SABRINDA BİR SINIRI VARDIR!. F.MORAY- 04 Temmuz 2011
Sevgili dost ve silah arkadaşlarım, hayal kırıklığı yaşadığım seçim sonuçlarını geride bırakarak sizlerle kaldığımız yerden mücadeleye devam etme kararı aldım..Cidden bu ülkede yaşamak kabus haline gelmeye başladı.. Sabrımızı sınıyorlar..Ben Türk'üm ve Türklüğümle iftihar ediyorum..Bu kutsal toprakların kazanılması uğruna verilen mücadeleleri çok iyi biliyorum.
Çünkü okuyorum, düşünüyorum ve doğruyu, yanlışı görüyorum. Yeri geldiğinde tıpkı şimdi olduğu gibi , düşüncelerimi siz vatanseverlerle paylaşarak mücadeleme devam etmeyi şiar edindim..
Bu topraklarda doğan duyarlı Türk ulusunun dostluğundan ve dürüstlüğünden şüphe edilemez.. Verilen sözlere, kurulan hayallere ihanet etmemek vardır Türkün hasletlerinde. Ve ben bilir ve inanırım ki, ahde- vefa; Türk insanının , daha doğrusu has insanların vasfıdır!
Bu mukaddes vatanın bizlere ne eziyetler çekilerek emanet edildiğini biliyorum ben..Bu saatten sonra Vatanımdan başka bir yerde yaşamam da mümkün değildir.
Değerli silah arkadaşım Tuğgeneral Hakan Akkoç’un yürekler dağlayan aşağıdaki savunmasını okuyunca adaletin iflas ettiğini görmekten utanç duydum..
Kahraman silah arkadaşıma reva görülen davranışları, sanki bana yapılmışçasına şiddetle kınıyorum. Tıpkı sizlerinde okuyunca yüreğinizin parçalanacağını hissettiğim gibi benimde içim yanıyor ve bizlere uygulanan Psikolojik Harbin acımasızlıkları karşısında endişeye kapılıyorum...
Mektubu dikkatle okurken bu kadar da adaletsizlik olur mu dercesine feveran ettiğimi biliniz için bu yaz sıcağında acı gerçekleri satırlara döküyorum..
Emperyalistleri bu kadar mı kızdırdık yahu(!)demekten kendimi alamıyorum. Emperyalistler, kurtuluş savaşımızla kazandıklarımızı bu iktidarla geri almayı kafalarına koymuşlar ve vuruyor da vuruyorlar kendilerine engel olan Türk askerine.
O nedenledir ki, içimizdekilerle birlik olan emperyalistlerin bizlere yaptıklarını bilmemiz ve o doğrultuda mücadele etmemiz farz olmuştur..
(..........) Küresel güç, ‘güçlünün doğru olduğu’ prensibine bağlı kalarak hukuk ve insanlık dışı eylemlerini gözümüzün içine bakarak ve de arkasına bile bakmadan fütursuzca hayata geçiriyor.
Türk Silahlı Kuvvetlerimizin , kolunu kanadını kırmaya ve görev yapamaz hale getirmeye çabalıyor.. Hayallerini gerçekleştireceği partiyi , üçüncü kez oylarını yükselterek iktidara taşıyor..
.O nedenle diyorum ki; dünyada artık yalnız Türkiye’nin uyguladığı ve fakat bariz şikelerle dolu olan bu seçim sistemini (SEÇSİS) muhalefetteki zat-ı muhteremler elinin tersiyle itmediği taktirde mevcut iktidarın , 2024'e kadar "durmak yok yola devam" parolasını göğsünü gerercesine haykıracağını söylemek abesle iştigal etmek olmaz, benden söylemesi.
Sıkılmazsanız bloğumdan “seçimler ve dönen dolaplar” ile ilgili yazılarımı okumanızı öneririm..
Son bir şey söylemek gerekirse :
“iktidarı ve muhalefeti dünya devince tayin edilen bir ülkede, halkı huzurlu kılmak imkansızlaşır ve o ülkenin devlet olma nitelikleri heba olup gider...”
Fazla uzatmadan aşağıda Sayın AKKOÇ’a ait içimizi acıtan ‘SAVUNMASINI ’ dikkatle okuyalım..
Bir süre sonra görüşmek dileklerimle ,en derin sevgi ve saygılarımı sunarım...
Fevzi MORAY
http://www.edebiyatgalerisi.net/
http://www.kibris1974.com/
www.yenivolkangazetesi.net
http://morayfevzi.blogspot.com/
http://politikadergisi.com/
****
EK:
TUĞGENERAL HAKAN AKKOÇ'UN TARİHİ SAVUNMASI...
"Balyoz Planı" iddialarına ilişkin 196 emekli ve muvazzaf askerin
yargılandığı davanın 33. duruşmasına damgasını vuran savunmalardan
biri de Tuğgeneral Hakan Akkoç'a aitti..İşte izleyenleri duygulandıran
ve sarsan o konuşma...
BEN ,61 NO'LU ,NAM'I DİĞER EK-A MAĞDURU TUĞGENERAL HAKAN AKKOÇ.
SEMİNERE KATILMADIM,SEMİNER SIRASINDA YURT DIŞINDAYDIM.BU HUSUS ,GENELKURMAY BAŞKANLIĞI VE PASAPORT DAİRESİNDEN MAHKEMEYE GÖNDERİLEN YAZILARLA TEYİT EDİLMİŞTİR.
SÖZDE PLANI BASINDAN ÖĞRENDİM.İSMİM DIŞINDA ,KASITLI OLARAK EK-A 'YA YAPIŞTIRILMIŞTIR...SÖZDE PLANLA İLGİLİ HİÇ KİMSEDEN EMİR ALMADIM,
VERMEDİM ,HERHANGİ BİR ÇALIŞMA YAPMADIM ,YAPTIRMADIM ,HİÇ KİMSE BANA GÖREV VERMEDİ...
SÖZDE PLANDA EK-A KAPSAMINDA SEMİNERLE İLGİLİ HUSUSLARDA VEYA
İDDİANAMENİN HERHANGİ BİR YERİNDE BİR GÖREV ALDIĞIMA DAİR ISLAK İMZAM YOK,PARAFIM YOK,PARMAK İZİM YOK,SES KAYDIM YOK VE BENZERİ HUKUKİ DAYANAK VEYA DELİL YOKTUR!!! HAKKIMDA HAZIRLANMIŞ POLİS TESPİT TUTANAKLARINI CMK ESASLARINA UYGUN HAZIRLANMADIĞI İÇİN KABUL ETMİYORUM...!!!
HER İNSANIN YAŞAMI SÜRESİNCE İSTEKLERİ OLMUŞTUR.AMA BENİM ,HİÇBİR
ZAMAN TSK'Nİ VE TC 'Nİ TEMSİL ETTİĞİM ONURLU BİR GÖREVDEN ,BELÇİKA'DAN İZİN ALIP HAPİS YATMAK GİBİ BİR FANTEZİM OLMAMIŞTIR...AMA SAYENİZDE BU, OLAĞANÜSTÜ BİLE DİYEMİYECEĞİM ACAYİP OLAY GERÇEKLEŞMİŞTİR...
ADİL OLANIN PEŞİNDEN GİDİLMESİ DOĞRUDUR,EN GÜÇLÜNÜN PEŞİNDEN GİDİLMESİ İSE KAÇINILMAZDIR...GÜCÜ OLMAYAN ADALET, CAİZDİR.ADALETİ OLMAYAN GÜÇ İSE ZALİM ...
GÜCÜ OLMAYAN ADALETE MUTLAKA BİR KARŞI ÇIKAN OLUR,ÇÜNKÜ İNSANLAR HER ZAMAN VARDIR.ADALETİ OLMAYAN GÜÇ İSE TÖHMET ALTINDADIR.DEMEK Kİ ADALETLE GÜCÜ BİRARAYA GETİRMEK GEREK,BUNU YAPABİLMEK İÇİNDE ADİL OLANIN GÜÇLÜ ,GÜÇLÜ OLANIN ADİL OLMASI GEREKİR...
ADALET TARTIŞMAYA AÇIKTIR,GÜÇ İSE İLK BAKIŞTA TARTIŞILMAZ BİÇİMDE
ANLAŞILIR.BU NEDENLE ,GÜCÜ ADALETE VEREMEDİK.ÇÜNKÜ GÜÇ ADALETE KARŞI ÇIKIP KENDİSİNİN ADİL OLDUĞUNU SÖYLEDİ.ACABA HAKLI OLANI GÜÇLÜ KILAMADIĞIMIZ İÇİN Mİ GÜÇLÜ OLANI HAKLI KILDIK ???
ŞİMDİ BİR DİLEĞİM VAR;
BANA BU ÇİRKİN İFTİRAYI ATAN ÖZGÜRLÜĞÜM VE YAŞAM HAKKIMIN GASP EDİLMESİNE NEDEN OLANLARA ,ORTAM SAĞLAYANLARA ÇOK UZUN BİR ÖMÜR DİLİYORUM.O KADAR UZUN BİR ÖMÜR Kİ YAŞADIKLARI HER ANIN IZDIRAP İÇİNDE GEÇMESİNİ DİLİYORUM...
HEYET ÜYESİ SAYIN HAKİM MURAT ÜRÜNDÜ ,BÜTÜN EK-A 'CILARA ''SİZİ
NİYE EK -A'YA YAZDILAR " DİYE SORDU . O SORMADAN CEVABINI BEN
SÖYLEYEYİM : " SİZCE NEDEN ?" ,ÇÜNKÜ BEN BİLMİYORUM ,AMA MAHKEME
HEYETİNİN BİLDİĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM .
BİLMİYOR OLSAYDINIZ ,ŞÜPHE DUYARDINIZ ,ŞÜPHEYİ DE BENİM LEHİME
İŞLETİRDİNİZ,KANUN GEREĞİ OLARAK ....BANA SÖYLERMİSİNİZ ,BEN NİYE
BURADAYIM???
İDDİA MAKAMINA SORUYORUM ,HANGİ MADDİ DELİL VE SOMUT GERÇEKLERE GÖRE BENİ İDDİANAMEYE YAZDINIZ? HEYETİNİZE SORUYORUM ,HANGİ MADDİ DELİL VE SOMUT GERÇEKLERİ DOĞRU KABUL ETTİNİZ DE İDDİANAMEYİ KABUL ETTİNİZ...?
BENİ SEVMEYEBİLİRSİNİZ ,ÇÜNKÜ SEVGİ EMEK VE ZAMAN İSTER ,ANLARIM..
SAYGI DA DUYMAYABİLİRSİNİZ ,AYRI DÜNYA GÖRÜŞLERİNE SAHİP
OLABİLİRSİNİZ ,BUNU DA ANLAYABİLİRİM .AMA BUGÜNE KADAR EN KUTSAL HAK OLAN ÖZGÜRLÜK VE YAŞAM HAKKINA ,EN UFAK BİR MÜDAHALEDE -Kİ SONUNDA HAPİS YATMAKTA YOKTU- BÜYÜK BİR HASSASİYET GÖSTERDİNİZ .BEN İLK
İFADEMİN ALINDIĞI 5 MAYISTAN BUGÜNE KADAR ÖZGÜRLÜK VE YAŞAM HAKKIMI KAYBETTİM.HAK ,HUKUK VE MÜLKÜN TEMELİ OLAN ADALET BOYUTUNDA ,MAHKEMENİZE VE İDDİA MAKAMINA KARŞI GÖSTERDİĞİNİZ HASSASİYETİ BEN ETMİYOR MUYUM ?...
BİR DEVRE ARKADAŞIM VAR,TUĞ.SUAT DÖNMEZ.KADER BİZİ BİRÇOK KEZ AYNI ZAMAN DİLİMİNDE AYNI YERLERDE BULUŞTURDU .1998-2001 YURT DIŞI
GÖREVİNDE BERABERDİK.DÖNÜŞTE 3.KOR. DA GÖREV YAPTIK,66 NCI TUG.DA BERABER TB .K.LIĞI YAPTIK.EN SON OLARAK YURTDIŞINDA BERABER GÖREV YAPIYORDUK.KENDİSİ DE SÖZDE 16 KİŞİLİK EK-A LİSTESİNDE 8 İNCİ SIRADA ,BEN İSE 9 .SIRADAYIM .O LİSTEDEN TEK OLMAYAN TUĞG.SUAT DÖNMEZDİR.YANLIŞ ANLAŞILMASIN , KİMSEYİ TUTUKLAYIN GİBİ BİRŞEY DEMİYORUM ,HEDEF GÖSTERMİYORUM .SADECE ÇELİŞKİYİ GÖSTERMEYİAMAÇLIYORUM .BEN İZİN ALIP GELDİM ,TUTUKLADINIZ ...ŞİMDİ SORUYORUM:
TAMAMEN AYNI DURUMDA İKİ KİŞİDEN ( TÜMG..BEKİR MEMİŞ VE ALB.BEŞLER
GÜZEL ÖRNEĞİNDE OLDUĞU GİBİ ) BİRİSİNİN HAYATI KARARTILIYOR ,DİĞERİ
ŞÜPHELİ BİLE DEĞİL .İDDİA MAKAMI VE SAYIN HEYET BUNU BANA SÖYLEYEBİLİR VEYA AÇIKLAMAK İSTER Mİ ?
DOSYADAKİ HANGİ DELİL DURUMU VE HANGİ KUVVETLİ SUÇ ŞÜPHESİNİ GÖSTEREN OLGULARA GÖRE ,ÖZGÜRLÜK VE YAŞAM HAKKIMA MÜDAHALE ETTİNİZ?
ŞİMDİYE KADAR ANLAŞILDIĞI ÜZERE ,HAKKIMDA HİÇBİR HUKUKİ DAYANAK VEYA DELİL OLMADIĞI HALDE HANGİ DELİLLERİ TAM OLARAK TOPLAYAMADINIZ?
ULUSLARARASI BİR KONUMDA ,BÜTÜN PERSONELİMİN 74 ÜLKENİN VATANDAŞI OLMASI, GÖREVİMİN DÜNYADAKİ NATO BİRLİKLERİNİN FAALİYETLERİNİN ,LOJİSTİK VE KAYNAK İHTİYACININ SAĞLANMASI VE BENİM DE NATO SAVUNMA DİREKTÖRÜ OLDUĞUM BİLİNDİĞİNE GÖRE ,KONUMUM İTİBARIYLA HANGİ DELİLLERİ KARARTMA VE ETKİ YAPMA ŞANSIM VE İHTİMALİM VARDIR ?
SON OLARAK SÖYLEDİKLERİMİ ŞÖYLE BİR HAYAL EDİN :
NATO 'DA KORDİPLOMATİK GÖREV YAPARKEN ,ŞAHSIMA RESMİ BİR TEBLİGAT
YAPILMASINI BEKLEMEDEN HAKKIMDA YAKALAMA KARARINI VE AVUKATLARIMDAN KESİN OLARAK TUTUKLANACAĞIMI ÖĞRENMEME RAĞMEN BİLE BİLE MAHKEMENİZE GELDİM.
HAKKINDA YAKALAMA KARARI OLAN VE KAÇMA NİYETİ OLAN BİR SANIKTAN BEKLENEN NORMAL BİR DAVRANIŞ EN KISA ZAMANDA YURTDIŞINA KAÇMAKTIR.EŞİMLE ÇOCUKLARIMLA BERABER YURTDIŞINDA YAŞARKEN TUTUKLANMAM HALİNDE ÖZGÜRLÜĞÜM ,YAŞAM HAKKIM VE MESLEĞİMİN SONA ERECEĞİNİ BİLEN ,HALBUKİ YURTDIŞINDA YAŞAMAK İÇİN MADDİ ,MANEVİ ,ÇEVRE ,DOST,ARKADAŞ VE İŞ GİBİ HERTÜRLÜ OLANAĞA SAHİP OLAN BEN VATANIMA DÖNÜYORSAM ,NEYE iSNAT ETTİREREK KAÇMA ŞÜPHEM OLDUĞUNU KARAR VERDİNİZ?
NEDEN Mİ DÖNDÜM ?
CEVABI BASİT ,25 MARTTAKİ MAHKEME KARARINDA " BAKIN ŞEREFLİ TÜRK
SUBAYI KAÇMAZ DEDİNİZ AMA İŞTE KAÇTILAR ..." DENMESİNİN 162 KİŞİNİN
TUTUKLUĞUNUN DEVAMINA DENMESİNİN VE KALAN ARKADAŞLARIMIN BENİM
ÜZERİMDEN HAPİSTE KALMA İHTİMALİNE KARŞI VİCDANIMA HESAP VEREMEM DİYE DÖNDÜM .GELMEDEN ÖNCE BENİ ARAYIP "HAK HUKUK YOK ,ASLA GELME '' DİYEN ARKADAŞLARIMIN TELKİNİNE RAĞMEN DÖNDÜM.
1000 KEZ KARAR VERMEM GEREKSE AYNI KARARI VERİRİM VE DÖNERİM .ÇÜNKÜ HAPİSHANE HAYATIMIZDAN ÇALINAN DAKİKANIN ,SANİYENİN DEĞİL,HER ANIN DEĞERİNİ DÜNYADA ÖLÇEBİLECEK BİR DEĞER BİRİMİ YOK VE BUNLARIN GERİ DÖNÜŞÜ DE YOK...
NEDEN Mİ BURDAYIM ?
ÇÜNKÜ BEN DOĞRUYUM ,DİMDİK DURUYORUM ,EĞRİLERİN ,MUTLAKA VE MUTLAKA BİRGÜN CEZASINI BULACAĞINI BİLİYORUM.
NEDEN Mİ BURDAYIM ?
ÇÜNKÜ BURASI BENİM VATANIM ,TOPRAĞIM ,BURADA DOĞDUM,BURADA ÖLECEĞİM...
NEDEN Mİ BURDAYIM?
ÇÜNKÜ MÜLKÜN TEMELİ OLAN ADALETE İNANCIMI KAYBETMEDİM .YÜCE ADALETİN TECELLİ EDECEĞİNİ BİLİYORUM...
TALEBİM İSE ,
İSMİMİ TARİH ÖNÜNDE LEKELEMEYE ÇALIŞAN ORGANİZE SUÇ ÇETELERİNİ BULUP ,GEREKENİ YAPMANIZ VE BU İNSANLIK DIŞI UYGULAMAYA SON VEREREK BERAATIMI SAĞLAMANIZDIR.
SONUÇ OLARAK ;
HAKLILARIN MAHKUM EDİLDİĞİ BİR ÜLKEDE BÜTÜN DOĞRULARIN YERİ CEZAEVİDİR...
SAYGILARIMLA.... 21 Haziran 2011 10:32
HAKAN AKKOÇ
Pazartesi, Temmuz 04, 2011
Cumartesi, Nisan 30, 2011
ALTINI ÇİZEREK OKUYUNUZ DOSTLAR ÇOK ÖNEMLİDİR
ALTINI ÇİZEREK OKUYUNUZ DOSTLAR ÇOK ÖNEMLİDİR.
Türk Silahlı Kuvvetleri ve Türkiye Cumhuriyeti Nasıl Yıkılıyor Öğrenmek İster Misiniz?
Türk Silahlı Kuvvetlerinin yetiştirdiği Vatanperver Türk subayı Emekli Tuğgeneral Hikmet Yavaş’ın son derece ilgi çekeceğini düşündüğüm yazısını siz değerli dost ve silah arkadaşlarıma sunmaktan şeref duyuyorum. Okumaktan sıkıldığınızı , artık eyleme geçmek gerekir dediğinizi duyar gibiyim. Ancak unutmayalım ki, “yazmak hiç bir şeyi değiştirmiyor, ben yazmayı bir tarafa bırakıyor ve köşeme çekiliyorum” şeklinde yeni bir adi propagandayla karşı karşıya olduğumuzu lütfen bilelim istedim..Türk milletini uyandıran aşağıdaki uyarıları altını çizerek okursak eğer hem üzerimizde oynanan tehlikeli oyunları görmek ve hem de karşı propaganda ile hamleleri bertaraf etmek imkanı buluruz.
Yani demek istiyorum ki, Psikolojik/Asimetrik Harple mücadele edebilmek istiyorsak eğer, Tuğgeneral Hikmet Yavaş’ın vatan sevgisi ile yoğrulmuş akıl yüklü uyarıcı yazısını dikkate almamız elzemdir.
Şimdi yapmamız gereken en önemli görevimiz , insanı tokat yemiş gibi uyandıran ve kendine döndüren bu mesajları dosta ,düşmana yani hedef kitlenin tamamına en seri şekilde ulaştırmaktır. Dünya aleme uyumadığımızı hissettirmektir.
Okuyunca kuduracak iç ve dış düşmanlara ise , toplum aşamasından millet olmaya dahi geçememiş o zavallı Arap toplumu olmadığımızı , o Bedevileri yüzyıllarca yönettiğimizi kafalarına bir kez sokmalarını hatırlatmalıyız..
Bir devleti, tereyağından kıl çeker gibi zahmetsizce bölüp parçalamak istiyorsanız, öncelikle o devletin silahlı kuvvetlerini içeriden bölüp parçalayacaksınız. Bunun için:
1. Silahlı kuvvetler içine din ve mezhep ayrılıkları sokacaksınız.
2. Etnik nifak sokacaksınız.
3. Ordunun belkemiğini oluşturan subay ve astsubaylar arasına nifak sokacaksınız.
4. Komutanlara olan güveni, onları dinsiz olmakla veya Yahudi olmakla itham ederek sarsacaksınız.
5. Silahlı kuvvetler aleyhine yoğun bir medya kampanyası yürüteceksiniz (psikolojik harp)
6. Terör olaylarını onların başarısı, ordunun başarısızlığı olarak lanse edeceksiniz.
7. Güvenlik operasyonlarını, yasadışı veya orantısız güç kullanmakla karalayacaksınız.
8. Özgürlük ve demokrasi perdesine sığınarak, güvenlik güçlerinin elini kolunu bağlayacak yasalar çıkartacaksınız.
