Cumartesi, Mart 27, 2010

DENİZ KUVVETLERİNE KÜRESEL DEV NEDEN SARDI?

(….)DENİZ KUVVETLERİ GERÇEĞİ BİLİNMELİDİR.F.M.



AMERİKA, DENİZ KUVVETLERİMİZE NEDEN SARDI !?!!!


AMERİKA, DENİZ KUVVETLERİMİZDEN NEDEN RAHATSIZDIR

Sevgili dostlarım dikkat ederseniz Medar-ı iftiharımız olan Türk Silahlı Kuvvetlerimiz son iki yıl içersinde yoğun bir şekilde ‘Ergenekon’ adı altında baskı altına alınmaktadır.. Dostlarla bir araya geldiğimde Küresel Jandarma ve şürekası (!...) son günlerde neden özellikle Deniz Kuvvetleri Komutanlığımızı yıpratmaya yoğunlaşmıştır sorusuna muhatap oluyorum.. Olayların farkında olan siz değerli dostlarımın kafalarında oluşan bu soruyu kısaca cevaplandırmaya çalışayım.

Umarım burada dile getirdiklerim , Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ ün korkusuz ve uyanık neferlerini bilinçli kılar.. Önce küresel dev tarafından Deniz Kuvvetlerimiz üzerinde kurgulanan yıpratma faaliyetleri hakkında kısa kronolojik bilgiler vermeliyim..

1- Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Sayın Özden Örnek ve irtica ile mücadele eylem planı (darbe günlükleri..,) Serbest kaldı ( 26 Şubat 2010)

2- Ergenekon soruşturması kapsamında Taraf gazetesince yapılan bir ihbar üzerine Sualtı Taarruz (SAT) Grup Komutanlığının eğitim alanı olan İstanbul’un Beykoz ilçesinin Poyraz köy mahallinde yer altına gömülü bulunan silah ve mühimmat!?..

3-Yine İrtica ile Mücadele Eylem Planının altında imzası olduğu iddia edilen Deniz P. Kurmay Albay Dursun Çiçek meselesi..

4- Kuzey Deniz Saha Komutanlığında görevli Deniz Kurmay Yarbay Ali Tatar’ın , iki amirale yönelik suikast raporu düzenlediği nedeniyle tutuklanması ve sonra serbest bırakılışı. İkinci kez tutuklanacağını hissedince gururuna yediremeyip intihar etmesi..

26 Şubat 2010 tarihinde ‘suikast notunun’ Yarbay Ali Tatar'a ait olmadığı belirlendi..Hiç yok yere Türk Levent’inin intihar etmesine , Deniz Kuvvetleri camiasının sarsılmasına ve ailesinin yıkılmasına neden olundu.
.Bunu reva görenler, ‘ben Müslüman’ım’ diyebilir mi sorarım sizlere?!...

Yaşatılanlar ; vicdan, iman,insanlık, merhamet, hukuk gibi değerleri hiçe sayan EMEVİLERİN yaptıklarını bile geride bırakacak niteliktedir.. …Yazıktır yazık!...

5- Rahmi Koç müzesinde yapılan incelemede bulunan mühimmatın , Taraf gazetesince Ergenekon’la ilişkilendirilmesi..

5- Güney Deniz Saha Komutanlığında görevli Deniz Kurmay Albay Berk Erdem in intiharının ( “İntiharın nedeni Ergenekon mu ?”) şeklinde kamu oyuyla paylaşılarak kafalarda soru işaretleri bırakılması..

Zira bu intihar , Ergenekon soruşturmasının başlamasından bu yana Deniz Kuvvetleri’nde yaşanan 7’nci intihardır ve son derece manidardır!..

Yukarıda yaşatılan acımasızlıkları , Sayın Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Eşref Uğur Yiğit bakınız nasıl boşa çıkaracak şekilde dile getiriyor?..

"Biz Komutanlar Personelimizle Tek Vücut Halindeyiz ve Personelimizin Nefes Alışını Bile Hissederiz"

***

Konuyu burada kapatarak şimdi de neden özellikle Deniz Kuvvetleri ? sorusuna cevap arayabiliriz..

Önce dünyada tüm savaşların yer altı ve yer üstü kaynaklara hakim olmak hırsından çıktığının altını çizmeliyiz..

