkanının “Şehitlerimizle ilgili Genelkurmay'dan tatmin edici açıklama bekliyorum.” deme hakkını siz değerli dostlarımın takdirine bırakıyorum..
Yurt içinde meydana gelen terör eylemlerini bertaraf etmek, hükümete ve onun bünyesinde bulunan İçişleri Bakanlığına aittir..Hal böyle olunca insafsızca kalem kullananların ülkenin emniyet ve asayişinden sorumlu olan İçişleri Bakanlığımızdan hesap sorması gerekmez mi?
Ve sonuç olarak diyorum ki, askerin görev ve işlevinden bihaber olanlar! önce görevleri aşikar olan kurumlara yönelsinler..Yani hükümetten hesap sorsunlar..Veya o bakanlığın emir ve komutasında olduğunu bildikleri Emniyet ve Jandarma teşkilatını harekete geçirsinler.. Unutmasınlar ki, tarihimizde kurulan 16 Türk devleti, içerde Emniyet ve Asayişi sağlayacak kurumların başarısızlığı sonucu yıkılmıştır..
Zaten ülkemizi derinden sarsan müessif olaylara şahit olduğumuzda , esas sorumluları ortalarda görmemeye alıştık artık. Yani başarısız olan; dış güçlerin korkulu rüyası , caydırıcı unsuru olmayı başarmış TSK değil , TBMM, Hükümet, İç İşleri bakanlığı ve bünyesinde görev yapan Emniyet ve Jandarma güçleridir...Ve ayrıca Jandarma teşkilatının barışta İçişleri Bakanlığının emir ve komutasında olduğu unutulmamalıdır..
En derin saygılarım, gerçekleri görüp Türk insanıyla paylaşanlaradır..
Fevzi MORAY
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