9. Mafya veya çıkar amaçlı suç örgütü olayları ile teröristlerin yaptıkları eylemleri, derin devlete ve dolayısıyla güvenlik güçlerine yükleyeceksiniz.
10. Tetikçi savcı ve hâkimlerinizi maşa gibi kullanarak, terörle mücadele eden ordu mensuplarını terör örgütü üyesi olmakla itham edeceksiniz.
11. Siyasi ve kişisel çıkarlarını z için; gaflet, delalet ve hatta hıyanet içindeki siyasilerinizle, ordunun yıpratılmasına göz yumacak ve hatta katkıda bulunacaksınız.
12. Devletin ve ordunun, tarikatlar ile aşiretler tarafından parsellenmesi için her türlü zemini hazırlayacaksınız.
13. Gerektiğinde ordu ile çatışacak şekilde polisi güçlendirecek ve ağır silahlarla takviye edeceksiniz. Ayrıca, çeşitli isimler altında özel güvenlik güçleri oluşturacaksınız.
( Yapılıyor mu a c a b a ?)
YUGOSLAVYA, IRAK, AFGAN VE LÜBNAN ORDULARI İŞTE BÖYLE PARÇALANDI.
Ordu tamamen bölünüp parçalandıktan sonra, sıra ülkenin ve milletin bölünüp parçalanmasına gelecektir. Bunun için:
1. Çeşitli yollarla, ülkede terörü azdıracaksın.
2. Terörün siyasi kanadı vasıtasıyla yapılacak provokasyonlarla, mağdur ve mazlum propagandası yaparak dünya kamuoyunu oluşturacaksın.
3. Dünya devletleri ve kamuoyu tarafından, Teröristlerin özgürlük savaşçıları olarak algılanmasını sağlayacaksın.
4. Sivil itaatsizlik ve toplu kalkışma provalarıyla, ülkeyi iç savaş ortamına dönüştüreceksin.
5. Birleşmiş Milletler kararıyla, ülkeye barış gücü veya NATO gücü gönderilmesini sağlayacaksın. Sözde yabancı sivil toplum kuruluşlarıyla bölgeyi işgal edecek ve kendi düzenlerini kuracaksın.
YUGOSLAVYA, IRAK, AFGAN VE LÜBNAN İLE DAHA BİRÇOK ÜLKE, İŞTE BÖYLE PARÇALANDI.
Şimdi “ Bir devletin ve ordunun, içeriden nasıl bölünüp parçalanacağını gösteren şablonu” aklımızda tutarak, Türkiye’de oynanan oyunlara göz atacak olursak, şöyle bir tabloyla karşılaşırız:
1. Bir Amerikalı, Adı Graham FULLER. Amerikan RAND düşünce kuruluşunun daimi politik danışmanı, ABD Merkezi Haber alma Teşkilatı'nın (CIA) eski yöneticisi, ABD Dışişleri Bakanlığı görevlisi.
Graham FULLER’in “YENİ TÜRKİYE CUMHURİYET?" isimli bir kitabı yayınlandı. Kitapta, Osmanlı İmparatorluğu ile Türkiye Cumhuriyeti’ni mukayese ediyor ve şu görüşleri belirtiyor:
OSMANLI İMPARATORLUĞU:
a. Çok ırklı bir devlet olduğu için ırklara saygılıymış.
b. Hıristiyan, Yahudi ve Müslümanları bir arada barındırdığı için her dine hürmetkârmış.
c. ***Ayni zamanda Ilımlı bir İslam devletiymiş.***
TÜRKİYE CUMHURİYETİ ( KEMALİST DEVLET) İSE:
a. Tek uluslu bir devlet olduğu için bünyesindeki ırkları eritmiş.
b. Laikliği benimsediği için dinden uzaklaşmış.
c. Cumhuriyeti kutsallaştırmış, halkı ve vatandaşı devletin hizmetkârı yapmış.
Ayrıca, Graham Fuller;
**Atatürk’ü ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesini oluşturan Kemalizm’i kötülüyor ve Türklerin Kemalizm’i terk edip ılımlı İslam’ı benimsemesini öneriyor.**
Ilımlı İslam, Kemalizm’i silmeye yönelik bir karşı devrim imiş ve bu devrimin karşısındaki tek güç TSK ile ulusalcı aydınlar imiş ve tasfiye edilmeleri gerekiyormuş.
Şimdi, aklımızda tutalım dediğim “ Bir devletin ve ordunun, içeriden nasıl bölünüp parçalanacağını gösteren şablon” ile ABD Devlet görevlisi Graham Fuller’ in söylediklerini karşılaştırırsak, noktasına ve virgülüne kadar %100 birbiriyle örtüştüğünü görürüz. Ayrıca, söylenenler ile Türkiye’de yapılanların tıpa tıp birbirine uyduğunu görürüz.
Bu size tuhaf gelmiyor mu?
2. Amerika Birleşik Devletlerinde "Kuzey Amerika Ulusal Kürt Kongresi" isimli, kısa adı KNC olan bir kuruluş var. Bu kuruluşun düzenlendiği 1nci Konferansın açılış oturumunda, ikinci sözü alan ve Türkiye Kürtlerini temsilen katıldığı belirtilen Süleyman KURTİR:
“ Kürtler, Kemalist hareketi yok etmek için bilimsel projeler başlattı."
( Burası çok önemli F.M)
Geçmişte Türkiye’de, Komünist veya dinsiz olarak suçlanan Kürtler şimdi İslam’a geri dönüyor. Çünkü son zamanlarda daha çok İslamcılaşan Türk hükümetine nüfuz edebilmek için Kürtler İslam’a katkıda bulunuyor” diyor.
KNC’ in 1990 yılında yaptığı 3ncü toplantının açık oturumunda ise;
“Kürtlerin İslami hareketten fayda sağladığı gözden kaçırılmaması gerektiği” vurgulanıyor.
Ayrıca:
a. KNC’ in 4-5 AĞUSTOS 1990 tarihinde yapılan 3ncü yıllık toplantısında; ABD Kongre Üyesi Jim Bates ; “Eylül Ayında Kongre yeniden toplandığı zaman, silah satışı ve diğer yardımların durdurulması için Birleşik Devletlere öneride bulunacağını, ayrıca Birleşmiş Milletler ve diğer kuruluşlarla bir Kürt Devleti Kurulması konusunu görüşeceğini” belirtiyor.
b. KNC’ in 20 EKİM 2007 tarihli toplantı tutanağında ise; “ Bugün Kürdistan Ulusal Kurtuluş mücadelesinin önündeki temel engel gücün, emperyalist sömürgeci ve Kemalist TC Ordusu” olduğu vurgulanıyor ve “Daha fazla kan dökülmesini önlemek ve Kürt sorununu siyasi diyalog yoluyla çözmek için; ABD Hükümetini, Birleşmiş Milletleri ve Avrupa Birliğini, Türkiye’ye baskı yapmaya ” çağırıyorlar.
c.KNC’ in 23-24 MART 2007 tarihinde California’ da yaptığı 19ncu toplantıda ise; “Amerika Birleşik Devletleri ve Birleşmiş Milletler içinde çok güçlü lobi faaliyetlerinin yürütülerek Kürtlerin kötü durumu hakkında bilgilendirilmeleri ve kendi kaderlerini tayin hakkının verilmesi konusunda konferans düzenlenmesinin sağlanmasını ve ayrıca Amerika ve Kanada’da Kamuoyu oluşturulmasının önemi” vurgulanıyor.
“KNC BAŞKANI Dr. Saman SHALİ de; “Türkiye, İran ve Suriye’deki Kürt sorunlarına en iyi çözümün, bu ülkelerdeki Kürtlere kendi kaderlerini tayin (self-determination) hakkını tanımaktır” diyor.
Şimdi, aklımızda tutalım dediğim “ Bir devletin ve ordunun, içeriden nasıl bölünüp parçalanacağını gösteren şablon” ile ABD’de konuşlu "Kuzey Amerika Ulusal Kürt Kongresi" yetkililerinin söylediklerini karşılaştırırsak, noktasına ve virgülüne kadar %100 birbiriyle örtüştüğünü görürüz.
Ayrıca, söylenenler ile Türkiye’de yapılanların tıpa tıp birbirine uyduğunu görürüz. Bu size tuhaf gelmiyor mu?
3. Hollandalı Hıristiyan Demokrat Parlamenter Arie Oostlander. 2003 yılı Mart ayında Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komisyonu’na bir rapor sunuyor . Bu rapor, 19 Mart 2003 tarihinde onaylanıyor. Raporda;
“Türk devletinin temel felsefesi olan Kemalizm, Türk devletinin bütünlüğüne yönelik ölçüsüz endişe kaynağı oluyor.Devletçilik, ordunun güçlü rolü, dine karşı çok katı bir tavır gibi yaklaşımlara öncelik veren Kemalizm felsefesi, Türkiye’nin AB?ye katılımına köstek oluşturuyor” diyor.
AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, AB Türkiye Karma Parlamento Komisyonu Eş başkanı Joost Lagendijk ve AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn’in de bu yönde konuşmalar yapıyor.
Şimdi, aklımızda tutalım dediğim “ Bir devletin ve ordunun, içeriden nasıl bölünüp parçalanacağını gösteren şablon” ile Avrupa Birliği yetkililerinin söylediklerini karşılaştırırsak, noktasına ve virgülüne kadar %100 birbiriyle örtüştüğünü görürüz. Ayrıca, söylenenler ile Türkiye’de yapılanların tıpa tıp birbirine uyduğunu görürüz. Bu size tuhaf gelmiyor mu?
Diğer taraftan, Türk Ordusuyla ilgili olarak, Türk medyasından ( anılan medyaya özek dikkat F.M) derlenen bazı yazıları yorum yapmadan bu milletin aklına, mantığına ve vicdanına sunuyorum.
1. “Asker; Camiye bomba atmak, kendi uçağımızı düşürüp b unu Yunanistan'ın üstüne atarak savaş çıkarmak, PKK'nın çarpışmayı sürdürebilmesi için gene kendi uçağımızı düşürerek engellemek, cephanesi biten PKK militanlarına iki kamyon mermi göndermek gibi SAPIK işlere kalkışmayacak… Vatana ihanet etmeyecek…” (Engin ARDIÇ, 27 Ağustos 2010, Sabah Gazetesi)
2. Geçmişte bu ülkenin en ileri kurumu orduydu, bugün ise en geri, en ilkel ve en kaba kurumu ordudur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin vatanı ve milleti ile bölünmez bütünlüğüne karşı, bugüne kadar ortaya çıkartılmış en ciddi tehdidin Türk Silahlı Kuvvetleri'nin içinden geldiğini gösteriyor… Türkiye'nin birliğini, halkın hukukunu, devletin bekasını koruyabilmek için bu "kurumsal yapı"ya son vermemiz ve yeni bir ordu kurmamız lâzım… Bizim bir Nizam-ı Cedit ordusuna ihtiyacımız var…” (Mümtazer TÜRKÖNE “Vesayet ve Demokrasi” konulu Abant Platformu ve Zaman Gazetesi, 29 Ekim 2009,11 TEMMUZ 2010)
3. “Katilleri yakalamakla yükümlü bir örgütün (yani TSK)içine katiller sızmış… Balyoz İddianamesine göre “katil doğanlar” devlet içine yuvalanmışlar... ÇAKMA ASKERİ CUMHURİYETİ toptan AB standartlarında demokratik bir cumhuriyet’e dönüştürmeden her şey boş” (Mehmet ALTAN, Star Gazetesi, 17 HAZİRAN 2010 )
4. “PKK, orduyu, eski zaman argosuyla söylersek, KÜLLÜM ediyor. Öyle bir mangayı falan pusuya düşürmüyor… En seçkin birlikler denen komando tugayına saldırıyor… Ordu, PKK’nın peşinde değil, PKK ordunun peşinde gibi bir görüntü var… PKK orduyu hallaç pamuğu gibi atıyor… Bu ordu, ordu değil.” (Ahmet ALTAN, 22 TEMMUZ 2010, Taraf Gazetesi)
5. “Türkiye’de son günlerde bölgesel demokratik özerklik talepleri dile getiriliyor. Darbeci paşalara karşı çok uysal ve anlayışlı savcılarımız demokratik özerklik talepleri karşısında hemen aslan kesiliyorlar…”
(Eser KARAKAŞ, Star Gazetesi, “Lozan’ı Herkese Uygulamak” konulu yazısı)
6. “Askeri okullarda Marksist, Leninist, ateist, mason ideoloji ve kültürü egemen kılınmaya çalışılıyor... Bugün TSK’nin en büyük sıkıntısı dinden tecrit edilmiş bir eğitim sistemi… Askeri eğitim doktrini Dinden uzak durmayı öğretiyor… Askerlik yaşam tarzı olarak görülüyor. Bu bir bakıma askerliğin din olarak görüldüğü algısını oluşturuyor… İlk günden itibaren dinden uzak durulması gerektiği telkin ediliyor... Öğrencilik yıllarında alkol kullanımı kesinlikle tavsiye edilen, olmazsa olmaz olarak sunulmaya çalışılan bir konu.” (Haber Vaktim Editörü, 13 TEMMUZ 2010)
7. “ Bu Orduyu 3’e bölüp; bir kısmını Ermenilere, bir kısmını Yunanlılara, bir kısmını Yahudilere verelim. Biz de kurtulalım… Bizim askerimiz dinimize karşı, geleneklerimize karşı, Osmanlıya karşı, tarihimize karşı, milletimize karşı, ne diye besliyoruz bunları” ( Bakar mısınız adamın söylediğine F.M)
(Abdurrahman DİLİPAK’ın yazısına HABİB rumuzlu okuyucu yorumu)
Bu noktada, öncelikle şunu belirteyim ki; yukarıdaki yazıların sahiplerine tarafımdan gönderilen e-postalarla gerekli cevaplar verilmiş ve ayrıca bu cevaplar internet ortamında ve bazı internet gazetelerinde yayınlanmıştır.
Şimdi, aklımızda tutalım dediğim “ Bir devletin ve ordunun, içeriden nasıl bölünüp parçalanacağını gösteren şablon” ile yukarıdaki yazılarla atılan iftira ve çamurları karşılaştırırsak, noktasına ve virgülüne kadar %100 birbiriyle örtüştüğünü görürüz. Ayrıca, söylenenler ile Türkiye’de yapılanların tıpa tıp birbirine uyduğunu görürüz. Bu size tuhaf gelmiyor mu?
Ayrıca:
a. İmzasız mektuplara ve PKK eskisi gizli tanıklara dayanarak Ordu mensuplarını terör örgütü üyesi olmakla itham eden ve Silahlı Kuvvetlerin en mahrem kozmik odalarında arama yapan hâkim ve savcılarımızın, Silahlı Kuvvetlere ve Cumhuriyete yapılan bu organize saldırıları görememeleri size tuhaf gelmiyor mu?
b. Türk Silâhlı Kuvvetlerinin terörle mücadele eden madalyalı kahramanlarının cep telefonlarına polis tarafından, terör örgütü üyelerinin telefonlarının yüklenmesi, bazı subayların telefon görüşmeleri arasına casus ve fahişe kadın isimlerinin sokuşturulması veya sahte CD’ler üretilmesi size tuhaf gelmiyor mu?
c. Bir generali anında açığa alan İçişleri Bakanı’nın soruşturma sonuçlanıncaya kadar Emniyet Genel Müdürünü ve ilgili birimlerin müdürlerini açığa almayı dahi aklına getirmemesi size tuhaf gelmiyor mu?
d. Sahte delillere dayanarak iddianameler hazırlanmasına sebep olanlara karşı ilgili hâkim ve savcıların sessiz kalmaları size tuhaf gelmiyor mu?
e. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Başkomutanı durumundaki Sayın Cumhur Başkanı’nın bazı olaylara Devlet Denetleme Kurumunu gönderirken, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı yapılan organize saldırılara karşı sessiz kalması size tuhaf gelmiyor mu?
f. Sayın Başbakan kendisine, Bakanlarına ve partisine yapılan en ufak bir eleştiriye şiddetle tepki gösterirken, Türk Ordusuna karşı yapılan en aşağılık saldırılara sessiz kalması size tuhaf gelmiyor mu?
Sonuç olarak:
1. “ Bir devletin ve ordunun, içeriden nasıl bölünüp parçalanacağını gösteren yöntem” kullanılarak Yugoslavya, Irak, Afgan ve Lübnan ordularının ve devletlerinin işte böyle parçalandığını unutmayalım.
Türkiye’de de benzer oyunların tezgâhlandığını artık görelim.
2. Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü öngören Kemalist kuruluş felsefesinin, Cumhuriyet Ordusunun ve Kemalist aydınların, bazı ABD yetkilileri ve Avrupa Birliği sorumluları ile etnik bölücüler tarafından; adeta ortak düşman ilan edildiğini, noktasına ve virgülüne kadar %100 birbirleriyle örtüştüklerini artık anlayalım. Bu işbirliğinin, Türkiye’nin hayrına olmadığını görelim.
3. Gazeteci, akademisyen, sözde aydın takımı ve bazı bürokratların
“iktidara, şeyhine, şıhına, hocasına , hoca efendisine, ağasına, aşiret reisine veya para babasına” kendisini, kalemini ve vicdanını sattığı zaman yalan söylediğini, topluma ve kendisine saygısını yitirdiğini ve böylece Allah korkusunu ve utanma duygusunu kaybettiğini unutmayalım.
Ağızlarını açtıkları andan itibaren demokrat veya dindar maskesi arkasına gizlenerek Türkiye Cumhuriyeti’ne, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Atatürk’e ve Türk Ordusuna saldıranlara dikkat edelim, onların programlarını boykot edelim ve pirim yaptırmayalım.
4. Birilerinin Türk Silahlı Kuvvetleri hakkında organize uğursuz bir kampanya başlattığını, aslında Türkiye’nin bölünmez bütünlüğünü hedef aldıklarını unutmayalım. Bu şer odaklarının boş durmadığını ve kararlı adımlarla, sahte delil ve asılsız iddialarla Ordu aleyhine bir kitlesel algı oluşturmaya çalıştıklarını anlayalım. Bunun bir sonraki aşamasının Yugoslavya, Afganistan, Irak ve Lübnan’da olduğu gibi ülkeye uluslar arası barış gücünün davet edilmesi ve ülkenin bölünüp parçalanması olacağını artık görelim.
5. Ülke yöneticilerinin söylemleriyle eylemlerine dikkat edelim. Söylemleri ve eylemleri “ Bir devletin ve ordunun, içeriden nasıl bölünüp parçalanacağını gösteren şablonla ” örtüşen siyasi partilere, evlatlarımızın ve torunlarımızın geleceğini düşünerek oy vermeyelim.
Selam ve saygılarımla.
BU E-POSTA, BU ÜLKENİN SAYIN MİLLETVEKİLLERİNE DE GÖNDERİLMİŞ OLUP, EVLATLARIMIZIN VE TORUNLARIMIZIN GELECEĞİ İÇİN, SUNULAN BİLGİLERİ DEĞERLENDİRECEKLERİ ÜMİDİYLE SAYGILAR SUNULUR.
Hikmet YAVAŞ
(E). TUĞGENERAL
İZMİR
30 Ocak 2011
Türk Silahlı Kuvvetleri ve Türkiye Cumhuriyeti Nasıl Yıkılıyor Öğrenmek İster Misiniz?
Türk Silahlı Kuvvetlerinin yetiştirdiği Vatanperver Türk subayı Emekli Tuğgeneral Hikmet Yavaş’ın son derece ilgi çekeceğini düşündüğüm yazısını siz değerli dost ve silah arkadaşlarıma sunmaktan şeref duyuyorum. Okumaktan sıkıldığınızı , artık eyleme geçmek gerekir dediğinizi duyar gibiyim. Ancak unutmayalım ki, “yazmak hiç bir şeyi değiştirmiyor, ben yazmayı bir tarafa bırakıyor ve köşeme çekiliyorum” şeklinde yeni bir adi propagandayla karşı karşıya olduğumuzu lütfen bilelim istedim..Türk milletini uyandıran aşağıdaki uyarıları altını çizerek okursak eğer hem üzerimizde oynanan tehlikeli oyunları görmek ve hem de karşı propaganda ile hamleleri bertaraf etmek imkanı buluruz.
Yani demek istiyorum ki, Psikolojik/Asimetrik Harple mücadele edebilmek istiyorsak eğer, Tuğgeneral Hikmet Yavaş’ın vatan sevgisi ile yoğrulmuş akıl yüklü uyarıcı yazısını dikkate almamız elzemdir.
Şimdi yapmamız gereken en önemli görevimiz , insanı tokat yemiş gibi uyandıran ve kendine döndüren bu mesajları dosta ,düşmana yani hedef kitlenin tamamına en seri şekilde ulaştırmaktır. Dünya aleme uyumadığımızı hissettirmektir.
Okuyunca kuduracak iç ve dış düşmanlara ise , toplum aşamasından millet olmaya dahi geçememiş o zavallı Arap toplumu olmadığımızı , o Bedevileri yüzyıllarca yönettiğimizi kafalarına bir kez sokmalarını hatırlatmalıyız..