Malumunuz Karadeniz ülkeleri dışında; Fransa , Yunanistan ,İtalya , İngiltere ve eski Yugoslavya’nın halefi olan Sırbistan –Karadağ’ın taraftır. Ancak Amerika’nın karşı olduğu ve 1936 yılında imzalanan Montrö (Montreux) Boğazlar Sözleşmesi Ulu önderimiz Atatürk’ün eşsiz öngörüsüyle dönemin şartları içinde ilgili taraflara kabul ettirilmiştir.

Sözleşmeye taraf olmayan Amerika, bu isteğini antlaşmaya taraf olan Romanya üzerinden gerçekleştirerek ‘kendi oyun planını’ uygulamaya sokma çabasındadır..

Peki Amerika ne peşindedir?

Açıklamaya çalışalım, antlaşmaya göre denizaltılar , uçak gemileri ve 15.000 tonun üzerindeki gemiler Türk boğazlarından Karadeniz’e geçiş yapamazlar.

Daha açıkça söylemek gerekirse, Amerika’nın bu denize sokacağı gemilerin boyu , tonajı ve nitelikleri Montrö boğazlar sözleşmesine aykırıdır..

Peki Amerika Karadeniz’de donanması olsun ister mi?

Çok nedeni vardır ancak tek bir neden olaya açıklık getirebilir..

Bölge ülkeleri namütenahi enerji kaynaklarına sahiptir.Hal böyle olunca .Küresel dev , Rusya’nın Akdeniz yoluyla dünya pazarlarına satabileceği en önemli hammaddeyi kontrol etmek isteyecektir..Bu stratejiyle Rusya federasyonunu güneyden çevirip göz dağı vermek istemektedir..

O nedenle de antlaşmaya taraf olan ülkelerin NATO’ ya ve AB. sokulması hedeflenmektedir..

Yine peki, hukuk tanımayan , vurup geçtiği yerlerde yaptığı tahribatı görmezden gelen Küresel devin , fütursuz girişimlerine kim karşı çıkıyor dersiniz?

Tabii ki Türk Silahlı Kuvvetlerin ayrılmaz bir parçası olan

Deniz Kuvvetleri Komutanlığı…


Nasıl mı karşı koyuyor?..


(…….)Kısaca anlatayım..

Karadeniz’de güvenlik , Türk Deniz Kuvvetlerine bağlı gemiler tarafından başarıyla sağlanmaktadır.

Amerika’nın tek isteği , ‘transit geçiş’ şartlarını ülkemize ve dünyaya kabul ettirmektir..Bu sayede boğaza hakim olan devletin , geçen gemiler üzerinde etkili ve yetkili olmaması sağlanacaktır..

ABD. , Donanmasının 6 filosuyla , Orta Doğuda kurduğu hakimiyeti bu bölgede de kurarak , Rusya Federasyonunun Karadeniz , Kafkaslar ve Hazar havzasındaki artan gücünü söndürmeyi hedeflemektedir..

ABD.’in Irak işgali öncesi Trabzon ve diğer Karadeniz limanlarıyla ilgili emelleri henüz hafızalardan silinmemiştir ve dikkate değerdir.

Küresel gücün Transit geçiş isteği tehlikelerle doludur.. Kabul edildiği takdirde üstten uçmak başta olmak üzere denizatlılar ile sualtından geçmek hakkına da sahip olunacaktır..

Bütün bunlara rağmen , Deniz Kuvvetlerine bağlı Sahil Güvenlik Komutanlığının seçkin personeli , amansızca gemilerin antlaşma şartlarına uygun şekilde geçişini sağlamaktadır..

Sonuç olarak uygulanan strateji , küresel gücü son derece huzursuz etmektedir..Zira Orta Asya petrolü , tüm dünyaya kusursuzca ve adil şekilde Türk denizcileri sayesinde ulaştırılmaktadır..


Bu uygulamaya , “nimetlerin adaletsiz dağıtımını” ilke edinmiş Küresel dev köpürmesinde, kim köpürsün.


Umarım mesele daha fazla anlatmaya gerek kalmayacak şekilde aydınlanmıştır.. 28 Şubat 2010 İzmir


En derin saygılarımla…


Fevzi MORAY

E.P.KD.ALBAY

DÜNYANIN BİR NUMARASI KİMDİR?

DÜNYANIN BİR NUMARASI KİMDİR?



AMERİKANIN BİR NUMARALI ADAMI KİMDİR?