Bir devleti, tereyağından kıl çeker gibi zahmetsizce bölüp parçalamak istiyorsanız, öncelikle o devletin silahlı kuvvetlerini içeriden bölüp parçalayacaksınız. Bunun için:
1. Silahlı kuvvetler içine din ve mezhep ayrılıkları sokacaksınız.
2. Etnik nifak sokacaksınız.
3. Ordunun belkemiğini oluşturan subay ve astsubaylar arasına nifak sokacaksınız.
4. Komutanlara olan güveni, onları dinsiz olmakla veya Yahudi olmakla itham ederek sarsacaksınız.
5. Silahlı kuvvetler aleyhine yoğun bir medya kampanyası yürüteceksiniz (psikolojik harp)
6. Terör olaylarını onların başarısı, ordunun başarısızlığı olarak lanse edeceksiniz.
7. Güvenlik operasyonlarını, yasadışı veya orantısız güç kullanmakla karalayacaksınız.
8. Özgürlük ve demokrasi perdesine sığınarak, güvenlik güçlerinin elini kolunu bağlayacak yasalar çıkartacaksınız.
9. Mafya veya çıkar amaçlı suç örgütü olayları ile teröristlerin yaptıkları eylemleri, derin devlete ve dolayısıyla güvenlik güçlerine yükleyeceksiniz.
10. Tetikçi savcı ve hâkimlerinizi maşa gibi kullanarak, terörle mücadele eden ordu mensuplarını terör örgütü üyesi olmakla itham edeceksiniz.
11. Siyasi ve kişisel çıkarlarını z için; gaflet, delalet ve hatta hıyanet içindeki siyasilerinizle, ordunun yıpratılmasına göz yumacak ve hatta katkıda bulunacaksınız.
12. Devletin ve ordunun, tarikatlar ile aşiretler tarafından parsellenmesi için her türlü zemini hazırlayacaksınız.
13. Gerektiğinde ordu ile çatışacak şekilde polisi güçlendirecek ve ağır silahlarla takviye edeceksiniz. Ayrıca, çeşitli isimler altında özel güvenlik güçleri oluşturacaksınız.
( Yapılıyor mu a c a b a ?)
YUGOSLAVYA, IRAK, AFGAN VE LÜBNAN ORDULARI İŞTE BÖYLE PARÇALANDI.
Ordu tamamen bölünüp parçalandıktan sonra, sıra ülkenin ve milletin bölünüp parçalanmasına gelecektir. Bunun için:
1. Çeşitli yollarla, ülkede terörü azdıracaksın.
2. Terörün siyasi kanadı vasıtasıyla yapılacak provokasyonlarla, mağdur ve mazlum propagandası yaparak dünya kamuoyunu oluşturacaksın.
3. Dünya devletleri ve kamuoyu tarafından, Teröristlerin özgürlük savaşçıları olarak algılanmasını sağlayacaksın.
4. Sivil itaatsizlik ve toplu kalkışma provalarıyla, ülkeyi iç savaş ortamına dönüştüreceksin.
5. Birleşmiş Milletler kararıyla, ülkeye barış gücü veya NATO gücü gönderilmesini sağlayacaksın. Sözde yabancı sivil toplum kuruluşlarıyla bölgeyi işgal edecek ve kendi düzenlerini kuracaksın.
YUGOSLAVYA, IRAK, AFGAN VE LÜBNAN İLE DAHA BİRÇOK ÜLKE, İŞTE BÖYLE PARÇALANDI.
Şimdi “ Bir devletin ve ordunun, içeriden nasıl bölünüp parçalanacağını gösteren şablonu” aklımızda tutarak, Türkiye’de oynanan oyunlara göz atacak olursak, şöyle bir tabloyla karşılaşırız:
1. Bir Amerikalı, Adı Graham FULLER. Amerikan RAND düşünce kuruluşunun daimi politik danışmanı, ABD Merkezi Haber alma Teşkilatı'nın (CIA) eski yöneticisi, ABD Dışişleri Bakanlığı görevlisi.
Graham FULLER’in “YENİ TÜRKİYE CUMHURİYET?" isimli bir kitabı yayınlandı. Kitapta, Osmanlı İmparatorluğu ile Türkiye Cumhuriyeti’ni mukayese ediyor ve şu görüşleri belirtiyor:
OSMANLI İMPARATORLUĞU:
a. Çok ırklı bir devlet olduğu için ırklara saygılıymış.
b. Hıristiyan, Yahudi ve Müslümanları bir arada barındırdığı için her dine hürmetkârmış.
c. ***Ayni zamanda Ilımlı bir İslam devletiymiş.***
TÜRKİYE CUMHURİYETİ ( KEMALİST DEVLET) İSE:
a. Tek uluslu bir devlet olduğu için bünyesindeki ırkları eritmiş.
b. Laikliği benimsediği için dinden uzaklaşmış.
c. Cumhuriyeti kutsallaştırmış, halkı ve vatandaşı devletin hizmetkârı yapmış.
Ayrıca, Graham Fuller;
**Atatürk’ü ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesini oluşturan Kemalizm’i kötülüyor ve Türklerin Kemalizm’i terk edip ılımlı İslam’ı benimsemesini öneriyor.**
Ilımlı İslam, Kemalizm’i silmeye yönelik bir karşı devrim imiş ve bu devrimin karşısındaki tek güç TSK ile ulusalcı aydınlar imiş ve tasfiye edilmeleri gerekiyormuş.
Şimdi, aklımızda tutalım dediğim “ Bir devletin ve ordunun, içeriden nasıl bölünüp parçalanacağını gösteren şablon” ile ABD Devlet görevlisi Graham Fuller’ in söylediklerini karşılaştırırsak, noktasına ve virgülüne kadar %100 birbiriyle örtüştüğünü görürüz. Ayrıca, söylenenler ile Türkiye’de yapılanların tıpa tıp birbirine uyduğunu görürüz.
Bu size tuhaf gelmiyor mu?
2. Amerika Birleşik Devletlerinde "Kuzey Amerika Ulusal Kürt Kongresi" isimli, kısa adı KNC olan bir kuruluş var. Bu kuruluşun düzenlendiği 1nci Konferansın açılış oturumunda, ikinci sözü alan ve Türkiye Kürtlerini temsilen katıldığı belirtilen Süleyman KURTİR:
“ Kürtler, Kemalist hareketi yok etmek için bilimsel projeler başlattı."
( Burası çok önemli F.M)
Geçmişte Türkiye’de, Komünist veya dinsiz olarak suçlanan Kürtler şimdi İslam’a geri dönüyor. Çünkü son zamanlarda daha çok İslamcılaşan Türk hükümetine nüfuz edebilmek için Kürtler İslam’a katkıda bulunuyor” diyor.
KNC’ in 1990 yılında yaptığı 3ncü toplantının açık oturumunda ise;
“Kürtlerin İslami hareketten fayda sağladığı gözden kaçırılmaması gerektiği” vurgulanıyor.
Ayrıca:
a. KNC’ in 4-5 AĞUSTOS 1990 tarihinde yapılan 3ncü yıllık toplantısında; ABD Kongre Üyesi Jim Bates ; “Eylül Ayında Kongre yeniden toplandığı zaman, silah satışı ve diğer yardımların durdurulması için Birleşik Devletlere öneride bulunacağını, ayrıca Birleşmiş Milletler ve diğer kuruluşlarla bir Kürt Devleti Kurulması konusunu görüşeceğini” belirtiyor.
b. KNC’ in 20 EKİM 2007 tarihli toplantı tutanağında ise; “ Bugün Kürdistan Ulusal Kurtuluş mücadelesinin önündeki temel engel gücün, emperyalist sömürgeci ve Kemalist TC Ordusu” olduğu vurgulanıyor ve “Daha fazla kan dökülmesini önlemek ve Kürt sorununu siyasi diyalog yoluyla çözmek için; ABD Hükümetini, Birleşmiş Milletleri ve Avrupa Birliğini, Türkiye’ye baskı yapmaya ” çağırıyorlar.
c.KNC’ in 23-24 MART 2007 tarihinde California’ da yaptığı 19ncu toplantıda ise; “Amerika Birleşik Devletleri ve Birleşmiş Milletler içinde çok güçlü lobi faaliyetlerinin yürütülerek Kürtlerin kötü durumu hakkında bilgilendirilmeleri ve kendi kaderlerini tayin hakkının verilmesi konusunda konferans düzenlenmesinin sağlanmasını ve ayrıca Amerika ve Kanada’da Kamuoyu oluşturulmasının önemi” vurgulanıyor.
“KNC BAŞKANI Dr. Saman SHALİ de; “Türkiye, İran ve Suriye’deki Kürt sorunlarına en iyi çözümün, bu ülkelerdeki Kürtlere kendi kaderlerini tayin (self-determination) hakkını tanımaktır” diyor.
Şimdi, aklımızda tutalım dediğim “ Bir devletin ve ordunun, içeriden nasıl bölünüp parçalanacağını gösteren şablon” ile ABD’de konuşlu "Kuzey Amerika Ulusal Kürt Kongresi" yetkililerinin söylediklerini karşılaştırırsak, noktasına ve virgülüne kadar %100 birbiriyle örtüştüğünü görürüz.
Ayrıca, söylenenler ile Türkiye’de yapılanların tıpa tıp birbirine uyduğunu görürüz. Bu size tuhaf gelmiyor mu?
3. Hollandalı Hıristiyan Demokrat Parlamenter Arie Oostlander. 2003 yılı Mart ayında Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komisyonu’na bir rapor sunuyor . Bu rapor, 19 Mart 2003 tarihinde onaylanıyor. Raporda;
“Türk devletinin temel felsefesi olan Kemalizm, Türk devletinin bütünlüğüne yönelik ölçüsüz endişe kaynağı oluyor.Devletçilik, ordunun güçlü rolü, dine karşı çok katı bir tavır gibi yaklaşımlara öncelik veren Kemalizm felsefesi, Türkiye’nin AB?ye katılımına köstek oluşturuyor” diyor.
AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, AB Türkiye Karma Parlamento Komisyonu Eş başkanı Joost Lagendijk ve AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn’in de bu yönde konuşmalar yapıyor.
Şimdi, aklımızda tutalım dediğim “ Bir devletin ve ordunun, içeriden nasıl bölünüp parçalanacağını gösteren şablon” ile Avrupa Birliği yetkililerinin söylediklerini karşılaştırırsak, noktasına ve virgülüne kadar %100 birbiriyle örtüştüğünü görürüz. Ayrıca, söylenenler ile Türkiye’de yapılanların tıpa tıp birbirine uyduğunu görürüz. Bu size tuhaf gelmiyor mu?
Diğer taraftan, Türk Ordusuyla ilgili olarak, Türk medyasından ( anılan medyaya özek dikkat F.M) derlenen bazı yazıları yorum yapmadan bu milletin aklına, mantığına ve vicdanına sunuyorum.
1. “Asker; Camiye bomba atmak, kendi uçağımızı düşürüp b unu Yunanistan'ın üstüne atarak savaş çıkarmak, PKK'nın çarpışmayı sürdürebilmesi için gene kendi uçağımızı düşürerek engellemek, cephanesi biten PKK militanlarına iki kamyon mermi göndermek gibi SAPIK işlere kalkışmayacak… Vatana ihanet etmeyecek…” (Engin ARDIÇ, 27 Ağustos 2010, Sabah Gazetesi)
2. Geçmişte bu ülkenin en ileri kurumu orduydu, bugün ise en geri, en ilkel ve en kaba kurumu ordudur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin vatanı ve milleti ile bölünmez bütünlüğüne karşı, bugüne kadar ortaya çıkartılmış en ciddi tehdidin Türk Silahlı Kuvvetleri'nin içinden geldiğini gösteriyor… Türkiye'nin birliğini, halkın hukukunu, devletin bekasını koruyabilmek için bu "kurumsal yapı"ya son vermemiz ve yeni bir ordu kurmamız lâzım… Bizim bir Nizam-ı Cedit ordusuna ihtiyacımız var…” (Mümtazer TÜRKÖNE “Vesayet ve Demokrasi” konulu Abant Platformu ve Zaman Gazetesi, 29 Ekim 2009,11 TEMMUZ 2010)
3. “Katilleri yakalamakla yükümlü bir örgütün (yani TSK)içine katiller sızmış… Balyoz İddianamesine göre “katil doğanlar” devlet içine yuvalanmışlar... ÇAKMA ASKERİ CUMHURİYETİ toptan AB standartlarında demokratik bir cumhuriyet’e dönüştürmeden her şey boş” (Mehmet ALTAN, Star Gazetesi, 17 HAZİRAN 2010 )
4. “PKK, orduyu, eski zaman argosuyla söylersek, KÜLLÜM ediyor. Öyle bir mangayı falan pusuya düşürmüyor… En seçkin birlikler denen komando tugayına saldırıyor… Ordu, PKK’nın peşinde değil, PKK ordunun peşinde gibi bir görüntü var… PKK orduyu hallaç pamuğu gibi atıyor… Bu ordu, ordu değil.” (Ahmet ALTAN, 22 TEMMUZ 2010, Taraf Gazetesi)
5. “Türkiye’de son günlerde bölgesel demokratik özerklik talepleri dile getiriliyor. Darbeci paşalara karşı çok uysal ve anlayışlı savcılarımız demokratik özerklik talepleri karşısında hemen aslan kesiliyorlar…”
(Eser KARAKAŞ, Star Gazetesi, “Lozan’ı Herkese Uygulamak” konulu yazısı)
6. “Askeri okullarda Marksist, Leninist, ateist, mason ideoloji ve kültürü egemen kılınmaya çalışılıyor... Bugün TSK’nin en büyük sıkıntısı dinden tecrit edilmiş bir eğitim sistemi… Askeri eğitim doktrini Dinden uzak durmayı öğretiyor… Askerlik yaşam tarzı olarak görülüyor. Bu bir bakıma askerliğin din olarak görüldüğü algısını oluşturuyor… İlk günden itibaren dinden uzak durulması gerektiği telkin ediliyor... Öğrencilik yıllarında alkol kullanımı kesinlikle tavsiye edilen, olmazsa olmaz olarak sunulmaya çalışılan bir konu.” (Haber Vaktim Editörü, 13 TEMMUZ 2010)
7. “ Bu Orduyu 3’e bölüp; bir kısmını Ermenilere, bir kısmını Yunanlılara, bir kısmını Yahudilere verelim. Biz de kurtulalım… Bizim askerimiz dinimize karşı, geleneklerimize karşı, Osmanlıya karşı, tarihimize karşı, milletimize karşı, ne diye besliyoruz bunları” ( Bakar mısınız adamın söylediğine F.M)
(Abdurrahman DİLİPAK’ın yazısına HABİB rumuzlu okuyucu yorumu)
Bu noktada, öncelikle şunu belirteyim ki; yukarıdaki yazıların sahiplerine tarafımdan gönderilen e-postalarla gerekli cevaplar verilmiş ve ayrıca bu cevaplar internet ortamında ve bazı internet gazetelerinde yayınlanmıştır.
Şimdi, aklımızda tutalım dediğim “ Bir devletin ve ordunun, içeriden nasıl bölünüp parçalanacağını gösteren şablon” ile yukarıdaki yazılarla atılan iftira ve çamurları karşılaştırırsak, noktasına ve virgülüne kadar %100 birbiriyle örtüştüğünü görürüz. Ayrıca, söylenenler ile Türkiye’de yapılanların tıpa tıp birbirine uyduğunu görürüz. Bu size tuhaf gelmiyor mu?
Ayrıca:
a. İmzasız mektuplara ve PKK eskisi gizli tanıklara dayanarak Ordu mensuplarını terör örgütü üyesi olmakla itham eden ve Silahlı Kuvvetlerin en mahrem kozmik odalarında arama yapan hâkim ve savcılarımızın, Silahlı Kuvvetlere ve Cumhuriyete yapılan bu organize saldırıları görememeleri size tuhaf gelmiyor mu?
b. Türk Silâhlı Kuvvetlerinin terörle mücadele eden madalyalı kahramanlarının cep telefonlarına polis tarafından, terör örgütü üyelerinin telefonlarının yüklenmesi, bazı subayların telefon görüşmeleri arasına casus ve fahişe kadın isimlerinin sokuşturulması veya sahte CD’ler üretilmesi size tuhaf gelmiyor mu?
c. Bir generali anında açığa alan İçişleri Bakanı’nın soruşturma sonuçlanıncaya kadar Emniyet Genel Müdürünü ve ilgili birimlerin müdürlerini açığa almayı dahi aklına getirmemesi size tuhaf gelmiyor mu?
d. Sahte delillere dayanarak iddianameler hazırlanmasına sebep olanlara karşı ilgili hâkim ve savcıların sessiz kalmaları size tuhaf gelmiyor mu?
e. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Başkomutanı durumundaki Sayın Cumhur Başkanı’nın bazı olaylara Devlet Denetleme Kurumunu gönderirken, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı yapılan organize saldırılara karşı sessiz kalması size tuhaf gelmiyor mu?
f. Sayın Başbakan kendisine, Bakanlarına ve partisine yapılan en ufak bir eleştiriye şiddetle tepki gösterirken, Türk Ordusuna karşı yapılan en aşağılık saldırılara sessiz kalması size tuhaf gelmiyor mu?
Sonuç olarak:
1. “ Bir devletin ve ordunun, içeriden nasıl bölünüp parçalanacağını gösteren yöntem” kullanılarak Yugoslavya, Irak, Afgan ve Lübnan ordularının ve devletlerinin işte böyle parçalandığını unutmayalım.
Türkiye’de de benzer oyunların tezgâhlandığını artık görelim.
2. Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü öngören Kemalist kuruluş felsefesinin, Cumhuriyet Ordusunun ve Kemalist aydınların, bazı ABD yetkilileri ve Avrupa Birliği sorumluları ile etnik bölücüler tarafından; adeta ortak düşman ilan edildiğini, noktasına ve virgülüne kadar %100 birbirleriyle örtüştüklerini artık anlayalım. Bu işbirliğinin, Türkiye’nin hayrına olmadığını görelim.
3. Gazeteci, akademisyen, sözde aydın takımı ve bazı bürokratların
“iktidara, şeyhine, şıhına, hocasına , hoca efendisine, ağasına, aşiret reisine veya para babasına” kendisini, kalemini ve vicdanını sattığı zaman yalan söylediğini, topluma ve kendisine saygısını yitirdiğini ve böylece Allah korkusunu ve utanma duygusunu kaybettiğini unutmayalım.
Ağızlarını açtıkları andan itibaren demokrat veya dindar maskesi arkasına gizlenerek Türkiye Cumhuriyeti’ne, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Atatürk’e ve Türk Ordusuna saldıranlara dikkat edelim, onların programlarını boykot edelim ve pirim yaptırmayalım.
4. Birilerinin Türk Silahlı Kuvvetleri hakkında organize uğursuz bir kampanya başlattığını, aslında Türkiye’nin bölünmez bütünlüğünü hedef aldıklarını unutmayalım. Bu şer odaklarının boş durmadığını ve kararlı adımlarla, sahte delil ve asılsız iddialarla Ordu aleyhine bir kitlesel algı oluşturmaya çalıştıklarını anlayalım. Bunun bir sonraki aşamasının Yugoslavya, Afganistan, Irak ve Lübnan’da olduğu gibi ülkeye uluslar arası barış gücünün davet edilmesi ve ülkenin bölünüp parçalanması olacağını artık görelim.
5. Ülke yöneticilerinin söylemleriyle eylemlerine dikkat edelim. Söylemleri ve eylemleri “ Bir devletin ve ordunun, içeriden nasıl bölünüp parçalanacağını gösteren şablonla ” örtüşen siyasi partilere, evlatlarımızın ve torunlarımızın geleceğini düşünerek oy vermeyelim.
Selam ve saygılarımla.
BU E-POSTA, BU ÜLKENİN SAYIN MİLLETVEKİLLERİNE DE GÖNDERİLMİŞ OLUP, EVLATLARIMIZIN VE TORUNLARIMIZIN GELECEĞİ İÇİN, SUNULAN BİLGİLERİ DEĞERLENDİRECEKLERİ ÜMİDİYLE SAYGILAR SUNULUR.
Hikmet YAVAŞ
(E). TUĞGENERAL
İZMİR
30 Ocak 2011
Perşembe, Mart 03, 2011
Dünyanın yıkamadığı Silahlı Kuvvetlerimiz yıkılırsa (!?....)
Dünyanın yıkamadığı Silahlı Kuvvetlerimiz yıkılırsa (!?....)
Sevgili dost ve silah arkadaşlarım vatanımızın bağrından çıkmış kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerini yıpratmak adına ağza alınmayacak söylemler, akıl tutulması yaşatacak eylemler her geçen gün pervasızca sürdürülmektedir.
Diğer uluslara korku yaşatan “ordu +millet” birlikteliğinden rahatsız olanların tuzağına bu kez maalesef içimizdekilerde (!?) düşmüşlerdir. Şu günlerde yoğunluk kazanan askeri yıpratma faaliyetleri kimyamızı bozmuş, ruh halimizi tahrip etmeyi sürdürmektedir.. Bu nedenledir ki bir zamanlar kaleme aldığım yazımı, güncelliğini koruduğu nedeniyle tekrar siz vatanseverlerle paylaşmayı önemli bir görev saydım.
Saygılarımla. 03Mart 2011- İZMİR
Fevzi MORAY
ASKER VE ASKER ÇOCUĞU OLMAK.
Önce askerin görevleri konusunda bilmemiz gereken bir ilkeyi açıklamalıyım.
Asker; savaşmayı öğrenir, öğretir ve öğrendiklerini hayata geçirir.
***Türkiye Cumhuriyet’inde asker ve asker çocuğu olmak en kutsal görevi yerine getirmekle eş değerdir.
Aşağıdaki yaşanmışlıkları açtığımızda ne kadar meşakkatli görevi yerine getirdiğimizi siz değerli ve kadirşinas dostlarımın takdirine sunuyorum.
***Memleketi ,Türkiye Cumhuriyetinin her köşesidir.
Bu meslekte ayağını basmadığın yer üzerinde ahkam kesme imkanın olamaz. Nobel ödüllü O. Pamuk”un “ Kar” adlı eseri buna çok güzel bir örnek teşkil etmektedir. Kitaplarda yazılanlara mahkum kalanlara, yaşanmamışlıklar üzerine kitap yazanlara, ne kadar güven duyulur ki?.
Şahsımla ilgili vereceğim örnekler ; kutsal görevi özveri ile yapan askerimizin ve asker evlatlarının yaşadığı gerçeklerdir. Ve bunu da açıklamaktan gurur duymakla birlikte , esas görevi olanların görevlerini yapmanın burukluğunu yaşadığımı da belirtmek isterim(!?)
*** Türkiye’nin en ücra köşelerinde hayatı idame ettirmek, mahrumiyeti yaşamak , geriden gelenlere ilkelliği yaşatmamanın yollarını tespit etmek ve hayata geçirmek demektir, asker ve asker çocuğu olmak. (görevi olmadığı halde)
Kimin görevi idi dersiniz? Bölgede yangın çıktığında , tabii afetlere maruz kalındığında ilk müdahale eden acaba, kim olmaktadır? Tabii ki, asker olmaktadır dediğinizi işitir gibiyim. Zira bu tespiti onaylamanıza o kadar ihtiyacımız var ki!.. Vatanın kurtarılmasında ve bizlerin huzur ve güven içerisinde yaşamasında, diğer yörelerdeki insanımız kadar büyük emekleri yadsınamayan doğulu ve güney doğulu insanımız, acaba neden memleketlerini terk edip, büyük şehirlere göç etmek durumunda bırakılmıştır? Bu önemli konulara çözüm bulacakların, zamanında asli görevlerini bir tarafa bırakarak , geri kalmamızı hızlandırıcı ne gibi uygulamaları gerçekleştirdiğini hiç düşündünüz mü?
Halkın hiç güven duymadığı kurum olan “siyasetçileri” başımızda görmek istemediğimiz halde, neden bizi yönettiklerini düşündünüz mü hiç ? Ülkenin ufkunu açacak, kalkınmasını sağlayacak, her sorunun çözümünü iyi bilmelerine rağmen , dokunulmazlıkların kaldırılması, seçim ve partiler yasasının değiştirmesi gibi vaatlerle başa geçenlerin daha sonraları verilen sözleri tutmamalarını henüz unutmadık ve unutmayacağımız ve unutturmayacağımız da bilinmelidir. Dolayısıyla sakın (!) ,istemediğimiz halde bizi yönettiğini sananlar yapılanları bilmediğimizi sanmasınlar.
Kürt, Türk, Çerkez, Laz ve benzeri ayrımı yapmadan insanlara yaklaşıp dertlerine derman olacaklar , neden görevlerini yapmayarak, bu güzelim insanları ve kıymetli(verimli) toprakları, akbabaların (!) ellerine teslim ederler anlamak zordur!
***Mesleğimiz; vatan sevgisinin aileden ön planda tutulduğu, baba hasretiyle büyüyen çocuklarımızın babalık görevlerinin, annelerce yerine getirildiği, kutsal bir meslektir.
Benimle konuşma imkanı bulamayan kızımın , 1980’li yıllarda istikbalini etkileyecek, belki de ruhsal çöküntü yaşamasını tetikleyecek olan “Anne, ben burada yeni arkadaşlar edindim okulumu,öğretmenlerimi çok seviyorum. Yoksa yine tayinimiz mi çıkacak?” çekincesini , ancak emekli olduğum 1999 yılından sonra duymuştum. Neler hissettiğimi açıklamaya gerek var mıdır?
Yine devlet memurlarının terör nedeniyle gitmekten çekindiği, öğrenim seviyesi itibarıyla lisenin dahi bulunmadığı, Türkiye’nin en ücra köşelerinde görev yaparken, kızım , İstanbul’da okumak durumunda kalınca , bizlerin anne ve babaları olarak hangi ruh halini yaşadığımızı düşünebiliyor musunuz?
Ancak mektuplaşarak irtibat kurabildiğim kızım, mektubunun bir yerinde, “Terör belasının yüksek yoğunlukta yaşandığı bir dönemde , hayatı idame ettirme güçlükleri nedeniyle insanların istifa edip gitmediği, yoğun savaşların verildiği bölgeye, hiç tereddüt etmeden gittin. Bu nedenle seninle iftihar ediyorum. Bende burada anne ve baba hasreti çekmek pahasına, sizleri mahcup etmeden var gücümle çalışıp başarılı olacağımın sözünü veriyorum” ifadesi beni hayata bağlamakla kalmamış, aynı zamanda var olan gücüme güç katmıştır.
Tarif etmeye çalıştığım böylesine ürpertici ortamda, bizleri ayakta tutan ve verilen savaşta başarılı olmamızı sağlayan, ne paradır ne de pul! Başarılarımızı olumlu yönde etkileyen tek şey!!ruhumuzu okşayan bir çift sözdür söz!!!
*** Kaybettiğimiz o muhteşem insan ve toprakları kazanmaktır, asker ve asker çocuğu olmak.
80 Km sorumluluk sahasında sayısız köy, kasaba,mezraların elektriği, suyu, yolu, insan ve hayvanlarının sağlığı, okulların onarımı asker eşlerinden öğretmenlik yapacakların görevlendirilmesinin kim tarafından yapıldığını düşünürsünüz? Zamanında bilinçli olarak hizmet götürülmeyerek ihmal edilen insanlarımızı kaybedildikten sonra mı devlet erkanının aklı başına geliyor?
Aklı başına gelse ve görevine yönelse iyi..Sizlere başımdan geçen enteresan bir olayı anlatmalıyım..Zamanında esas görevi olanlara (TEK-DSİ-TCK) garnizon komutanı olarak görevlerini yapmaları konusunda ricada bulunduğumda yetkililerin talepleri son derece ilginç , düşündürücü ve acı vericidir..
“Komutanım, hizmet verirken siz emniyetimizi sağlamadığınız takdirde bizi öldürürler.”
İlgililerin son sözü, gizli tutulan tüm gerçekleri ortaya çıkarmak açısından önemlidir sevgili dostlarım.
En derin sevgi ve saygılarımla.
Fevzi MORAY
E.P.KD. Albay
Sevgili dost ve silah arkadaşlarım vatanımızın bağrından çıkmış kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerini yıpratmak adına ağza alınmayacak söylemler, akıl tutulması yaşatacak eylemler her geçen gün pervasızca sürdürülmektedir.
Diğer uluslara korku yaşatan “ordu +millet” birlikteliğinden rahatsız olanların tuzağına bu kez maalesef içimizdekilerde (!?) düşmüşlerdir. Şu günlerde yoğunluk kazanan askeri yıpratma faaliyetleri kimyamızı bozmuş, ruh halimizi tahrip etmeyi sürdürmektedir.. Bu nedenledir ki bir zamanlar kaleme aldığım yazımı, güncelliğini koruduğu nedeniyle tekrar siz vatanseverlerle paylaşmayı önemli bir görev saydım.
Saygılarımla. 03Mart 2011- İZMİR
Fevzi MORAY
ASKER VE ASKER ÇOCUĞU OLMAK.
Önce askerin görevleri konusunda bilmemiz gereken bir ilkeyi açıklamalıyım.
Asker; savaşmayı öğrenir, öğretir ve öğrendiklerini hayata geçirir.
***Türkiye Cumhuriyet’inde asker ve asker çocuğu olmak en kutsal görevi yerine getirmekle eş değerdir.
Aşağıdaki yaşanmışlıkları açtığımızda ne kadar meşakkatli görevi yerine getirdiğimizi siz değerli ve kadirşinas dostlarımın takdirine sunuyorum.
***Memleketi ,Türkiye Cumhuriyetinin her köşesidir.
Bu meslekte ayağını basmadığın yer üzerinde ahkam kesme imkanın olamaz. Nobel ödüllü O. Pamuk”un “ Kar” adlı eseri buna çok güzel bir örnek teşkil etmektedir. Kitaplarda yazılanlara mahkum kalanlara, yaşanmamışlıklar üzerine kitap yazanlara, ne kadar güven duyulur ki?.
Şahsımla ilgili vereceğim örnekler ; kutsal görevi özveri ile yapan askerimizin ve asker evlatlarının yaşadığı gerçeklerdir. Ve bunu da açıklamaktan gurur duymakla birlikte , esas görevi olanların görevlerini yapmanın burukluğunu yaşadığımı da belirtmek isterim(!?)
*** Türkiye’nin en ücra köşelerinde hayatı idame ettirmek, mahrumiyeti yaşamak , geriden gelenlere ilkelliği yaşatmamanın yollarını tespit etmek ve hayata geçirmek demektir, asker ve asker çocuğu olmak. (görevi olmadığı halde)
Kimin görevi idi dersiniz? Bölgede yangın çıktığında , tabii afetlere maruz kalındığında ilk müdahale eden acaba, kim olmaktadır? Tabii ki, asker olmaktadır dediğinizi işitir gibiyim. Zira bu tespiti onaylamanıza o kadar ihtiyacımız var ki!.. Vatanın kurtarılmasında ve bizlerin huzur ve güven içerisinde yaşamasında, diğer yörelerdeki insanımız kadar büyük emekleri yadsınamayan doğulu ve güney doğulu insanımız, acaba neden memleketlerini terk edip, büyük şehirlere göç etmek durumunda bırakılmıştır? Bu önemli konulara çözüm bulacakların, zamanında asli görevlerini bir tarafa bırakarak , geri kalmamızı hızlandırıcı ne gibi uygulamaları gerçekleştirdiğini hiç düşündünüz mü?
Halkın hiç güven duymadığı kurum olan “siyasetçileri” başımızda görmek istemediğimiz halde, neden bizi yönettiklerini düşündünüz mü hiç ? Ülkenin ufkunu açacak, kalkınmasını sağlayacak, her sorunun çözümünü iyi bilmelerine rağmen , dokunulmazlıkların kaldırılması, seçim ve partiler yasasının değiştirmesi gibi vaatlerle başa geçenlerin daha sonraları verilen sözleri tutmamalarını henüz unutmadık ve unutmayacağımız ve unutturmayacağımız da bilinmelidir. Dolayısıyla sakın (!) ,istemediğimiz halde bizi yönettiğini sananlar yapılanları bilmediğimizi sanmasınlar.
Kürt, Türk, Çerkez, Laz ve benzeri ayrımı yapmadan insanlara yaklaşıp dertlerine derman olacaklar , neden görevlerini yapmayarak, bu güzelim insanları ve kıymetli(verimli) toprakları, akbabaların (!) ellerine teslim ederler anlamak zordur!
***Mesleğimiz; vatan sevgisinin aileden ön planda tutulduğu, baba hasretiyle büyüyen çocuklarımızın babalık görevlerinin, annelerce yerine getirildiği, kutsal bir meslektir.
Benimle konuşma imkanı bulamayan kızımın , 1980’li yıllarda istikbalini etkileyecek, belki de ruhsal çöküntü yaşamasını tetikleyecek olan “Anne, ben burada yeni arkadaşlar edindim okulumu,öğretmenlerimi çok seviyorum. Yoksa yine tayinimiz mi çıkacak?” çekincesini , ancak emekli olduğum 1999 yılından sonra duymuştum. Neler hissettiğimi açıklamaya gerek var mıdır?
Yine devlet memurlarının terör nedeniyle gitmekten çekindiği, öğrenim seviyesi itibarıyla lisenin dahi bulunmadığı, Türkiye’nin en ücra köşelerinde görev yaparken, kızım , İstanbul’da okumak durumunda kalınca , bizlerin anne ve babaları olarak hangi ruh halini yaşadığımızı düşünebiliyor musunuz?
Ancak mektuplaşarak irtibat kurabildiğim kızım, mektubunun bir yerinde, “Terör belasının yüksek yoğunlukta yaşandığı bir dönemde , hayatı idame ettirme güçlükleri nedeniyle insanların istifa edip gitmediği, yoğun savaşların verildiği bölgeye, hiç tereddüt etmeden gittin. Bu nedenle seninle iftihar ediyorum. Bende burada anne ve baba hasreti çekmek pahasına, sizleri mahcup etmeden var gücümle çalışıp başarılı olacağımın sözünü veriyorum” ifadesi beni hayata bağlamakla kalmamış, aynı zamanda var olan gücüme güç katmıştır.
Tarif etmeye çalıştığım böylesine ürpertici ortamda, bizleri ayakta tutan ve verilen savaşta başarılı olmamızı sağlayan, ne paradır ne de pul! Başarılarımızı olumlu yönde etkileyen tek şey!!ruhumuzu okşayan bir çift sözdür söz!!!
*** Kaybettiğimiz o muhteşem insan ve toprakları kazanmaktır, asker ve asker çocuğu olmak.
80 Km sorumluluk sahasında sayısız köy, kasaba,mezraların elektriği, suyu, yolu, insan ve hayvanlarının sağlığı, okulların onarımı asker eşlerinden öğretmenlik yapacakların görevlendirilmesinin kim tarafından yapıldığını düşünürsünüz? Zamanında bilinçli olarak hizmet götürülmeyerek ihmal edilen insanlarımızı kaybedildikten sonra mı devlet erkanının aklı başına geliyor?
Aklı başına gelse ve görevine yönelse iyi..Sizlere başımdan geçen enteresan bir olayı anlatmalıyım..Zamanında esas görevi olanlara (TEK-DSİ-TCK) garnizon komutanı olarak görevlerini yapmaları konusunda ricada bulunduğumda yetkililerin talepleri son derece ilginç , düşündürücü ve acı vericidir..
“Komutanım, hizmet verirken siz emniyetimizi sağlamadığınız takdirde bizi öldürürler.”
İlgililerin son sözü, gizli tutulan tüm gerçekleri ortaya çıkarmak açısından önemlidir sevgili dostlarım.
En derin sevgi ve saygılarımla.
Fevzi MORAY
E.P.KD. Albay
Cumartesi, Şubat 26, 2011
YILMADAN ,USANMADAN ANLATACAKLARIM VARDIR BENİM.
Fevzi MORAY
Sevgili dostlarım Şubat ayına girdiğimizde inanın içim ürperiyor ve kanım çekiliyor. Hocalıda yapılana katliam denmez de neye toplu kıyım denir anlamakta güçlük çekiyorum. Bu güne kadar haklı davamızı savunamayanlardan da nefret ediyorum.
Değerli dostlarım, kirlenmiş bu evrende maalesef iki çeşit tarih yazılıyor. Yalan yanlış yazılan bir tarih var ki , gerçekleri bilenlerin içini dağlıyor.
Kanla yazılarak harp ceridesine dönüşmüş gerçek tarihimizi dünya kamu oyuna kabul ettiremememizin bana göre bir nedeni de , bizi yönettiğini sananların diplomatik başarısızlıklarıdır. Kısa süre evvel sizlerle paylaştığım “Siyasi Güç ve Günün Savaşına Etkisi” başlıklı yazımda bir ülkenin ayakta kalabilmesi için ‘siyasi gücün’ ne kadar önemli olduğuna değinmiştim.
İsterseniz neden gerçekleri kabul ettiremediğimize kısaca bir bakalım:
Emperyalistler, bir ülkeyi yıkmak için iki kuralı hayata geçiriyor , Dil’i ( eğitim) ve Din’i bitiriyor. O nedenle önce Eğitim Ordumuz tarumar edilmiştir. Üzülerek belirteyim ki , beyinleri boşaltılmış insanlara, yazılan tarihin sahtesinin servis edilmesi hiç de zor olmamıştır.. O nedenle, içimizdeki hainlerce unutturulmaya ve saptırılmaya çalışılan ‘Ermenistan katliamının' iç yüzünü bilmeliyiz diyorum.
Bir de çarpıcı olsun için tarihi saptırma misyonunu yüklenmiş dünya medya sektörüne kısaca temas etmek isterim.
19 Yüzyılda New York Times’ta yazan gazeteci Swinton , gazetenin bir Yahudi tarafından satın alınmasından sonra düzenlenen toplantıda kürsüye çıkarak , Amerika’da özgür basın konusuna bakınız nasıl açıklık getiriyor ve medyanın karanlık dünyasına ne şekilde ışık tutuyor.
Amerika'da 'Özgür, bağımsız basın' diye bir şey olmamıştır.
“Gazetecilerin işi; gerçeği yok etmek, düpedüz yalan söylemek, saptırmak, kötülemek, servet sahiplerine ve iktidara dalkavukluk etmek, kendi gündelik ekmeği uğruna yurdunu ve soyunu satmaktır.”
Sözlerine devamla, “çalıştığım gazete bana düşüncelerimi özgürce yazmam için değil, tersine yazmamam için bir ücret ödüyor.”
Dünya medyasının karanlık labirentindeki gizemini aydınlattıktan sonra katliamın gerçekleştiği o tarihe (1992) dönelim.. Ermenistan- Rus ve Türkiye sınır boyunda Hudut Tabur Komutanı olmam (1991-1993) nedeniyle edindiğim tecrübeleri , yaptığım saptamaları , gerçek tarihi öğrenmeye susamış siz değerli dost ve silah arkadaşlarımla tekrar tekrar paylaşmak isterim.
O nedenle her Türk vatandaşının Ermenistan katliamının iç yüzünü öğrenme mecburiyeti vardır diyorum.
Zira, Ermenilerce , 26 Şubat 1992 yılında Azerbaycan’ın Hocalı mevkiinde Azeri Soydaşlarımıza yapılan katliam tescillidir. Tek eksiğimiz bu tarihi gerçekleri ispat etmekteki zafiyetimiz , beceriksizliğimizdir..
Hiç şüpheniz olmasın ki, bu gün (26 Şubat 2011 ) yine içimizde yaşayıp kanımızdan beslenen bazı sapkınlar küresel güçlerden aldığı destekle tarihimizi çarpıtmanın , insanlığı kışkırtmanın ve aldatmanın amansız militanları olacaklardır. Vatan millet mevhumu olmayan bu alçaklar yeşil banknotların getirisiyle ,yakın tarihimizde gerçekleşen Hocalı katliamının üzerini bir kez daha hiç utanmadan örteceklerdir.
Yine bu gün , aynı vatansızlar (!?), televizyon ekranlarını mesken edinecekler, gazeteci yazar Swinton’un da açıkça belirttiği gibi utanmadan saptırdıkları tarihin amansız savunuculuğuna soyunacaklardır.
İçim acıyarak kaleme aldığım Hocalı katliamının gerçeklerini , yöreye yakın bulunan ve aynı düşmanla savaş veren bir kişi olarak tekrar sizlere sunmaktan yılmayacağım.
Gerçekleri, güvendiklerinden öğrenen siz sevgili dostlarımın da bu satırları okuduktan sonra neler yapacaklarını çok iyi biliyorum.
Sonuç nedir derseniz?
Üzerinden 19 yıl geçmesine rağmen ispat etmekte zorlandığımız tüm gerçekleri bilmeliyiz. Bilmekle kalmayıp , dünyada yaşamakta ve ebediyete intikal etmiş olan değerli tarihçi, Devlet ve bilim adamlarının kaleme aldığı kitap ve dokümanlardan istifade etmeliyiz., Bununla da kalmayıp dünya insanını bir çatı altında toplayıp gerçek taşların eteklerden dökülmesinin amansız takipçisi olmalıyız.
Eğer bunları bilip de mücadele edecek yürekte değilsek , kapımızın her zaman bizi sıkıntıya sokacak şekilde çalınacağını unutmamalıyız.Şimdi olduğu gibi.
En içten sevgi ve saygılarım, gerçekleri saptıran sahtekarların , vatan hainlerinin önünde yılmaz ve yıkılmaz kale gibi duranlaradır. 26 Şubat 2011
Fevzi MORAY
E.P.KD.Albay
***
Haydi buyurun efendim gerçek Hocalı Kıyımını bir de buradan okuyunuz:
HOCALI KATLİAMI Yer: Azerbaycan, Hocalı
Elleri bir ağaca arkadan bağlanan hamile bir kadının başına dikilmiş olan iki Ermeni yazı tura atıyordu. Bu kanlı kumarı yaklaşık 100 yıl önce Anadolu toprağında Kars'ta Ağrı'da Van'da Erzurum'da da ataları oynamıştı. Onlardan duymuşlardı.
Karnı burnunda Azeri kadının doğumu oldukça yakın görünüyordu. Çaresiz kadın bir hazan yaprağı gibi titriyordu. Elbiseleri yırtık, ayakları çıplaktı..Ermenilerin uzun boylu olanı elindeki AK-47 model Rus yapımı otomatik tüfeğinin namlusuna monte edilen seyyar kasaturayı çıkartırken,diğeri elindeki demir parayı havaya attı:
Akçik, manç?.. (Kız mı, oğlan mı?)
Akçik... (Kız)
Bu cevap üzerine 'oğlan' diyerek bahse giren Ermeni, elindeki kasatura ile hamile kadının karnını bir hamlede yarıp çocuğu çıkarttı. Kan bürülü gözleri bebeğin kasıklarına kilitlendi.
Tun şahetsar,ınger. (Sen kazandın,yoldaş)
Yes şahetsapayts ays bubrikı inç bes bidigişdana...(Ben kazandım ama bu bebek nasıl beslenecek?)