Değerli dost ve silah arkadaşlarım, 06-07-Şubat 2010 tarihinde ülkemize ABD savunma bakanı Robert Gates geldi..Bir numaralı adam gelince ( nereden çıktı şimdi bir numaralı adam diyeceksiniz biliyorum, anlatacağım) yer yerinden oynaması gerekirken, iletişimin patronları ( Medya) bir yerlerden aldığı emir gereği adeta sessizliğe bürünerek önemli bir misafiri gözlerden kaçırmayı başardılar..

Ama aynı medya , Abdi İpekçi’nin katili Mehmet Ali Ağca ceza evinden çıkarken akıllara zarar şaşaalı töreni insanların gözünün içine bakarak yönetmeyi de ihmal etmediler..

Yahu bu kadar mı , yoldan çıkmış sözde aydın basın kalemşörleri , medya patronları gerçekleri Türk insanının gözünden kaçırmak adına stratejik hata yapabilir ..

Yine yahu kimdir bu Mehmet Ali Ağca kardeşim?

1979 yılında birlik, beraberlik ve barış düşüncesinin mimarı ve aynı zamanda Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Sayın Abdi İpekçi’yi , gazeteden Nişantaşı'ndaki evine giderken hunharca katleden ve İdama mahkum edilen bir cani…

Bu nedenledir ki, idamdan döndürülen bu caniye görkemli törenin yapılmasına önderlik edenleri buradan lanetliyorum..

Caninin ceza evinden çıkarılışının üzerinden 15 gün geçmeden Küresel Devin bir numaralı adamı Robert Gates ise ülkemize usulca giriyor ve Türk askerinin eskiden olduğu gibi NATO’ un kuruluş felsefesine uygun potansiyel bir güç olarak kullanılabilmesinin yollarını arıyordu…

Malumunuz , Türk Silahlı Kuvvetlerimiz , uzun zamandır dış güçlerin yoğun baskılarına maruz kalmaktadır..Bir de buna ülkeyi yönetenlerin desteği ile Askerimizin itibar kaybına seyirci kalışları da eklenince , düşmanın hedeflediği ‘kaos ortamında bir Türkiye’ gerçeği ile karşı karşıya kalınmıştır..

Şimdi , öncelikle Türkiye’yi dimdik ayakta tutan askerimizi yıpratma görevinin kime ait olduğunu belirlemeliyiz..

AKP İktidarı , Türk Silahlı Kuvvetlerimizi tek başına yıpratacak kapasitede değildir..Bu böyle biline…

Bulunduğumuz coğrafya emperyalistlerin ana hedefi ( hedef analizi yapmaya gerek var mıdır?) olunca işin şekli değişiyor ve artık Tek kutuplu dünyanın Jandarması ( bir numara) bu görevi yapmak üzere devrededir..

Türk insanının artık bu gerçeği görmesini diliyorum..

ABD savunma bakanının , 1991 den bu yana Türk Silahlı Kuvvetleri üzerinde açtığı derin yaralara ilaç olmak üzere Türkiye’ye geldiğini de kabul etmeliyiz..Bu nedenledir ki azimle ayakta durmayı başaran ve daha da önemlisi halkın hala güvenini muhafaza eden kurumumuzun Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ ile görüşme yapıyor..

Son bir hafta içinde görev başındaki yüksek rütbedeki muvazzaf General ve Amiraller üzerinde yoğunlaşan baskılara dikkat edilirse Amerikan ve Türk askerlerinin anlaşamadıkları ortadadır, diyerek burada bir nokta koyalım..



Şimdi de başımıza geçirilen çuvalın ve örülen çorapların tek mimarı olan Amerika Birleşik Devletlerinin “bir numarasını” tanımaya çalışalım..

Gayemiz görüşmenin içeriğinden ziyade ‘bir numaranın’ neden gözlerden kaçırıldığını belirterek önümüzü aydınlatmaktır..Zira insanımız medyanın hedef saptıran yalan yanlış haberleriyle adeta ablukaya alınmaktadır.

Askerlikte , Stratejide yapılan hatalar , taktik başarılarla düzeltilemez diye çok önemli bir kural vardır..

Basın yayın kurumlarımız insanımızın beynini yalan , yanlış haber ve gösterimlerle doldurarak stratejik hatalara bilerek yeşil ışık yakmaktadırlar. Bilinçli yaptıkları stratejik hataları , hedef saptıran geçici taktik başarılarla süsleyerek kendi vatanına ve insanına ihanet ettiklerini sakın unutmasınlar..