Mayrigı bedge gişdatsine. (Annesi besleyecek elbette)
Bunun üzerine daha kısa boylu olan Ermeni, bir hamlede kasaturaya geçirdiği bebeği annesinin göğsüne yapıştırdı:
-Mayrig yerahayin zizdur. (Çocuğa meme ver)
Aynı dakikalarda Hocalının başka bir semtinde tek kale futbol maçı hazırlığı vardı. İki kesik Azeri kadın başını kale direği yapmışlar, top arayışına girmişlerdi. Başı tıraşlı bir çocuk bulup getirdiklerinde ise Ermeni çeteci sevinçle bağırdı:
-Asixn ma/,çimi yev bızdıge, aveg gındırnadabidi. Gıdıresek...
(Bu hem saçsız hem de küçük, iyi yuvarlanır. Kopartın...)
Aynı anda çocuğun gövdesi bir tarafa,başı da orta yere düşmüştü.. Ermeniler zafer naraları atarak, kanlı postalları ile kesik çocuk başına vurarak kanlı bir kaleye gol atmaya çalışıyordu.
Bu iki olay Hocalıda bundan çok değil yalnızca 18yıl önce yaşandı.
Her iki olay da ermeni çetecilerin katliamlarına bizzat şahit olan görgü tanıklarının anlatımlarıdır.
Ne yazık ki 26 Şubat 1992 günü binlerce Azeri türlü yöntemlerle vahşice katledilmiştir. Ajanslar,katliam haberini bütün dünyaya hızla geçerken, arşı titreten ağır bir vahşet yaşanan Hocalı halkından geri kalanlar ise çaresizlik içinde kıvranıyordu. Türkiye'de büyük bir dehşet uyandıran katliama ilişkin ilk görüntüler ise TRT aracılığı ile duyurulmuştu.
Bütün olanları batılı gazeteciler, özellikle de New York Times belgeledi.
26 Şubat'ta güçlü silahlarla donatılmış Ermenistan silahlı kuvvetleri ile Hankendi'nde konuşlanmış bulunan Albay Zarvigarov komutasındaki 366'ncı Rus Motorize Alayı, Hocalıya saldırarak tarihin en vahşî katliamlarından birini yaptılar. 26 Şubat gecesi Rus motorize alayının tanklarından açılan top ve roket saldırıları ile Hocalı Havaalanı kullanılamaz hâle getirilerek kentin dış dünya ile ilişkisi de tamamen kesildi.
Savunmasız kalan kente giren Rus destekli , Ermeni askerleri, çocuk, yaşlı, kadın, bebek demeden birçok insanımızı vahşîce katlettiler. Ermenilerin işgal ettikleri Hocalıda dehşet verici olaylar yaşandı.
Canlı, canlı insanların kafa derilerini yüzdüler, sağ olarak ele geçirdiklerini ise sistematik bir işkenceye ve tıbbî deneylere tâbi tutarak, insanlık dışı muamelelere maruz bıraktılar.
Hızar ve testereler ile diri, diri insanların kol ve bacaklarını kestiler.
Genç kızların önce saçlarını,sonra da kafa derilerini yüzdüler.
Babanın gözü önünde evladını,evladın gözü önünde babayı kurşunlara dizdiler. Kesik kafaları sepetlere doldurdular.
Peki neydi bu düşmanlık? Ermenistan'daki okul duvarlarında asılan haritalarda Türkiye'nin 12 ili yer almaktayken, Ermenistan'ın bayrağında Türkiye hudutları içindeki Ağrı Dağı'nın resmi varken, Ermenistan Millî Marşı'nda 'Topraklarımız işgal altında, bu toprakları azat etmek için ölün, öldürün' denmekteyken, başkaca bir neden aramaya zaten gerek yok sanırım.
Dağlık Karabağ Bölgesi'nde bulunan Hocalıya, eski Sovyet İttifakı Silahlı Kuvvetleri'ne ait 366.Alay'ın desteği ile Ermeni Silahlı Kuvvetleri tarafından düzenlenen saldırılar sonucu 613 Azerbaycan Türk'ünün hayatını kaybettiği resmî olarak açıklandı. Ancak kayıp sayısının bu rakamların çok ,çok üstünde olduğu bilinmektedir.
56 hamile kadın karnı yarılmış durumda bulunmuştur.
Bu alçak saldırıda 487 kişi ağır yaralanırken, 1275 kişi ise rehin alınmış, geri kalan nüfus da bin bir zorlukla canını kurtarmış ancak bu olayın tahribatından ruhları ve hafızaları asla bir daha kurtulamamıştır.
Şahitlerin anlattıklarını dinleyenler önce kulaklarına inanamadı . Fakat katliam sonrası Hocalıya girdiklerinde ise, görgü tanıklarının abartmadığını kısa sürede anladılar.
Hocalı' da katliam bölgesini gezen Fransız gazeteci Jean-Yves Junet'nin gördükleri karşısında söyledikleri, katliamın boyutunu da anlatıyordu:
'Pek çok savaş hikâyesi dinledim. Faşistlerin zulmünü işittim,ama Hocalıdaki gibi bir vahşete umarım kimse tanık olmaz'
Peki 26 Şubat 1992 günü yaşanan bu katliamın emrini kim vermişti; Ermenistan Devlet Başkanı sıfatını taşıyan Robert Koçaryan denilen kirli katilden başkası değildi. Yaptığı terör faaliyetlerinin oranı nispetinde terfi eden Taşnaksutyun örgütü liderlerinden Robert Koçaryan, 20 Mart 1996'da Ermenistan Başbakanı oldu.
Karabağ'da barış istediği için aşırı milliyetçilerin tepkisine daha fazla direnemeyen Levon Ter Petrosyan istifa edince de 30 Mart 1998 yılında ondan boşalan Devlet Başkanlığı koltuğuna,'Hocalı Katliamı’ baş sorumlusu olan azılı terörist Robert Koçaryan oturdu.
Ermeniler Türk hamile kadınlarına tecavüz edip karnını hamile olduğu halde taş ile doldurup , küçük Türk kızlarına tecavüz edip öldürmüşlerdi.
İşte bilinmesi gereken acı gerçekler bunlardır dostlar…
Fevzi MORAY
Sevgili dostlarım Şubat ayına girdiğimizde inanın içim ürperiyor ve kanım çekiliyor. Hocalıda yapılana katliam denmez de neye toplu kıyım denir anlamakta güçlük çekiyorum. Bu güne kadar haklı davamızı savunamayanlardan da nefret ediyorum.
Değerli dostlarım, kirlenmiş bu evrende maalesef iki çeşit tarih yazılıyor. Yalan yanlış yazılan bir tarih var ki , gerçekleri bilenlerin içini dağlıyor.
Kanla yazılarak harp ceridesine dönüşmüş gerçek tarihimizi dünya kamu oyuna kabul ettiremememizin bana göre bir nedeni de , bizi yönettiğini sananların diplomatik başarısızlıklarıdır. Kısa süre evvel sizlerle paylaştığım “Siyasi Güç ve Günün Savaşına Etkisi” başlıklı yazımda bir ülkenin ayakta kalabilmesi için ‘siyasi gücün’ ne kadar önemli olduğuna değinmiştim.
İsterseniz neden gerçekleri kabul ettiremediğimize kısaca bir bakalım:
Emperyalistler, bir ülkeyi yıkmak için iki kuralı hayata geçiriyor , Dil’i ( eğitim) ve Din’i bitiriyor. O nedenle önce Eğitim Ordumuz tarumar edilmiştir. Üzülerek belirteyim ki , beyinleri boşaltılmış insanlara, yazılan tarihin sahtesinin servis edilmesi hiç de zor olmamıştır.. O nedenle, içimizdeki hainlerce unutturulmaya ve saptırılmaya çalışılan ‘Ermenistan katliamının' iç yüzünü bilmeliyiz diyorum.
Bir de çarpıcı olsun için tarihi saptırma misyonunu yüklenmiş dünya medya sektörüne kısaca temas etmek isterim.
19 Yüzyılda New York Times’ta yazan gazeteci Swinton , gazetenin bir Yahudi tarafından satın alınmasından sonra düzenlenen toplantıda kürsüye çıkarak , Amerika’da özgür basın konusuna bakınız nasıl açıklık getiriyor ve medyanın karanlık dünyasına ne şekilde ışık tutuyor.
Amerika'da 'Özgür, bağımsız basın' diye bir şey olmamıştır.
“Gazetecilerin işi; gerçeği yok etmek, düpedüz yalan söylemek, saptırmak, kötülemek, servet sahiplerine ve iktidara dalkavukluk etmek, kendi gündelik ekmeği uğruna yurdunu ve soyunu satmaktır.”
Sözlerine devamla, “çalıştığım gazete bana düşüncelerimi özgürce yazmam için değil, tersine yazmamam için bir ücret ödüyor.”
Dünya medyasının karanlık labirentindeki gizemini aydınlattıktan sonra katliamın gerçekleştiği o tarihe (1992) dönelim.. Ermenistan- Rus ve Türkiye sınır boyunda Hudut Tabur Komutanı olmam (1991-1993) nedeniyle edindiğim tecrübeleri , yaptığım saptamaları , gerçek tarihi öğrenmeye susamış siz değerli dost ve silah arkadaşlarımla tekrar tekrar paylaşmak isterim.
O nedenle her Türk vatandaşının Ermenistan katliamının iç yüzünü öğrenme mecburiyeti vardır diyorum.
Zira, Ermenilerce , 26 Şubat 1992 yılında Azerbaycan’ın Hocalı mevkiinde Azeri Soydaşlarımıza yapılan katliam tescillidir. Tek eksiğimiz bu tarihi gerçekleri ispat etmekteki zafiyetimiz , beceriksizliğimizdir..
Hiç şüpheniz olmasın ki, bu gün (26 Şubat 2011 ) yine içimizde yaşayıp kanımızdan beslenen bazı sapkınlar küresel güçlerden aldığı destekle tarihimizi çarpıtmanın , insanlığı kışkırtmanın ve aldatmanın amansız militanları olacaklardır. Vatan millet mevhumu olmayan bu alçaklar yeşil banknotların getirisiyle ,yakın tarihimizde gerçekleşen Hocalı katliamının üzerini bir kez daha hiç utanmadan örteceklerdir.
Yine bu gün , aynı vatansızlar (!?), televizyon ekranlarını mesken edinecekler, gazeteci yazar Swinton’un da açıkça belirttiği gibi utanmadan saptırdıkları tarihin amansız savunuculuğuna soyunacaklardır.
İçim acıyarak kaleme aldığım Hocalı katliamının gerçeklerini , yöreye yakın bulunan ve aynı düşmanla savaş veren bir kişi olarak tekrar sizlere sunmaktan yılmayacağım.
Gerçekleri, güvendiklerinden öğrenen siz sevgili dostlarımın da bu satırları okuduktan sonra neler yapacaklarını çok iyi biliyorum.
Sonuç nedir derseniz?
Üzerinden 19 yıl geçmesine rağmen ispat etmekte zorlandığımız tüm gerçekleri bilmeliyiz. Bilmekle kalmayıp , dünyada yaşamakta ve ebediyete intikal etmiş olan değerli tarihçi, Devlet ve bilim adamlarının kaleme aldığı kitap ve dokümanlardan istifade etmeliyiz., Bununla da kalmayıp dünya insanını bir çatı altında toplayıp gerçek taşların eteklerden dökülmesinin amansız takipçisi olmalıyız.
Eğer bunları bilip de mücadele edecek yürekte değilsek , kapımızın her zaman bizi sıkıntıya sokacak şekilde çalınacağını unutmamalıyız.Şimdi olduğu gibi.
En içten sevgi ve saygılarım, gerçekleri saptıran sahtekarların , vatan hainlerinin önünde yılmaz ve yıkılmaz kale gibi duranlaradır. 26 Şubat 2011
Fevzi MORAY
E.P.KD.Albay
***
Haydi buyurun efendim gerçek Hocalı Kıyımını bir de buradan okuyunuz:
HOCALI KATLİAMI Yer: Azerbaycan, Hocalı
Elleri bir ağaca arkadan bağlanan hamile bir kadının başına dikilmiş olan iki Ermeni yazı tura atıyordu. Bu kanlı kumarı yaklaşık 100 yıl önce Anadolu toprağında Kars'ta Ağrı'da Van'da Erzurum'da da ataları oynamıştı. Onlardan duymuşlardı.
Karnı burnunda Azeri kadının doğumu oldukça yakın görünüyordu. Çaresiz kadın bir hazan yaprağı gibi titriyordu. Elbiseleri yırtık, ayakları çıplaktı..Ermenilerin uzun boylu olanı elindeki AK-47 model Rus yapımı otomatik tüfeğinin namlusuna monte edilen seyyar kasaturayı çıkartırken,diğeri elindeki demir parayı havaya attı:
Akçik, manç?.. (Kız mı, oğlan mı?)
Akçik... (Kız)
Bu cevap üzerine 'oğlan' diyerek bahse giren Ermeni, elindeki kasatura ile hamile kadının karnını bir hamlede yarıp çocuğu çıkarttı. Kan bürülü gözleri bebeğin kasıklarına kilitlendi.
Tun şahetsar,ınger. (Sen kazandın,yoldaş)
Yes şahetsapayts ays bubrikı inç bes bidigişdana...(Ben kazandım ama bu bebek nasıl beslenecek?)
Mayrigı bedge gişdatsine. (Annesi besleyecek elbette)
Bunun üzerine daha kısa boylu olan Ermeni, bir hamlede kasaturaya geçirdiği bebeği annesinin göğsüne yapıştırdı:
-Mayrig yerahayin zizdur. (Çocuğa meme ver)
Aynı dakikalarda Hocalının başka bir semtinde tek kale futbol maçı hazırlığı vardı. İki kesik Azeri kadın başını kale direği yapmışlar, top arayışına girmişlerdi. Başı tıraşlı bir çocuk bulup getirdiklerinde ise Ermeni çeteci sevinçle bağırdı:
-Asixn ma/,çimi yev bızdıge, aveg gındırnadabidi. Gıdıresek...
(Bu hem saçsız hem de küçük, iyi yuvarlanır. Kopartın...)
Aynı anda çocuğun gövdesi bir tarafa,başı da orta yere düşmüştü.. Ermeniler zafer naraları atarak, kanlı postalları ile kesik çocuk başına vurarak kanlı bir kaleye gol atmaya çalışıyordu.
Bu iki olay Hocalıda bundan çok değil yalnızca 18yıl önce yaşandı.
Her iki olay da ermeni çetecilerin katliamlarına bizzat şahit olan görgü tanıklarının anlatımlarıdır.
Ne yazık ki 26 Şubat 1992 günü binlerce Azeri türlü yöntemlerle vahşice katledilmiştir. Ajanslar,katliam haberini bütün dünyaya hızla geçerken, arşı titreten ağır bir vahşet yaşanan Hocalı halkından geri kalanlar ise çaresizlik içinde kıvranıyordu. Türkiye'de büyük bir dehşet uyandıran katliama ilişkin ilk görüntüler ise TRT aracılığı ile duyurulmuştu.
Bütün olanları batılı gazeteciler, özellikle de New York Times belgeledi.
26 Şubat'ta güçlü silahlarla donatılmış Ermenistan silahlı kuvvetleri ile Hankendi'nde konuşlanmış bulunan Albay Zarvigarov komutasındaki 366'ncı Rus Motorize Alayı, Hocalıya saldırarak tarihin en vahşî katliamlarından birini yaptılar. 26 Şubat gecesi Rus motorize alayının tanklarından açılan top ve roket saldırıları ile Hocalı Havaalanı kullanılamaz hâle getirilerek kentin dış dünya ile ilişkisi de tamamen kesildi.
Savunmasız kalan kente giren Rus destekli , Ermeni askerleri, çocuk, yaşlı, kadın, bebek demeden birçok insanımızı vahşîce katlettiler. Ermenilerin işgal ettikleri Hocalıda dehşet verici olaylar yaşandı.
Canlı, canlı insanların kafa derilerini yüzdüler, sağ olarak ele geçirdiklerini ise sistematik bir işkenceye ve tıbbî deneylere tâbi tutarak, insanlık dışı muamelelere maruz bıraktılar.
Hızar ve testereler ile diri, diri insanların kol ve bacaklarını kestiler.
Genç kızların önce saçlarını,sonra da kafa derilerini yüzdüler.
Babanın gözü önünde evladını,evladın gözü önünde babayı kurşunlara dizdiler. Kesik kafaları sepetlere doldurdular.
Peki neydi bu düşmanlık? Ermenistan'daki okul duvarlarında asılan haritalarda Türkiye'nin 12 ili yer almaktayken, Ermenistan'ın bayrağında Türkiye hudutları içindeki Ağrı Dağı'nın resmi varken, Ermenistan Millî Marşı'nda 'Topraklarımız işgal altında, bu toprakları azat etmek için ölün, öldürün' denmekteyken, başkaca bir neden aramaya zaten gerek yok sanırım.
Dağlık Karabağ Bölgesi'nde bulunan Hocalıya, eski Sovyet İttifakı Silahlı Kuvvetleri'ne ait 366.Alay'ın desteği ile Ermeni Silahlı Kuvvetleri tarafından düzenlenen saldırılar sonucu 613 Azerbaycan Türk'ünün hayatını kaybettiği resmî olarak açıklandı. Ancak kayıp sayısının bu rakamların çok ,çok üstünde olduğu bilinmektedir.
56 hamile kadın karnı yarılmış durumda bulunmuştur.
Bu alçak saldırıda 487 kişi ağır yaralanırken, 1275 kişi ise rehin alınmış, geri kalan nüfus da bin bir zorlukla canını kurtarmış ancak bu olayın tahribatından ruhları ve hafızaları asla bir daha kurtulamamıştır.
Şahitlerin anlattıklarını dinleyenler önce kulaklarına inanamadı . Fakat katliam sonrası Hocalıya girdiklerinde ise, görgü tanıklarının abartmadığını kısa sürede anladılar.
Hocalı' da katliam bölgesini gezen Fransız gazeteci Jean-Yves Junet'nin gördükleri karşısında söyledikleri, katliamın boyutunu da anlatıyordu:
'Pek çok savaş hikâyesi dinledim. Faşistlerin zulmünü işittim,ama Hocalıdaki gibi bir vahşete umarım kimse tanık olmaz'
Peki 26 Şubat 1992 günü yaşanan bu katliamın emrini kim vermişti; Ermenistan Devlet Başkanı sıfatını taşıyan Robert Koçaryan denilen kirli katilden başkası değildi. Yaptığı terör faaliyetlerinin oranı nispetinde terfi eden Taşnaksutyun örgütü liderlerinden Robert Koçaryan, 20 Mart 1996'da Ermenistan Başbakanı oldu.
Karabağ'da barış istediği için aşırı milliyetçilerin tepkisine daha fazla direnemeyen Levon Ter Petrosyan istifa edince de 30 Mart 1998 yılında ondan boşalan Devlet Başkanlığı koltuğuna,'Hocalı Katliamı’ baş sorumlusu olan azılı terörist Robert Koçaryan oturdu.
Ermeniler Türk hamile kadınlarına tecavüz edip karnını hamile olduğu halde taş ile doldurup , küçük Türk kızlarına tecavüz edip öldürmüşlerdi.
İşte bilinmesi gereken acı gerçekler bunlardır dostlar…
Salı, Şubat 22, 2011
ALTINI ÇİZEREK OKUYUNUZ DOSTLAR ÇOK ÖNEMLİDİR..
ALTINI ÇİZEREK OKUYUNUZ DOSTLAR ÇOK ÖNEMLİDİR
Türk Silahlı Kuvvetleri ve Türkiye Cumhuriyeti Nasıl Yıkılıyor Öğrenmek İster Misiniz?
Türk Silahlı Kuvvetlerinin yetiştirdiği Vatanperver Türk subayı Emekli Tuğgeneral Hikmet Yavaş’ın son derece ilgi çekeceğini düşündüğüm yazısını siz değerli dost ve silah arkadaşlarıma sunmaktan şeref duyuyorum. Okumaktan sıkıldığınızı , lafla peynir gemisi yürümüyor dediğinizi duyar gibiyim. Ancak unutmayalım ki, “yazmak hiç bir şeyi değiştirmiyor, ben yazmayı bir tarafa bırakıyor ve köşeme çekiliyorum” şeklinde yeni bir adi propagandayla karşı karşıya olduğumuzu lütfen bilelim istedim..Türk milletini uyandıran aşağıdaki uyarıları altını çizerek okursak eğer hem üzerimizde oynanan tehlikeli oyunları görmek ve hem de karşı propaganda ile hamleleri bertaraf etmek imkanı buluruz.
Yani demek istiyorum ki, Psikolojik/Asimetrik Harple mücadele edebilmek istiyorsak eğer, Tuğgeneral Hikmet Yavaş’ın vatan sevgisi ile yoğrulmuş akıl yüklü uyarıcı yazısını dikkate almamız gerekmektedir.
Şimdi yapmamız gereken en önemli görev, insanı tokat yemiş gibi uyandıran ve kendine döndüren bu mesajları dosta , düşmana yani hedef kitlenin tamamına en seri şekilde ulaştırmak, Dünya aleme uyumadığımızı hissettirmektir.
Toplum olmaktan Millet olma aşamasına bile nail olamamış o zavallı Arap toplumu ile Türk Ulusunu aynı kefeye koyan iç ve dış düşmanlara en güzel mesaj bu yazının içindedir.. Verilen mesajları okuyup kuduracak olanlara , o Bedevileri zamanında 500 yıla yakın nasıl yönettiğimizi bir kez daha hatırlatma imkanı bulacağız.
Şimdi siz değerli dost ve silah arkadaşlarımı Tuğgeneral Hikmet Yavaş’ın kaleme aldığı gerçeklerle baş başa bırakıyorum.
****
Bir devleti, tereyağından kıl çeker gibi zahmetsizce bölüp parçalamak istiyorsanız, öncelikle o devletin silahlı kuvvetlerini içeriden bölüp parçalayacaksınız. Bunun için:
1. Silahlı kuvvetler içine din ve mezhep ayrılıkları sokacaksınız.
2. Etnik nifak sokacaksınız.
3. Ordunun belkemiğini oluşturan subay ve astsubaylar arasına nifak sokacaksınız.
4. Komutanlara olan güveni, onları dinsiz olmakla veya Yahudi olmakla itham ederek sarsacaksınız.
5. Silahlı kuvvetler aleyhine yoğun bir medya kampanyası yürüteceksiniz (Psikolojik Harp)
6. Terör olaylarını onların başarısı, ordunun başarısızlığı olarak lanse edeceksiniz.
7. Güvenlik operasyonlarını, yasadışı veya orantısız güç kullanmakla karalayacaksınız.
8. Özgürlük ve demokrasi perdesine sığınarak, güvenlik güçlerinin elini kolunu bağlayacak yasalar çıkartacaksınız.
9. Mafya veya çıkar amaçlı suç örgütü olayları ile teröristlerin yaptıkları eylemleri, derin devlete ve dolayısıyla güvenlik güçlerine yükleyeceksiniz.
10. Tetikçi savcı ve hâkimlerinizi maşa gibi kullanarak, terörle mücadele eden ordu mensuplarını terör örgütü üyesi olmakla itham edeceksiniz.
11. Siyasi ve kişisel çıkarlarınız için; gaflet, delalet ve hatta hıyanet içindeki siyasilerinizle, ordunun yıpratılmasına göz yumacak ve hatta katkıda bulunacaksınız.
12. Devletin ve ordunun, tarikatlar ile aşiretler tarafından parsellenmesi için her türlü zemini hazırlayacaksınız.
13. Gerektiğinde ordu ile çatışacak şekilde polisi güçlendirecek ve ağır silahlarla takviye edeceksiniz. Ayrıca, çeşitli isimler altında özel güvenlik güçleri oluşturacaksınız. ( Yapılıyor mu acaba? F.M.)
YUGOSLAVYA, IRAK, AFGAN VE LÜBNAN ORDULARI İŞTE BÖYLE PARÇALANDI.
Ordu tamamen bölünüp parçalandıktan sonra, sıra ülkenin ve milletin bölünüp parçalanmasına gelecektir. Bunun için:
1. Çeşitli yollarla, ülkede terörü azdıracaksın.
2. Terörün siyasi kanadı vasıtasıyla yapılacak provokasyonlarla, mağdur ve mazlum propagandası yaparak dünya kamuoyunu oluşturacaksın.
3. Dünya devletleri ve kamuoyu tarafından, Teröristlerin özgürlük savaşçıları olarak algılanmasını sağlayacaksın.
4. Sivil itaatsizlik ve toplu kalkışma provalarıyla, ülkeyi iç savaş ortamına dönüştüreceksin.
5. Birleşmiş Milletler kararıyla, ülkeye barış gücü veya NATO gücü gönderilmesini sağlayacaksın. Sözde yabancı sivil toplum kuruluşlarıyla bölgeyi işgal edecek ve kendi düzenlerini kuracaksın.
YUGOSLAVYA, IRAK, AFGAN VE LÜBNAN İLE DAHA BİRÇOK ÜLKE, İŞTE BÖYLE PARÇALANDI.
Şimdi “ Bir devletin ve ordunun, içeriden nasıl bölünüp parçalanacağını gösteren şablonu” aklımızda tutarak, Türkiye’de oynanan oyunlara göz atacak olursak, şöyle bir tabloyla karşılaşırız:
1. Bir Amerikalı, Adı Graham FULLER. Amerikan RAND düşünce kuruluşunun daimi politik danışmanı, ABD Merkezi Haber alma Teşkilatı'nın (CIA) eski yöneticisi, ABD Dışişleri Bakanlığı görevlisi.
Graham FULLER’in “YENİ TÜRKİYE CUMHURİYET? isimli bir kitabı yayınlandı. Kitapta, Osmanlı İmparatorluğu ile Türkiye Cumhuriyeti’ni mukayese ediyor ve şu görüşleri belirtiyor:
OSMANLI İMPARATORLUĞU:
a. Çok ırklı bir devlet olduğu için ırklara saygılıymış.
b. Hıristiyan, Yahudi ve Müslümanları bir arada barındırdığı için her dine hürmetkârmış.
c. ***Ayni zamanda Ilımlı bir İslam devletiymiş.***
TÜRKİYE CUMHURİYETİ ( KEMALİST DEVLET) İSE:
a. Tek uluslu bir devlet olduğu için bünyesindeki ırkları eritmiş.
b. Laikliği benimsediği için dinden uzaklaşmış.
c. Cumhuriyeti kutsallaştırmış, halkı ve vatandaşı devletin hizmetkârı yapmış.
Ayrıca, Graham Fuller;
**Atatürk’ü ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesini oluşturan Kemalizm’i kötülüyor ve Türklerin Kemalizm’i terk edip ılımlı İslam’ı benimsemesini öneriyor.**
Ilımlı İslam, Kemalizm’i silmeye yönelik bir karşı devrim imiş ve bu devrimin karşısındaki tek güç TSK ile ulusalcı aydınlar imiş ve tasfiye edilmeleri gerekiyormuş.
Şimdi, aklımızda tutalım dediğim “ Bir devletin ve ordunun, içeriden nasıl bölünüp parçalanacağını gösteren şablon” ile ABD Devlet görevlisi Graham Fuller’ in söylediklerini karşılaştırırsak, noktasına ve virgülüne kadar %100 birbiriyle örtüştüğünü görürüz. Ayrıca, söylenenler ile Türkiye’de yapılanların tıpa tıp birbirine uyduğunu görürüz.
Bu size tuhaf gelmiyor mu?
2. Amerika Birleşik Devletlerinde "Kuzey Amerika Ulusal Kürt Kongresi" isimli, kısa adı KNC olan bir kuruluş var. Bu kuruluşun düzenlendiği 1nci Konferansın açılış oturumunda, ikinci sözü alan ve Türkiye Kürtlerini temsilen katıldığı belirtilen Süleyman KURTİR:
“ Kürtler, Kemalist hareketi yok etmek için bilimsel projeler başlattı.
( Burası çok önemli F.M) Geçmişte Türkiye’de, Komünist veya dinsiz olarak suçlanan Kürtler şimdi İslam’a geri dönüyor. Çünkü son zamanlarda daha çok İslamcılaşan Türk hükümetine nüfuz edebilmek için Kürtler İslam’a katkıda bulunuyor” diyor.
KNC’ in 1990 yılında yaptığı 3ncü toplantının açık oturumunda ise;
“Kürtlerin İslami hareketten fayda sağladığı gözden kaçırılmaması gerektiği” vurgulanıyor.
Ayrıca:
a. KNC’ in 4-5 AĞUSTOS 1990 tarihinde yapılan 3ncü yıllık toplantısında; ABD Kongre Üyesi Jim Bates ; “Eylül Ayında Kongre yeniden toplandığı zaman, silah satışı ve diğer yardımların durdurulması için Birleşik Devletlere öneride bulunacağını, ayrıca Birleşmiş Milletler ve diğer kuruluşlarla bir Kürt Devleti Kurulması konusunu görüşeceğini” belirtiyor.
b. KNC’ in 20 EKİM 2007 tarihli toplantı tutanağında ise; “ Bugün Kürdistan Ulusal Kurtuluş mücadelesinin önündeki temel engel gücün, emperyalist sömürgeci ve Kemalist TC Ordusu” olduğu vurgulanıyor ve “Daha fazla kan dökülmesini önlemek ve Kürt sorununu siyasi diyalog yoluyla çözmek için; ABD Hükümetini, Birleşmiş Milletleri ve Avrupa Birliğini, Türkiye’ye baskı yapmaya ” çağırıyorlar.
c.KNC’ in 23-24 MART 2007 tarihinde California’ da yaptığı 19ncu toplantıda ise; “Amerika Birleşik Devletleri ve Birleşmiş Milletler içinde çok güçlü lobi faaliyetlerinin yürütülerek Kürtlerin kötü durumu hakkında bilgilendirilmeleri ve kendi kaderlerini tayin hakkının verilmesi konusunda konferans düzenlenmesinin sağlanmasını ve ayrıca Amerika ve Kanada’da Kamuoyu oluşturulmasının önemi” vurgulanıyor.
“KNC BAŞKANI Dr. Saman SHALİ de; “Türkiye, İran ve Suriye’deki Kürt sorunlarına en iyi çözümün, bu ülkelerdeki Kürtlere kendi kaderlerini tayin (self-determination) hakkını tanımaktır” diyor.
Şimdi, aklımızda tutalım dediğim “ Bir devletin ve ordunun, içeriden nasıl bölünüp parçalanacağını gösteren şablon” ile ABD’de konuşlu "Kuzey Amerika Ulusal Kürt Kongresi" yetkililerinin söylediklerini karşılaştırırsak, noktasına ve virgülüne kadar %100 birbiriyle örtüştüğünü görürüz.
Ayrıca, söylenenler ile Türkiye’de yapılanların tıpa tıp birbirine uyduğunu görürüz.
Bu size tuhaf gelmiyor mu?
3. Hollandalı Hıristiyan Demokrat Parlamenter Arie Oostlander, 2003 yılı Mart ayında Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komisyonu’na bir rapor sunuyor . Bu rapor, 19 Mart 2003 tarihinde onaylanıyor. Raporda;
“Türk devletinin temel felsefesi olan Kemalizm, Türk devletinin bütünlüğüne yönelik ölçüsüz endişe kaynağı oluyor. Devletçilik, ordunun güçlü rolü, dine karşı çok katı bir tavır gibi yaklaşımlara öncelik veren Kemalizm felsefesi, Türkiye’nin AB?ye katılımına köstek oluşturuyor” diyor.
AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, AB Türkiye Karma Parlamento Komisyonu Eş başkanı Joost Lagendijk ve AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn’in de bu yönde konuşmalar yapıyor.
Şimdi, aklımızda tutalım dediğim “ Bir devletin ve ordunun, içeriden nasıl bölünüp parçalanacağını gösteren şablon” ile Avrupa Birliği yetkililerinin söylediklerini karşılaştırırsak, noktasına ve virgülüne kadar %100 birbiriyle örtüştüğünü görürüz. Ayrıca, söylenenler ile Türkiye’de yapılanların tıpa tıp birbirine uyduğunu görürüz. Bu size tuhaf gelmiyor mu?
Diğer taraftan, Türk Ordusuyla ilgili olarak, Türk medyasından ( anılan medyaya özel dikkat F.M) derlenen bazı yazıları yorum yapmadan bu milletin aklına, mantığına ve vicdanına sunuyorum.
1. “Asker; Camiye bomba atmak, kendi uçağımızı düşürüp b unu Yunanistan'ın üstüne atarak savaş çıkarmak, PKK'nın çarpışmayı sürdürebilmesi için gene kendi uçağımızı düşürerek engellemek, cephanesi biten PKK militanlarına iki kamyon mermi göndermek gibi SAPIK işlere kalkışmayacak… Vatana ihanet etmeyecek…” (Engin ARDIÇ, 27 Ağustos 2010, Sabah Gazetesi)
2. Geçmişte bu ülkenin en ileri kurumu orduydu, bugün ise en geri, en ilkel ve en kaba kurumu ordudur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin vatanı ve milleti ile bölünmez bütünlüğüne karşı, bugüne kadar ortaya çıkartılmış en ciddi tehdidin Türk Silahlı Kuvvetleri'nin içinden geldiğini gösteriyor… Türkiye'nin birliğini, halkın hukukunu, devletin bekasını koruyabilmek için bu "kurumsal yapı"ya son vermemiz ve yeni bir ordu kurmamız lâzım… Bizim bir Nizam-ı Cedit ordusuna ihtiyacımız var…” (Mümtazer TÜRKÖNE “Vesayet ve Demokrasi” konulu Abant Platformu ve Zaman Gazetesi, 29 Ekim 2009,11 TEMMUZ 2010)
3. “Katilleri yakalamakla yükümlü bir örgütün (yani TSK)içine katiller sızmış… Balyoz İddianamesine göre “katil doğanlar” devlet içine yuvalanmışlar... ÇAKMA ASKERİ CUMHURİYETİ toptan AB standartlarında demokratik bir cumhuriyet’e dönüştürmeden her şey boş” (Mehmet ALTAN, Star Gazetesi, 17 HAZİRAN 2010 )
4. “PKK, orduyu, eski zaman argosuyla söylersek, KÜLLÜM ediyor. Öyle bir mangayı falan pusuya düşürmüyor… En seçkin birlikler denen komando tugayına saldırıyor… Ordu, PKK’nın peşinde değil, PKK ordunun peşinde gibi bir görüntü var… PKK orduyu hallaç pamuğu gibi atıyor… Bu ordu, ordu değil.” (Ahmet ALTAN, 22 TEMMUZ 2010, Taraf Gazetesi)
5. “Türkiye’de son günlerde bölgesel demokratik özerklik talepleri dile getiriliyor. Darbeci paşalara karşı çok uysal ve anlayışlı savcılarımız demokratik özerklik talepleri karşısında hemen aslan kesiliyorlar…” (Eser KARAKAŞ, Star Gazetesi, “Lozan’ı Herkese Uygulamak” konulu yazısı)
6. “Askeri okullarda Marksist, Leninist, ateist, mason ideoloji ve kültürü egemen kılınmaya çalışılıyor... Bugün TSK’nin en büyük sıkıntısı dinden tecrit edilmiş bir eğitim sistemi… Askeri eğitim doktrini Dinden uzak durmayı öğretiyor… Askerlik yaşam tarzı olarak görülüyor. Bu bir bakıma askerliğin din olarak görüldüğü algısını oluşturuyor… İlk günden itibaren dinden uzak durulması gerektiği telkin ediliyor... Öğrencilik yıllarında alkol kullanımı kesinlikle tavsiye edilen, olmazsa olmaz olarak sunulmaya çalışılan bir konu.” (Haber Vaktim Editörü, 13 TEMMUZ 2010)
7. “ Bu Orduyu 3’e bölüp; bir kısmını Ermenilere, bir kısmını Yunanlılara, bir kısmını Yahudilere verelim. Biz de kurtulalım… Bizim askerimiz dinimize karşı, geleneklerimize karşı, Osmanlıya karşı, tarihimize karşı, milletimize karşı, ne diye besliyoruz bunları” ( Bakar mısınız adamın söylediğine F.M)(Abdurrahman DİLİPAK’ın yazısına HABİB rumuzlu okuyucu yorumu)
Bu noktada, öncelikle şunu belirteyim ki; yukarıdaki yazıların sahiplerine tarafımdan gönderilen e-postalarla gerekli cevaplar verilmiş ve ayrıca bu cevaplar internet ortamında ve bazı internet gazetelerinde yayınlanmıştır.
Şimdi, aklımızda tutalım dediğim “ Bir devletin ve ordunun, içeriden nasıl bölünüp parçalanacağını gösteren şablon” ile yukarıdaki yazılarla atılan iftira ve çamurları karşılaştırırsak, noktasına ve virgülüne kadar %100 birbiriyle örtüştüğünü görürüz. Ayrıca, söylenenler ile Türkiye’de yapılanların tıpa tıp birbirine uyduğunu görürüz. Bu size tuhaf gelmiyor mu?
Ayrıca:
a. İmzasız mektuplara ve PKK eskisi gizli tanıklara dayanarak Ordu mensuplarını terör örgütü üyesi olmakla itham eden ve Silahlı Kuvvetlerin en mahrem kozmik odalarında arama yapan hâkim ve savcılarımızın, Silahlı Kuvvetlere ve Cumhuriyete yapılan bu organize saldırıları görememeleri size tuhaf gelmiyor mu?
b. Türk Silâhlı Kuvvetlerinin terörle mücadele eden madalyalı kahramanlarının cep telefonlarına polis tarafından, terör örgütü üyelerinin telefonlarının yüklenmesi, bazı subayların telefon görüşmeleri arasına casus ve fahişe kadın isimlerinin sokuşturulması veya sahte CD’ler üretilmesi size tuhaf gelmiyor mu?
c. Bir generali anında açığa alan İçişleri Bakanı’nın soruşturma sonuçlanıncaya kadar Emniyet Genel Müdürünü ve ilgili birimlerin müdürlerini açığa almayı dahi aklına getirmemesi size tuhaf gelmiyor mu?
d. Sahte delillere dayanarak iddianameler hazırlanmasına sebep olanlara karşı ilgili hâkim ve savcıların sessiz kalmaları size tuhaf gelmiyor mu?
e. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Başkomutanı durumundaki Sayın Cumhur Başkanı’nın bazı olaylara Devlet Denetleme Kurumunu gönderirken, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı yapılan organize saldırılara karşı sessiz kalması size tuhaf gelmiyor mu?
f. Sayın Başbakan kendisine, Bakanlarına ve partisine yapılan en ufak bir eleştiriye şiddetle tepki gösterirken, Türk Ordusuna karşı yapılan en aşağılık saldırılara sessiz kalması size tuhaf gelmiyor mu?
Sonuç olarak:
1. “ Bir devletin ve ordunun, içeriden nasıl bölünüp parçalanacağını gösteren yöntem” kullanılarak Yugoslavya, Irak, Afgan ve Lübnan ordularının ve devletlerinin işte böyle parçalandığını unutmayalım.
Türkiye’de de benzer oyunların tezgâhlandığını artık görelim.
2. Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü öngören Kemalist kuruluş felsefesinin, Cumhuriyet Ordusunun ve Kemalist aydınların, bazı ABD yetkilileri ve Avrupa Birliği sorumluları ile etnik bölücüler tarafından; adeta ortak düşman ilan edildiğini, noktasına ve virgülüne kadar %100 birbirleriyle örtüştüklerini artık anlayalım. Bu işbirliğinin, Türkiye’nin hayrına olmadığını görelim.
3. Gazeteci, akademisyen, sözde aydın takımı ve bazı bürokratların “iktidara, şeyhine, şıhına, hocasına , hoca efendisine, ağasına, aşiret reisine veya para babasına” kendisini, kalemini ve vicdanını sattığı zaman yalan söylediğini, topluma ve kendisine saygısını yitirdiğini ve böylece Allah korkusunu ve utanma duygusunu kaybettiğini unutmayalım.
Ağızlarını açtıkları andan itibaren demokrat veya dindar maskesi arkasına gizlenerek Türkiye Cumhuriyeti’ne, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Atatürk’e ve Türk Ordusuna saldıranlara dikkat edelim, onların programlarını boykot edelim ve pirim yaptırmayalım.
4. Birilerinin Türk Silahlı Kuvvetleri hakkında organize uğursuz bir kampanya başlattığını, aslında Türkiye’nin bölünmez bütünlüğünü hedef aldıklarını unutmayalım. Bu şer odaklarının boş durmadığını ve kararlı adımlarla, sahte delil ve asılsız iddialarla Ordu aleyhine bir kitlesel algı oluşturmaya çalıştıklarını anlayalım. Bunun bir sonraki aşamasının Yugoslavya, Afganistan, Irak ve Lübnan’da olduğu gibi ülkeye uluslar arası barış gücünün davet edilmesi ve ülkenin bölünüp parçalanması olacağını artık görelim.
5. Ülke yöneticilerinin söylemleriyle eylemlerine dikkat edelim. Söylemleri ve eylemleri “ Bir devletin ve ordunun, içeriden nasıl bölünüp parçalanacağını gösteren şablonla ” örtüşen siyasi partilere, evlatlarımızın ve torunlarımızın geleceğini düşünerek oy vermeyelim.
Selam ve saygılarımla.
BU E-POSTA, BU ÜLKENİN SAYIN MİLLETVEKİLLERİNE DE GÖNDERİLMİŞ OLUP, EVLATLARIMIZIN VE TOR UNLARIMIZIN GELECEĞİ İÇİN, SUNULAN BİLGİLERİ DEĞERLENDİRECEKLERİ ÜMİDİYLE SAYGILAR SUNULUR.
Hikmet YAVAŞ(E). TUĞGENERAL
İZMİR
30 Ocak 2011
Türk Silahlı Kuvvetleri ve Türkiye Cumhuriyeti Nasıl Yıkılıyor Öğrenmek İster Misiniz?
Türk Silahlı Kuvvetlerinin yetiştirdiği Vatanperver Türk subayı Emekli Tuğgeneral Hikmet Yavaş’ın son derece ilgi çekeceğini düşündüğüm yazısını siz değerli dost ve silah arkadaşlarıma sunmaktan şeref duyuyorum. Okumaktan sıkıldığınızı , lafla peynir gemisi yürümüyor dediğinizi duyar gibiyim. Ancak unutmayalım ki, “yazmak hiç bir şeyi değiştirmiyor, ben yazmayı bir tarafa bırakıyor ve köşeme çekiliyorum” şeklinde yeni bir adi propagandayla karşı karşıya olduğumuzu lütfen bilelim istedim..Türk milletini uyandıran aşağıdaki uyarıları altını çizerek okursak eğer hem üzerimizde oynanan tehlikeli oyunları görmek ve hem de karşı propaganda ile hamleleri bertaraf etmek imkanı buluruz.