*****

Tekrar bir numaraya dönecek olusak,

Amerika’da ‘Ulusal Güvenlik’ kurulu son derece etkin bir kurumdur..Bu kurumun lafı edildiğinde yer yerinden oynar..Aynı zamanda güvenliği sağlayan ve denetleyen bu kuruluşun adı ‘National Security Agency’ yani, Ulusal Güvenlik Teşkilatı’dır ve NSA olarak anılır.



Şimdi de Asker ağırlıklı NSA Yöneticilerine bir göz atalım..

Başkanı: Asker-Tuğgeneral Keith B. Alexander

Başkan Yardımcısı: Asker-Tuğgeneral Noel T. Jones

Başkan Yardımcısı: John C. Inglis. NSA’daki en yüksek sivil bürokrat.

Dikkatle bakıldığında Amerika’nın savunmasında tek yetkili kurum vardır ve o da
A S K E R L E R D İ R…



Bundan birkaç sene öncesine kadar Türkiye’de de askerin etkinliği aynı değil miydi? N e oldu da askerimiz, ülkemizi yönetenlerce ‘düşman kuvvetler’ ilan edildi, a c a b a! …



Yine son derece tehlikeli gelişim olarak gördüğüm bir hususu burada belirtmeden geçemeyeceğim..



Dünyanın en güçlü ordularının başında gelen askerimizin üzerinde oynanan oyunlar gerçi bilinenin tekrarıdır.



Gelişen tehlike ise, emniyet örgütümüzün; askerin görevlerini üslenecek tarzda her geçen gün ağır silahlarla donatıldığıdır..

Yine iktidar tarfından Düşman gözüyle bakılan medarı iftiharımız Askerimizin karşısına , polis teşkilatının 100.000 olan nüfusunun 170.000 ne çıkarıldığıdır.



Yine bir numaraya dönecek olursak,



ABD Başkanı J. F. Kennedy’nin öldürülmesiyle ilgili soruşturmayı yürütmüş, daha sonra bu konuda iki kitap yazmış olan başsavcı Jim Garrison bakınız! Amerikanın, ulusal güvenliğe bakış açısını nasıl dile getiriyor.



“Korkunç ama yalın gerçek şudur ki, ABD’de gerçek hükümet, Pentagon ve CIA bileşimidir. Senato ve Meclis’ten oluşan Kongre ise, sıradan bir tartışma derneğine indirgenmiştir.”



Ama ne acıdır ki, son zamanlarda ülkemizde askere bakış , Amerikanın Jandarmasında olduğu gibi işlemiyor....



İçi askerden arındırılan!? “Milli Güvenlik Kurulu’nda alınan kararların tavsiye niteliğinde olduğu gibi! F.M.)



ABD Savunma Bakanlığı karargâhının bulunduğu yerin adı, Pentagon’dur.

Pentagon demek, ABD ordusu demektir.

Pentagon demek, ABD generalleri demektir.



Gücünüz yetiyorsa ABD rejimini tenkit edin , askerine düşman gözüyle bakın veya bizde olduğu gibi Amerikan bayrağını aşağıya indirin ve yırtın..

Sonucunu söylemeye dilim varmıyor..



Amerikalı aydınların büyük bir kesimi, erkekse Pentagon’un ve Beyaz Saray’ın en sadık yandaşları olmasın!

Amerika bir ülkeye karşı savaş açacaksa, ya da yabancı bir ülkeye asker gönderecekse, bunun kararını Amerikan hükümeti değil, Pentagon veriyor..



Pentagon, işine gelmediğinde, Birleşmiş Milletler Genel Kurul karalarını ve Güvenlik Konseyi kararlarını da tanımaz. Tıpkı Irak’a , Afganistan’a girdiğinde yaptığı gibi…Dünyaya hakim olmanın nimetlerinden istifade etmek emperyalistlerin tek düşüncesidir..
Saygılarımla..
Fevzi MORAY

Pazar, Ocak 17, 2010

SEÇİMLER VE ŞİKE

29 MART 2009 KURTULUŞ VEYA YOK OLUŞUN MİLADIDIR…-1-

Madem ki seçimlerde ilk hedefimiz hepinizin bildiği gibi (3 K) dır ve bu kez mutlaka başarmak istiyoruz , o halde bu günden tezi yok her türlü kırgınlığı bir tarafa bırakarak CHP.’ye özellikle üç ilde başarısı için var gücümüzle destek olmalıyız..Nasıl mı? Siteleri aktif şekilde kullanıp halkı doğrularla buluşturarak, daha evvel ki seçimlerde yapılan hilenin tekrarlamaması için iş bölümü halinde takip ve kontrol mekanizmasını devreye sokarak…


Malumunuz mühimmat( bilgi, belge vb.) vardı , silahı ( siteler) da bulduk geriye halkın öğrenmek istediği gerçekleri , bilgi ve belgeleri internet üzerinden halkımıza duyurmak kalıyor..