Yani demek istiyorum ki, Psikolojik/Asimetrik Harple mücadele edebilmek istiyorsak eğer, Tuğgeneral Hikmet Yavaş’ın vatan sevgisi ile yoğrulmuş akıl yüklü uyarıcı yazısını dikkate almamız gerekmektedir.
Şimdi yapmamız gereken en önemli görev, insanı tokat yemiş gibi uyandıran ve kendine döndüren bu mesajları dosta , düşmana yani hedef kitlenin tamamına en seri şekilde ulaştırmak, Dünya aleme uyumadığımızı hissettirmektir.
Toplum olmaktan Millet olma aşamasına bile nail olamamış o zavallı Arap toplumu ile Türk Ulusunu aynı kefeye koyan iç ve dış düşmanlara en güzel mesaj bu yazının içindedir.. Verilen mesajları okuyup kuduracak olanlara , o Bedevileri zamanında 500 yıla yakın nasıl yönettiğimizi bir kez daha hatırlatma imkanı bulacağız.
Şimdi siz değerli dost ve silah arkadaşlarımı Tuğgeneral Hikmet Yavaş’ın kaleme aldığı gerçeklerle baş başa bırakıyorum.
****
Bir devleti, tereyağından kıl çeker gibi zahmetsizce bölüp parçalamak istiyorsanız, öncelikle o devletin silahlı kuvvetlerini içeriden bölüp parçalayacaksınız. Bunun için:
1. Silahlı kuvvetler içine din ve mezhep ayrılıkları sokacaksınız.
2. Etnik nifak sokacaksınız.
3. Ordunun belkemiğini oluşturan subay ve astsubaylar arasına nifak sokacaksınız.
4. Komutanlara olan güveni, onları dinsiz olmakla veya Yahudi olmakla itham ederek sarsacaksınız.
5. Silahlı kuvvetler aleyhine yoğun bir medya kampanyası yürüteceksiniz (Psikolojik Harp)
6. Terör olaylarını onların başarısı, ordunun başarısızlığı olarak lanse edeceksiniz.
7. Güvenlik operasyonlarını, yasadışı veya orantısız güç kullanmakla karalayacaksınız.
8. Özgürlük ve demokrasi perdesine sığınarak, güvenlik güçlerinin elini kolunu bağlayacak yasalar çıkartacaksınız.
9. Mafya veya çıkar amaçlı suç örgütü olayları ile teröristlerin yaptıkları eylemleri, derin devlete ve dolayısıyla güvenlik güçlerine yükleyeceksiniz.
10. Tetikçi savcı ve hâkimlerinizi maşa gibi kullanarak, terörle mücadele eden ordu mensuplarını terör örgütü üyesi olmakla itham edeceksiniz.
11. Siyasi ve kişisel çıkarlarınız için; gaflet, delalet ve hatta hıyanet içindeki siyasilerinizle, ordunun yıpratılmasına göz yumacak ve hatta katkıda bulunacaksınız.
12. Devletin ve ordunun, tarikatlar ile aşiretler tarafından parsellenmesi için her türlü zemini hazırlayacaksınız.
13. Gerektiğinde ordu ile çatışacak şekilde polisi güçlendirecek ve ağır silahlarla takviye edeceksiniz. Ayrıca, çeşitli isimler altında özel güvenlik güçleri oluşturacaksınız. ( Yapılıyor mu acaba? F.M.)
YUGOSLAVYA, IRAK, AFGAN VE LÜBNAN ORDULARI İŞTE BÖYLE PARÇALANDI.
Ordu tamamen bölünüp parçalandıktan sonra, sıra ülkenin ve milletin bölünüp parçalanmasına gelecektir. Bunun için:
1. Çeşitli yollarla, ülkede terörü azdıracaksın.
2. Terörün siyasi kanadı vasıtasıyla yapılacak provokasyonlarla, mağdur ve mazlum propagandası yaparak dünya kamuoyunu oluşturacaksın.
3. Dünya devletleri ve kamuoyu tarafından, Teröristlerin özgürlük savaşçıları olarak algılanmasını sağlayacaksın.
4. Sivil itaatsizlik ve toplu kalkışma provalarıyla, ülkeyi iç savaş ortamına dönüştüreceksin.
5. Birleşmiş Milletler kararıyla, ülkeye barış gücü veya NATO gücü gönderilmesini sağlayacaksın. Sözde yabancı sivil toplum kuruluşlarıyla bölgeyi işgal edecek ve kendi düzenlerini kuracaksın.
YUGOSLAVYA, IRAK, AFGAN VE LÜBNAN İLE DAHA BİRÇOK ÜLKE, İŞTE BÖYLE PARÇALANDI.
Şimdi “ Bir devletin ve ordunun, içeriden nasıl bölünüp parçalanacağını gösteren şablonu” aklımızda tutarak, Türkiye’de oynanan oyunlara göz atacak olursak, şöyle bir tabloyla karşılaşırız:
1. Bir Amerikalı, Adı Graham FULLER. Amerikan RAND düşünce kuruluşunun daimi politik danışmanı, ABD Merkezi Haber alma Teşkilatı'nın (CIA) eski yöneticisi, ABD Dışişleri Bakanlığı görevlisi.
Graham FULLER’in “YENİ TÜRKİYE CUMHURİYET? isimli bir kitabı yayınlandı. Kitapta, Osmanlı İmparatorluğu ile Türkiye Cumhuriyeti’ni mukayese ediyor ve şu görüşleri belirtiyor:
OSMANLI İMPARATORLUĞU:
a. Çok ırklı bir devlet olduğu için ırklara saygılıymış.
b. Hıristiyan, Yahudi ve Müslümanları bir arada barındırdığı için her dine hürmetkârmış.
c. ***Ayni zamanda Ilımlı bir İslam devletiymiş.***
TÜRKİYE CUMHURİYETİ ( KEMALİST DEVLET) İSE:
a. Tek uluslu bir devlet olduğu için bünyesindeki ırkları eritmiş.
b. Laikliği benimsediği için dinden uzaklaşmış.
c. Cumhuriyeti kutsallaştırmış, halkı ve vatandaşı devletin hizmetkârı yapmış.
Ayrıca, Graham Fuller;
**Atatürk’ü ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesini oluşturan Kemalizm’i kötülüyor ve Türklerin Kemalizm’i terk edip ılımlı İslam’ı benimsemesini öneriyor.**
Ilımlı İslam, Kemalizm’i silmeye yönelik bir karşı devrim imiş ve bu devrimin karşısındaki tek güç TSK ile ulusalcı aydınlar imiş ve tasfiye edilmeleri gerekiyormuş.
Şimdi, aklımızda tutalım dediğim “ Bir devletin ve ordunun, içeriden nasıl bölünüp parçalanacağını gösteren şablon” ile ABD Devlet görevlisi Graham Fuller’ in söylediklerini karşılaştırırsak, noktasına ve virgülüne kadar %100 birbiriyle örtüştüğünü görürüz. Ayrıca, söylenenler ile Türkiye’de yapılanların tıpa tıp birbirine uyduğunu görürüz.
Bu size tuhaf gelmiyor mu?
2. Amerika Birleşik Devletlerinde "Kuzey Amerika Ulusal Kürt Kongresi" isimli, kısa adı KNC olan bir kuruluş var. Bu kuruluşun düzenlendiği 1nci Konferansın açılış oturumunda, ikinci sözü alan ve Türkiye Kürtlerini temsilen katıldığı belirtilen Süleyman KURTİR:
“ Kürtler, Kemalist hareketi yok etmek için bilimsel projeler başlattı.
( Burası çok önemli F.M) Geçmişte Türkiye’de, Komünist veya dinsiz olarak suçlanan Kürtler şimdi İslam’a geri dönüyor. Çünkü son zamanlarda daha çok İslamcılaşan Türk hükümetine nüfuz edebilmek için Kürtler İslam’a katkıda bulunuyor” diyor.
KNC’ in 1990 yılında yaptığı 3ncü toplantının açık oturumunda ise;
“Kürtlerin İslami hareketten fayda sağladığı gözden kaçırılmaması gerektiği” vurgulanıyor.
Ayrıca:
a. KNC’ in 4-5 AĞUSTOS 1990 tarihinde yapılan 3ncü yıllık toplantısında; ABD Kongre Üyesi Jim Bates ; “Eylül Ayında Kongre yeniden toplandığı zaman, silah satışı ve diğer yardımların durdurulması için Birleşik Devletlere öneride bulunacağını, ayrıca Birleşmiş Milletler ve diğer kuruluşlarla bir Kürt Devleti Kurulması konusunu görüşeceğini” belirtiyor.
b. KNC’ in 20 EKİM 2007 tarihli toplantı tutanağında ise; “ Bugün Kürdistan Ulusal Kurtuluş mücadelesinin önündeki temel engel gücün, emperyalist sömürgeci ve Kemalist TC Ordusu” olduğu vurgulanıyor ve “Daha fazla kan dökülmesini önlemek ve Kürt sorununu siyasi diyalog yoluyla çözmek için; ABD Hükümetini, Birleşmiş Milletleri ve Avrupa Birliğini, Türkiye’ye baskı yapmaya ” çağırıyorlar.
c.KNC’ in 23-24 MART 2007 tarihinde California’ da yaptığı 19ncu toplantıda ise; “Amerika Birleşik Devletleri ve Birleşmiş Milletler içinde çok güçlü lobi faaliyetlerinin yürütülerek Kürtlerin kötü durumu hakkında bilgilendirilmeleri ve kendi kaderlerini tayin hakkının verilmesi konusunda konferans düzenlenmesinin sağlanmasını ve ayrıca Amerika ve Kanada’da Kamuoyu oluşturulmasının önemi” vurgulanıyor.
“KNC BAŞKANI Dr. Saman SHALİ de; “Türkiye, İran ve Suriye’deki Kürt sorunlarına en iyi çözümün, bu ülkelerdeki Kürtlere kendi kaderlerini tayin (self-determination) hakkını tanımaktır” diyor.
Şimdi, aklımızda tutalım dediğim “ Bir devletin ve ordunun, içeriden nasıl bölünüp parçalanacağını gösteren şablon” ile ABD’de konuşlu "Kuzey Amerika Ulusal Kürt Kongresi" yetkililerinin söylediklerini karşılaştırırsak, noktasına ve virgülüne kadar %100 birbiriyle örtüştüğünü görürüz.
Ayrıca, söylenenler ile Türkiye’de yapılanların tıpa tıp birbirine uyduğunu görürüz.
Bu size tuhaf gelmiyor mu?
3. Hollandalı Hıristiyan Demokrat Parlamenter Arie Oostlander, 2003 yılı Mart ayında Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komisyonu’na bir rapor sunuyor . Bu rapor, 19 Mart 2003 tarihinde onaylanıyor. Raporda;
“Türk devletinin temel felsefesi olan Kemalizm, Türk devletinin bütünlüğüne yönelik ölçüsüz endişe kaynağı oluyor. Devletçilik, ordunun güçlü rolü, dine karşı çok katı bir tavır gibi yaklaşımlara öncelik veren Kemalizm felsefesi, Türkiye’nin AB?ye katılımına köstek oluşturuyor” diyor.
AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, AB Türkiye Karma Parlamento Komisyonu Eş başkanı Joost Lagendijk ve AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn’in de bu yönde konuşmalar yapıyor.
Şimdi, aklımızda tutalım dediğim “ Bir devletin ve ordunun, içeriden nasıl bölünüp parçalanacağını gösteren şablon” ile Avrupa Birliği yetkililerinin söylediklerini karşılaştırırsak, noktasına ve virgülüne kadar %100 birbiriyle örtüştüğünü görürüz. Ayrıca, söylenenler ile Türkiye’de yapılanların tıpa tıp birbirine uyduğunu görürüz. Bu size tuhaf gelmiyor mu?
Diğer taraftan, Türk Ordusuyla ilgili olarak, Türk medyasından ( anılan medyaya özel dikkat F.M) derlenen bazı yazıları yorum yapmadan bu milletin aklına, mantığına ve vicdanına sunuyorum.
1. “Asker; Camiye bomba atmak, kendi uçağımızı düşürüp b unu Yunanistan'ın üstüne atarak savaş çıkarmak, PKK'nın çarpışmayı sürdürebilmesi için gene kendi uçağımızı düşürerek engellemek, cephanesi biten PKK militanlarına iki kamyon mermi göndermek gibi SAPIK işlere kalkışmayacak… Vatana ihanet etmeyecek…” (Engin ARDIÇ, 27 Ağustos 2010, Sabah Gazetesi)
2. Geçmişte bu ülkenin en ileri kurumu orduydu, bugün ise en geri, en ilkel ve en kaba kurumu ordudur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin vatanı ve milleti ile bölünmez bütünlüğüne karşı, bugüne kadar ortaya çıkartılmış en ciddi tehdidin Türk Silahlı Kuvvetleri'nin içinden geldiğini gösteriyor… Türkiye'nin birliğini, halkın hukukunu, devletin bekasını koruyabilmek için bu "kurumsal yapı"ya son vermemiz ve yeni bir ordu kurmamız lâzım… Bizim bir Nizam-ı Cedit ordusuna ihtiyacımız var…” (Mümtazer TÜRKÖNE “Vesayet ve Demokrasi” konulu Abant Platformu ve Zaman Gazetesi, 29 Ekim 2009,11 TEMMUZ 2010)
3. “Katilleri yakalamakla yükümlü bir örgütün (yani TSK)içine katiller sızmış… Balyoz İddianamesine göre “katil doğanlar” devlet içine yuvalanmışlar... ÇAKMA ASKERİ CUMHURİYETİ toptan AB standartlarında demokratik bir cumhuriyet’e dönüştürmeden her şey boş” (Mehmet ALTAN, Star Gazetesi, 17 HAZİRAN 2010 )
4. “PKK, orduyu, eski zaman argosuyla söylersek, KÜLLÜM ediyor. Öyle bir mangayı falan pusuya düşürmüyor… En seçkin birlikler denen komando tugayına saldırıyor… Ordu, PKK’nın peşinde değil, PKK ordunun peşinde gibi bir görüntü var… PKK orduyu hallaç pamuğu gibi atıyor… Bu ordu, ordu değil.” (Ahmet ALTAN, 22 TEMMUZ 2010, Taraf Gazetesi)
5. “Türkiye’de son günlerde bölgesel demokratik özerklik talepleri dile getiriliyor. Darbeci paşalara karşı çok uysal ve anlayışlı savcılarımız demokratik özerklik talepleri karşısında hemen aslan kesiliyorlar…” (Eser KARAKAŞ, Star Gazetesi, “Lozan’ı Herkese Uygulamak” konulu yazısı)
6. “Askeri okullarda Marksist, Leninist, ateist, mason ideoloji ve kültürü egemen kılınmaya çalışılıyor... Bugün TSK’nin en büyük sıkıntısı dinden tecrit edilmiş bir eğitim sistemi… Askeri eğitim doktrini Dinden uzak durmayı öğretiyor… Askerlik yaşam tarzı olarak görülüyor. Bu bir bakıma askerliğin din olarak görüldüğü algısını oluşturuyor… İlk günden itibaren dinden uzak durulması gerektiği telkin ediliyor... Öğrencilik yıllarında alkol kullanımı kesinlikle tavsiye edilen, olmazsa olmaz olarak sunulmaya çalışılan bir konu.” (Haber Vaktim Editörü, 13 TEMMUZ 2010)
7. “ Bu Orduyu 3’e bölüp; bir kısmını Ermenilere, bir kısmını Yunanlılara, bir kısmını Yahudilere verelim. Biz de kurtulalım… Bizim askerimiz dinimize karşı, geleneklerimize karşı, Osmanlıya karşı, tarihimize karşı, milletimize karşı, ne diye besliyoruz bunları” ( Bakar mısınız adamın söylediğine F.M)(Abdurrahman DİLİPAK’ın yazısına HABİB rumuzlu okuyucu yorumu)
Bu noktada, öncelikle şunu belirteyim ki; yukarıdaki yazıların sahiplerine tarafımdan gönderilen e-postalarla gerekli cevaplar verilmiş ve ayrıca bu cevaplar internet ortamında ve bazı internet gazetelerinde yayınlanmıştır.
Şimdi, aklımızda tutalım dediğim “ Bir devletin ve ordunun, içeriden nasıl bölünüp parçalanacağını gösteren şablon” ile yukarıdaki yazılarla atılan iftira ve çamurları karşılaştırırsak, noktasına ve virgülüne kadar %100 birbiriyle örtüştüğünü görürüz. Ayrıca, söylenenler ile Türkiye’de yapılanların tıpa tıp birbirine uyduğunu görürüz. Bu size tuhaf gelmiyor mu?
Ayrıca:
a. İmzasız mektuplara ve PKK eskisi gizli tanıklara dayanarak Ordu mensuplarını terör örgütü üyesi olmakla itham eden ve Silahlı Kuvvetlerin en mahrem kozmik odalarında arama yapan hâkim ve savcılarımızın, Silahlı Kuvvetlere ve Cumhuriyete yapılan bu organize saldırıları görememeleri size tuhaf gelmiyor mu?
b. Türk Silâhlı Kuvvetlerinin terörle mücadele eden madalyalı kahramanlarının cep telefonlarına polis tarafından, terör örgütü üyelerinin telefonlarının yüklenmesi, bazı subayların telefon görüşmeleri arasına casus ve fahişe kadın isimlerinin sokuşturulması veya sahte CD’ler üretilmesi size tuhaf gelmiyor mu?
c. Bir generali anında açığa alan İçişleri Bakanı’nın soruşturma sonuçlanıncaya kadar Emniyet Genel Müdürünü ve ilgili birimlerin müdürlerini açığa almayı dahi aklına getirmemesi size tuhaf gelmiyor mu?
d. Sahte delillere dayanarak iddianameler hazırlanmasına sebep olanlara karşı ilgili hâkim ve savcıların sessiz kalmaları size tuhaf gelmiyor mu?
e. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Başkomutanı durumundaki Sayın Cumhur Başkanı’nın bazı olaylara Devlet Denetleme Kurumunu gönderirken, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı yapılan organize saldırılara karşı sessiz kalması size tuhaf gelmiyor mu?
f. Sayın Başbakan kendisine, Bakanlarına ve partisine yapılan en ufak bir eleştiriye şiddetle tepki gösterirken, Türk Ordusuna karşı yapılan en aşağılık saldırılara sessiz kalması size tuhaf gelmiyor mu?
Sonuç olarak:
1. “ Bir devletin ve ordunun, içeriden nasıl bölünüp parçalanacağını gösteren yöntem” kullanılarak Yugoslavya, Irak, Afgan ve Lübnan ordularının ve devletlerinin işte böyle parçalandığını unutmayalım.
Türkiye’de de benzer oyunların tezgâhlandığını artık görelim.
2. Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü öngören Kemalist kuruluş felsefesinin, Cumhuriyet Ordusunun ve Kemalist aydınların, bazı ABD yetkilileri ve Avrupa Birliği sorumluları ile etnik bölücüler tarafından; adeta ortak düşman ilan edildiğini, noktasına ve virgülüne kadar %100 birbirleriyle örtüştüklerini artık anlayalım. Bu işbirliğinin, Türkiye’nin hayrına olmadığını görelim.
3. Gazeteci, akademisyen, sözde aydın takımı ve bazı bürokratların “iktidara, şeyhine, şıhına, hocasına , hoca efendisine, ağasına, aşiret reisine veya para babasına” kendisini, kalemini ve vicdanını sattığı zaman yalan söylediğini, topluma ve kendisine saygısını yitirdiğini ve böylece Allah korkusunu ve utanma duygusunu kaybettiğini unutmayalım.
Ağızlarını açtıkları andan itibaren demokrat veya dindar maskesi arkasına gizlenerek Türkiye Cumhuriyeti’ne, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Atatürk’e ve Türk Ordusuna saldıranlara dikkat edelim, onların programlarını boykot edelim ve pirim yaptırmayalım.
4. Birilerinin Türk Silahlı Kuvvetleri hakkında organize uğursuz bir kampanya başlattığını, aslında Türkiye’nin bölünmez bütünlüğünü hedef aldıklarını unutmayalım. Bu şer odaklarının boş durmadığını ve kararlı adımlarla, sahte delil ve asılsız iddialarla Ordu aleyhine bir kitlesel algı oluşturmaya çalıştıklarını anlayalım. Bunun bir sonraki aşamasının Yugoslavya, Afganistan, Irak ve Lübnan’da olduğu gibi ülkeye uluslar arası barış gücünün davet edilmesi ve ülkenin bölünüp parçalanması olacağını artık görelim.
5. Ülke yöneticilerinin söylemleriyle eylemlerine dikkat edelim. Söylemleri ve eylemleri “ Bir devletin ve ordunun, içeriden nasıl bölünüp parçalanacağını gösteren şablonla ” örtüşen siyasi partilere, evlatlarımızın ve torunlarımızın geleceğini düşünerek oy vermeyelim.
Selam ve saygılarımla.
BU E-POSTA, BU ÜLKENİN SAYIN MİLLETVEKİLLERİNE DE GÖNDERİLMİŞ OLUP, EVLATLARIMIZIN VE TOR UNLARIMIZIN GELECEĞİ İÇİN, SUNULAN BİLGİLERİ DEĞERLENDİRECEKLERİ ÜMİDİYLE SAYGILAR SUNULUR.
Hikmet YAVAŞ(E). TUĞGENERAL
İZMİR
30 Ocak 2011
Cuma, Ocak 28, 2011
HANIMLAR DiKKAT !! ERKEKLERİN KADINDAN NE KADAR KORKTUKLARININ BELGELERİ!!!