Haydi aydınlığı hayal edenler görev başına..Eğer bu kez de güven duyup oy verdiklerimizin seçimlere asılmadığına , kısacası oyununa gelirsek karanlıkta yaşama mahkum oluruz..Zira bu seçim hayat mebat meselesidir..
***
Hepinizin bildiği gibi 29 Ocak 2009 tarihinde İsviçre’nin Davos kasabasında gerçekleşen oturumda , Başbakan RTE.‘in diplomatik teamüllere riayet etmeden dünyaya verdiği korkutucu mesajlar ,bizleri ümitlendirmiş olabilir ve fakat aynı zamanda bir ihtimaldir ki, işbirlikçilerle yapılan danışıklı dövüş de olabilir..Her ihtimali düşünmeliyiz.. O nedenle olaya sevinmedenönce daha bir temkinli ve teyakkuzla yaklaşmalıyız....


Yapılacak yerel seçimde dikkatli davranır , denetleme ve değerlendirme mekanizmasını devreye sokar ve aydınlık seçim startını verebilirsek özellikle üç metropolde(KKK) Atatürk’ün partisinin seçimden başarıyla çıkması sağlanabilir..


Değerli dost ve silah arkadaşlarım, dünyada yaşanan son olaylara bakıldığında insanlığın; savaşlarla bunaldığına , terörle ve acımasızca yapılan katliamlarla kan ve göz yaşı içinde bırakıldığına ve yaşanamaz bir hayata layık görüldüğüne şahit olunur....


Hukuksal ve demokratik yollarla yapıldığında ülkelerin önünü açacak olan seçimlere, yaşadığımız dönem içinde akıl almaz hile hurda karıştırılması nedeniyle , sonuçta akıl tutulmasına uğradığımızı hepiniz biliyorsunuz..


Bu nedenledir ki, özellikle iktidara gelebilmek için dönen dolaplar hakkında halkımızı uyarmadıkça, huzurlu ve güvenli yaşamı sağlayan kuralları hayata geçirmedikçe ve bilinçli şekilde uygulatamadıkça ülke insanımızın akıbeti hüsranla noktalanacak gibi görülüyor..


Dikkat ederseniz sıkça kara tablo çizerek seçimin ne kadar önemli olduğunu sizlere belirtmeye çalışıyorum....


Özellikle muhalefettekilerce yerel seçimde ilk hedef (3 K) başarı ile ele geçirilirse , ikinci hedef Genel Seçimlerde başarıyı yakalamak olacaktır..Ha onu nasıl başaracağız? Genel seçim kurallarını demokratik kurallarla bütünleştirecek şekilde sil baştan düzenleyerek…Hedefimiz; bildiğimiz , güvendiğimiz genç ve dinamik insanları yukarıya taşıyacak sistemi getirmektir..

Kısacası büyük beyinler sistemin insanlara yaraşır şekilde tespiti ve devreye sokulmasında görev alır.. O Nedenle İsmini Ezberlediklerimiz , Ya Bu Son Görevi Yapacak , Ya Bu Son Görevi Yapacaktır…Örneğin Seçim sistemi, Partiler Yasası mutlaka günün şartlarına göre külliyen insanlığın ufkunu açacak şekilde yenilenmelidir. Başarıyı yakalamamız için aşağıda açıklanan tedbirler alınırsa arzulanan hedeflere ulaşılır diye değerlendirmekteyim. Türkiye’sine gönülden bağlı ve fakat
döndürülen Bizans dolaplarından haberi olmayan tüm vatandaşlarımızı uyarmak,bilgilendirmek en önemli vazifemiz olmalıdır.


Yine kısa bir süre önce Cem Yılmaz'ın eseri olan AROG filmine gittiğimde , arada gösterilen ‘Vali’ filminin fragmanında (tamamlanmamış filmden kısa görüntü) Ülkemizin önemli İl ve İlçelerinde üstün başarı ile Kaymakamlık ve Valilik yapan, Vatan sevgisi ve dürüst çalışmalarıyla Dünya’da bile ün yapmış Sayın Recep YAZICIOĞLU ‘un ölümünü konu alan filmden bazı kesitler gösterime sunulmaktaydı..