Hiç birisi uydurma değil, yazarları belli, yazıldıkları yer belli. Hanımlar, bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp. Aşağıdakileri dikkatlice okuyun, yaşantınıza yeni bir düzen getirin, cehennemde yanmayın.
****
Kadının yeri soğumadıkça erkek, kadının oturduğu yere oturmamalıdır.
Kadınlara Dini Bilgiler sayfa 24
Kocanın vücudu irin ile kaplı dahi olsa ve karısı onu yalayarak temizlese yine de kocasının hakkını ödemiş olmaz.
İbni Hacer El Heytemi 2/121 Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 239
Ey kadınlar! Eğer kocalarınızın size olan haklarını bilseydiniz, ayaklarının tozunu yüzlerinizle silerdiniz.
Hafız Zehebi-Büyük Günahlar- Sayfa 187
Kadınların dinleri ve akılları eksiktir. Sahihi Buhari
Çok lanet ediyor ve kocalarınıza karşı nankörlük ediyorsunuz. Aklı başında bir erkeğin aklını sizin kadar çelebilen aklı ve dini eksik başka bir varlık görmedim.
Müslim, İman, 34/132 İbn Mace, Fiten 19/4003
Kadınlar arasında iyi kadın, yüz tane karga arasında alaca bir karga gibidir. Sahihi Buhari
Ey kadınlar topluluğu! Sadaka veriniz ve çok istiğfar ediniz. Çünkü ben Cehennem halkının çoğunun sizler olduğunu gördüm.
(İstiğfar; insanın içine düştüğü bir hatanın pişmanlığıyla kıvranarak Cenâb-ı Hak'tan kusurlarının affedilmesini ve günahlarının bağışlanmasını dilemesi demektir)
Müslim, İman, 34/132 İbn Mace, Fiten 19/4003
Bir kadın kocası kendisinden razı olduğu halde ölürse Cennete girer.
Riyazus Salihin
Kadınların hayırlısı, erkeklerin yaramazlıkları na, kötü huylarına sabredendir, bu sabır onların cennete girmesine sebeptir.
Kadınlara Dini Bilgiler sayfa:88
Namazı bozan şeyler kara köpek, eşek, domuz ve kadındır.
Sahihi Müslim, Salat 265; Tirmizi Salat 253/338 Ebu Davud, Salat, 110/720
Uğursuzluk üç şeyde vardır: Kadında, evde ve atta.
Ebu Davud, Tıb, 24/3922; Müslim, Selam, 34/115 Buhari, Nikah, 17/4805
Dövme yapan ve yaptırana, yüzdeki tüyleri aldıran ve estetik için dişlerini seyrelttiren kadınlara Allah lanet etsin.
Sahihi Buhari
Takma saç takan, taktıran, kaşları incelten, kaşlarını incelttiren, dövme yapan ve dövme yaptıran lanetlenmiştir.
Ebu Davud, Tereccul, 5
Eğer bir kadın peruk takarsa, eğer kol ve yüzüne dövme ya da ben yaparsa, yüzünden ve kaşlarından cımbızla kıl aldırırsa,yüzüne güzellik vermek için şekil değiştirirse lanetlenmiştir.
İmam Şarani – Uhudul Kubra – Sayfa 313, 867, 889
Kadınları zarar vermeyecek miktarda aç, aşırı gitmeyecek kadar da kıyafetsiz bırakınız. Çünkü kadınlar iyice doyar, güzelce giyinirlerse onlar için dışarı çıkıp gezmekten daha sevimli bir şey yoktur. Fakat onlar biraz aç, biraz da çıplak kalırlarsa onlar için evde oturmaktan hayırlı bir şey yoktur.
İbnül Cevzi, Mevzuat, II/282-283; Suyuti, Leali, II/154 İbn Arrak, Tenzihü'ş-Şeria, II/212-213
Kadınlarınıza evlerinin kapısında oturmamaları için yeni elbise yaptırmayın, çünkü elbiseleri güzel ve yeni olursa kalplerine dışarı çıkmak arzusu gelir.
İmamı Gazali-Kimyayı Saadet sayfa:178 İbn Ebi Şeybe, Musannaf, IV/II, 420
Dışarı çıkması kesin gereken kadın ise kocasından izin aldıktan sonra dışarı çıkacak ve şu kurallara kesin uyacaktır:
1-Sıkı sıkıya örtünüp kötü giysilere bürüne,
2-Hiç çıkmamış gibi davrana,
3-Başını öne eğip kimsenin yüzüne bakmaya,
4-Kalabalığa karışmaya,
5-Erkeklerin bulunduğu yerlere yanaşmaya,
6-Herkesin dolaştığı sokaklardan uzak dura,
7-İşini bir an önce bitirip evine döne,
İmamı Gazali – İhyayı Ulumuddin – 2/290
KADININ EN MAKBULÜ KOYUN CİNSİDİR
1-Giyim kuşam hevesinden maymun.
2-Fakir düşmeye razı olmadığından köpek.
3-Kocasına ve diğer insanlara kibrinden yılan.
4-Gece gündüz koğuculuk ya ptığından akrep.
5-Evden eşya sattığından fare.
6-Erkeklere hile kurduğundan tilki.
7-Kocasına itaat ettiğinden dolayı koyundur.
İmamı Gazali- İhyayı Ulumuddin
Sana kadınların aybaşı halini sorarlar. De ki: O bir ezadır. Aybaşı halinde kadınlardan uzak durun ve onlar temizleninceye kadar kendilerine yaklaşmayın.
Bakara Suresi-222
Kadınlara danışmayın, onlara muhalefet edin. Kadınlara muhalefet edin, zira kadınlara muhalefet berekettir.
Kadınlara Dini Bilgiler 44,45 Suyuti, Leali II, 147; İbn Arrak, Tenzihü'ş Şeria II, 210
Kim ki karısına itaat ederse Allah (cc) onu yüzüstü Cehenneme atar.
İbn Arrak II, 215
Başlarına bir kadını geçiren bir kavim asla işah olmaz.
İbni Hanbel Müsned 5/43,50; Tirmizi Fiten:75 Nesai Kudat:8; Buhari Fiten:18
Kadınlara yazıyı öğretmeyin. Dikişi ve Nur Suresini öğretin.
İbnü'l Cevzi, Mevzuat II, 269
Kişi kadınını yatağa davet eder de kadın kaçarak eşi sinirli bir şekilde gecelerse, melekler o kadına sabaha kadar lanet eder.
Sahihi Buhari 9/36
Bir kadın kocasından boşanırsa o kadına cennet kokusu haram olunur.
Kadınlara Dini Bilgiler sayfa 61
Bir hadis de şöyle der: 'Camiye gelirken kokulanan kadın evine dönüpte cünüplükten ötürü boy abdesti alır gibi yıkanmadıkça, Allah katında onun namazı kabul olmaz.'
Avnül mabül 11/230
Nasıl? Cennet'i garantilediniz mi?-
Prof. Dr. Yener Temelli
IU Istanbul Tip Fakultesi
Ortopedi ve Travmatoloji ABD.
Öğretim Üyesi
Hiç birisi uydurma değil, yazarları belli, yazıldıkları yer belli. Hanımlar, bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp. Aşağıdakileri dikkatlice okuyun, yaşantınıza yeni bir düzen getirin, cehennemde yanmayın.
****
Kadının yeri soğumadıkça erkek, kadının oturduğu yere oturmamalıdır.
Kadınlara Dini Bilgiler sayfa 24
Kocanın vücudu irin ile kaplı dahi olsa ve karısı onu yalayarak temizlese yine de kocasının hakkını ödemiş olmaz.
İbni Hacer El Heytemi 2/121 Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 239
Ey kadınlar! Eğer kocalarınızın size olan haklarını bilseydiniz, ayaklarının tozunu yüzlerinizle silerdiniz.
Hafız Zehebi-Büyük Günahlar- Sayfa 187
Kadınların dinleri ve akılları eksiktir. Sahihi Buhari
Çok lanet ediyor ve kocalarınıza karşı nankörlük ediyorsunuz. Aklı başında bir erkeğin aklını sizin kadar çelebilen aklı ve dini eksik başka bir varlık görmedim.
Müslim, İman, 34/132 İbn Mace, Fiten 19/4003
Kadınlar arasında iyi kadın, yüz tane karga arasında alaca bir karga gibidir. Sahihi Buhari
Ey kadınlar topluluğu! Sadaka veriniz ve çok istiğfar ediniz. Çünkü ben Cehennem halkının çoğunun sizler olduğunu gördüm.
(İstiğfar; insanın içine düştüğü bir hatanın pişmanlığıyla kıvranarak Cenâb-ı Hak'tan kusurlarının affedilmesini ve günahlarının bağışlanmasını dilemesi demektir)
Müslim, İman, 34/132 İbn Mace, Fiten 19/4003
Bir kadın kocası kendisinden razı olduğu halde ölürse Cennete girer.
Riyazus Salihin
Kadınların hayırlısı, erkeklerin yaramazlıkları na, kötü huylarına sabredendir, bu sabır onların cennete girmesine sebeptir.
Kadınlara Dini Bilgiler sayfa:88
Namazı bozan şeyler kara köpek, eşek, domuz ve kadındır.
Sahihi Müslim, Salat 265; Tirmizi Salat 253/338 Ebu Davud, Salat, 110/720
Uğursuzluk üç şeyde vardır: Kadında, evde ve atta.
Ebu Davud, Tıb, 24/3922; Müslim, Selam, 34/115 Buhari, Nikah, 17/4805
Dövme yapan ve yaptırana, yüzdeki tüyleri aldıran ve estetik için dişlerini seyrelttiren kadınlara Allah lanet etsin.
Sahihi Buhari
Takma saç takan, taktıran, kaşları incelten, kaşlarını incelttiren, dövme yapan ve dövme yaptıran lanetlenmiştir.
Ebu Davud, Tereccul, 5
Eğer bir kadın peruk takarsa, eğer kol ve yüzüne dövme ya da ben yaparsa, yüzünden ve kaşlarından cımbızla kıl aldırırsa,yüzüne güzellik vermek için şekil değiştirirse lanetlenmiştir.
İmam Şarani – Uhudul Kubra – Sayfa 313, 867, 889
Kadınları zarar vermeyecek miktarda aç, aşırı gitmeyecek kadar da kıyafetsiz bırakınız. Çünkü kadınlar iyice doyar, güzelce giyinirlerse onlar için dışarı çıkıp gezmekten daha sevimli bir şey yoktur. Fakat onlar biraz aç, biraz da çıplak kalırlarsa onlar için evde oturmaktan hayırlı bir şey yoktur.
İbnül Cevzi, Mevzuat, II/282-283; Suyuti, Leali, II/154 İbn Arrak, Tenzihü'ş-Şeria, II/212-213
Kadınlarınıza evlerinin kapısında oturmamaları için yeni elbise yaptırmayın, çünkü elbiseleri güzel ve yeni olursa kalplerine dışarı çıkmak arzusu gelir.
İmamı Gazali-Kimyayı Saadet sayfa:178 İbn Ebi Şeybe, Musannaf, IV/II, 420
Dışarı çıkması kesin gereken kadın ise kocasından izin aldıktan sonra dışarı çıkacak ve şu kurallara kesin uyacaktır:
1-Sıkı sıkıya örtünüp kötü giysilere bürüne,
2-Hiç çıkmamış gibi davrana,
3-Başını öne eğip kimsenin yüzüne bakmaya,
4-Kalabalığa karışmaya,
5-Erkeklerin bulunduğu yerlere yanaşmaya,
6-Herkesin dolaştığı sokaklardan uzak dura,
7-İşini bir an önce bitirip evine döne,
İmamı Gazali – İhyayı Ulumuddin – 2/290
KADININ EN MAKBULÜ KOYUN CİNSİDİR
1-Giyim kuşam hevesinden maymun.
2-Fakir düşmeye razı olmadığından köpek.
3-Kocasına ve diğer insanlara kibrinden yılan.
4-Gece gündüz koğuculuk ya ptığından akrep.
5-Evden eşya sattığından fare.
6-Erkeklere hile kurduğundan tilki.
7-Kocasına itaat ettiğinden dolayı koyundur.
İmamı Gazali- İhyayı Ulumuddin
Sana kadınların aybaşı halini sorarlar. De ki: O bir ezadır. Aybaşı halinde kadınlardan uzak durun ve onlar temizleninceye kadar kendilerine yaklaşmayın.
Bakara Suresi-222
Kadınlara danışmayın, onlara muhalefet edin. Kadınlara muhalefet edin, zira kadınlara muhalefet berekettir.
Kadınlara Dini Bilgiler 44,45 Suyuti, Leali II, 147; İbn Arrak, Tenzihü'ş Şeria II, 210
Kim ki karısına itaat ederse Allah (cc) onu yüzüstü Cehenneme atar.
İbn Arrak II, 215
Başlarına bir kadını geçiren bir kavim asla işah olmaz.
İbni Hanbel Müsned 5/43,50; Tirmizi Fiten:75 Nesai Kudat:8; Buhari Fiten:18
Kadınlara yazıyı öğretmeyin. Dikişi ve Nur Suresini öğretin.
İbnü'l Cevzi, Mevzuat II, 269
Kişi kadınını yatağa davet eder de kadın kaçarak eşi sinirli bir şekilde gecelerse, melekler o kadına sabaha kadar lanet eder.
Sahihi Buhari 9/36
Bir kadın kocasından boşanırsa o kadına cennet kokusu haram olunur.
Kadınlara Dini Bilgiler sayfa 61
Bir hadis de şöyle der: 'Camiye gelirken kokulanan kadın evine dönüpte cünüplükten ötürü boy abdesti alır gibi yıkanmadıkça, Allah katında onun namazı kabul olmaz.'
Avnül mabül 11/230
Nasıl? Cennet'i garantilediniz mi?-
Prof. Dr. Yener Temelli
IU Istanbul Tip Fakultesi
Ortopedi ve Travmatoloji ABD.
Öğretim Üyesi
Salı, Ocak 18, 2011
Adnan PELVANLAR
Emekli general, subay ve astsubaylarımıza,
Geçenlerde bir grup emekli astsubay özlük hakları ile ilgili isteklerini miting yaparak duyurdular.
Astsubaylarımız kendi maddi çıkarları için sokaklara döküldüler.
Emekli general ve subaylarımızdan bu konuda bir ses yok. Demek ki emekli maaşlarından memnunlar.
Zaten bakıyorum bilhassa üst rütbeli subaylar, generaller gayet rahat bir hayat sürüyorlar. Ortalıkta görünmemelerinin nedeni herhalde bu diyorum…
Ülkenin sorunları karşısında kasaba, kasaba gezen, TV’den TV’ye geçen kaç general ve subayımız var? Em. Tümgeneral Osman Özbek, Em. Albay Erdal Sarızeybek, Em. Tümgeneral Armağan Kuloğlu başka da aklıma gelen isim olmadı… Ayrıca Parti kurarak farklı bir mücadele yolu açan Em. Tümgeneral Osman Pamukoğlu. Sayıları 5 veya 6, bilemedim 7, hepsi bu kadar… Bir de internet üzerinden seslerini duyurmaya çalışan çok az sayıdaki emekli subaylarımız.
Tabii bu arada saçma sapan konuşan generaller hariç… Her şeyleri Fenerbahçe olanlar gibi…
1950’lerde emekli olana generallerin geçimlerini sürdürmek için kitap tercüme ettiklerini biliyoruz. Acaba 1960 darbesinde bu düşük maaşların etkisi var mıydı?
Konu para olunca sokaklara dökülen astsubay kardeşlerimizin; cezaevinde suçsuz yere yatan silah arkadaşlarının hakkını aramak akıllarına gelmez mi? Silivri’ye gidip duruşmalarda bulunup destek vermek akıllarına gelmez mi? Özlük haklarınız düzelirse sizler de ortadan kaybolacak mısınız?
Ey emekli general ve subaylarımız sizler neredesiniz? Yazlıklarınızda, çiftliklerinizde, sahil kenarındaki evlerinizde mi?
Türk Silahlı Kuvvetlerinin tesislerinden yararlanıyorsunuz… Orduevlerine girip çıkıp, kalıyorsunuz.
Demek ki keyifler yerinde.
Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı sürdürülen operasyonlara ne diyorsunuz? Bunlar sizi rahatsız etmiyor mu?
Emekli maaşlarınıza yeterli zam alamazsanız ne düşünürsünüz? Sokaklara dökülür müsünüz? Zammı aldıktan sonra tekrar evlerinize mi kapanırsınız?
Emekli general, subay ve astsubaylara sesleniyorum;
• Suçsuz yere cezaevinde yatan silah arkadaşlarınız için bir şeyler yapmak içinizden gelmez mi?
• Halkımızın, Ordumuza karşı olan güvenini sarstılar, kalkın insanlarla konuşun, kaybedilen güveni tekrar kazandırın…
• Toplantılar düzenleyin, insanların katılımı için çalışın… Mitingler yapın…
• Silivri’deki duruşmalara katılın, destek verin, moral verin…
• Tutuklu silah arkadaşlarınızın aileleri ile dayanışma içinde olduğunuzu tüm iletişim araçlarını kullanarak herkese gösterin…
• Hiçbir şey düşünemiyorsanız, yapamıyorsanız bari Mustafa Kemal Atatürk’ün Nutuk adlı eserini okuyun… Belki yararı olur…
Not: Tüm emekli ordu mensuplarına iletilmesi rica olunur.
"BENİ İNKÂR EDECEKSİNİZ. HATTA BÜHTANLA YADEDECEKSİNİZ. HİNT'E, YEMEN'E VE MISIR'A GİDEN FİKİRLERİM, ORADA FİLİZLENEREK GELİP SİZİ BOĞACAKTIR." MAREŞAL GAZİ MUSTAFA KEMAL.
Emekli general, subay ve astsubaylarımıza,
Geçenlerde bir grup emekli astsubay özlük hakları ile ilgili isteklerini miting yaparak duyurdular.
Astsubaylarımız kendi maddi çıkarları için sokaklara döküldüler.
Emekli general ve subaylarımızdan bu konuda bir ses yok. Demek ki emekli maaşlarından memnunlar.
Zaten bakıyorum bilhassa üst rütbeli subaylar, generaller gayet rahat bir hayat sürüyorlar. Ortalıkta görünmemelerinin nedeni herhalde bu diyorum…
Ülkenin sorunları karşısında kasaba, kasaba gezen, TV’den TV’ye geçen kaç general ve subayımız var? Em. Tümgeneral Osman Özbek, Em. Albay Erdal Sarızeybek, Em. Tümgeneral Armağan Kuloğlu başka da aklıma gelen isim olmadı… Ayrıca Parti kurarak farklı bir mücadele yolu açan Em. Tümgeneral Osman Pamukoğlu. Sayıları 5 veya 6, bilemedim 7, hepsi bu kadar… Bir de internet üzerinden seslerini duyurmaya çalışan çok az sayıdaki emekli subaylarımız.
Tabii bu arada saçma sapan konuşan generaller hariç… Her şeyleri Fenerbahçe olanlar gibi…
1950’lerde emekli olana generallerin geçimlerini sürdürmek için kitap tercüme ettiklerini biliyoruz. Acaba 1960 darbesinde bu düşük maaşların etkisi var mıydı?
Konu para olunca sokaklara dökülen astsubay kardeşlerimizin; cezaevinde suçsuz yere yatan silah arkadaşlarının hakkını aramak akıllarına gelmez mi? Silivri’ye gidip duruşmalarda bulunup destek vermek akıllarına gelmez mi? Özlük haklarınız düzelirse sizler de ortadan kaybolacak mısınız?
Ey emekli general ve subaylarımız sizler neredesiniz? Yazlıklarınızda, çiftliklerinizde, sahil kenarındaki evlerinizde mi?
Türk Silahlı Kuvvetlerinin tesislerinden yararlanıyorsunuz… Orduevlerine girip çıkıp, kalıyorsunuz.
Demek ki keyifler yerinde.
Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı sürdürülen operasyonlara ne diyorsunuz? Bunlar sizi rahatsız etmiyor mu?
Emekli maaşlarınıza yeterli zam alamazsanız ne düşünürsünüz? Sokaklara dökülür müsünüz? Zammı aldıktan sonra tekrar evlerinize mi kapanırsınız?
Emekli general, subay ve astsubaylara sesleniyorum;
• Suçsuz yere cezaevinde yatan silah arkadaşlarınız için bir şeyler yapmak içinizden gelmez mi?
• Halkımızın, Ordumuza karşı olan güvenini sarstılar, kalkın insanlarla konuşun, kaybedilen güveni tekrar kazandırın…
• Toplantılar düzenleyin, insanların katılımı için çalışın… Mitingler yapın…
• Silivri’deki duruşmalara katılın, destek verin, moral verin…
• Tutuklu silah arkadaşlarınızın aileleri ile dayanışma içinde olduğunuzu tüm iletişim araçlarını kullanarak herkese gösterin…
• Hiçbir şey düşünemiyorsanız, yapamıyorsanız bari Mustafa Kemal Atatürk’ün Nutuk adlı eserini okuyun… Belki yararı olur…
Not: Tüm emekli ordu mensuplarına iletilmesi rica olunur.
"BENİ İNKÂR EDECEKSİNİZ. HATTA BÜHTANLA YADEDECEKSİNİZ. HİNT'E, YEMEN'E VE MISIR'A GİDEN FİKİRLERİM, ORADA FİLİZLENEREK GELİP SİZİ BOĞACAKTIR." MAREŞAL GAZİ MUSTAFA KEMAL.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