Filmin tanıtımında bir şey çok dikkatimi çekmişti.. Siz saygıdeğer dostlarımla paylaşmanın faydalı olacağı inancındayım.. Ne diyor filmde bizden olmayan bir ajan, “ Siz Türklerin en beğendiğim özelliğiniz ne biliyor musunuz? Yapılanı çok çabuk unutuyorsunuz..” İşte burada bir nokta koyup teferruatlı düşünmemiz gerekiyor..


Ajan tarafından dile getirilen tespite rağmen üzerimizde oynanan oyunların farkında olunmaması nedeniyle 2002 seçimlerinde 10 milyon seçmen oyunu kullanamamış ve bu nedenle de Türk halkı , 6 yıldır akıllara durgunluk verecek kirliliklerle , vatana ihanetlerle,yolsuzluklarla , hırsızlıklarla ve çarpık kadrolaşmalarla baş başa bırakılmıştır...Bu çarpık ve bir o kadar da tehlike arz eden gidişe son verilmediği takdirde,Emperyalist güçlerin hedefi olan “bağımsız yaşama son” politikası maalesef istemediğimiz halde gerçekleşecek gibi görülmektedir..


Halbuki, zamanında atalarımız vatan savunmasında şehit düşerken, yaralanıp sakat kalırken, biz torunlarını huzur ve güven altında yaşatmak adına ne büyük fedakarlıkları göğüslemişlerdi.. Bu ahvalde bizlere düşen görev; olacak torunlarımızın istikbali için bu uğurda canını veren atalarımızın kemiklerini sızlatmamak adına amansızca mücadele vermek olmalıdır...


Bu nedenledir ki,ülkesini ve insanını sevenler olarak görev anlayışımız ;“önümüze çıkan zorlukların başarılması ve fakat ele geçirilmesi imkansız engellerin ise zaman alacağı” prensibi üzerine inşa edilmiştir ve edilmeye devam edilmelidir!!


Etrafta 22 Temmuz seçimlerinin ardından çok konuşulan bir konu da seçimlerde hile mi yapıldı sorusu olmuştur.. "Evet yapılan seçimde küresel gücün desteğinde hile yapılmıştır" dersek , yalan bilgilendirme yapmadığımızı kanıtlayacak önemli belge ve teknik bulgulara rastlandığı görülür..


Şimdi sizlerle , kısaca bilgi sayar ortamında yapılan seçimlerde dönen dolapları,istemediklerimizin iktidara nasıl taşındığını ,dünya devi tarafından kimlere muhalefet görevinin verildiğini irdelemeye çalışalım..


Bildiğiniz gibi 2002 yılında yapılan seçimde Recep Tayip Erdoğan, ceza evi mahkumiyeti nedeniyle seçimlere katılamamıştır. Bir bakıyorsunuz gizli bir gücün aldığı kararla , Ana Muhalefet Lideri olan Deniz Baykal önce RTE.’ı millet vekili yapıyor , daha sonra da Başbakanlık kapılarını açıyor..


Çok ilginç değil mi dostlarım… Durun daha bitmedi, 2002 ve 2007 seçimlerinde hile yapıldığı ayan beyan ortada iken olayın üzerine gitmeyen kim olmuştur?..
Tabii ki Ana Muhalefet lideri Deniz Baykal..
Ülkenin ufkunu açacak , ilerlemesini sağlayacak olan Partiler Yasası İle Seçim yasasında değişiklik yapacaklarının teminatını verenler acaba neden görevlerini yerine getirmeyerek ülkenin karanlığa sürüklenmesine sebep olmuşlardır hiç düşündünüz mü?
                                                   ***
Gelin şimdi de Sayın Celal Çalış'ın 15.03.2008 de İzmir de kaleme aldığı aşağıdaki "Olacak seçimler konusunda Türk vatandaşı olarak neleri dikkate almamız gerekir?" konulu   yazısını satır satır okuyarak ,seçim haritasının tehlikelerle dolu yollarında biraz  gezinelim ve dikkatle  düşünerek ,seçimlerde şikeyi çözme başarısını gösteren diğer Avrupa ve Asya ülkelerinde olduğu gibi önlemleri zamanında alalım.. Bu yöntemle de istediğimiz insanları bizler seçebilelim...







SEÇİMLERDEKİ TEKNOLOJİK HİLE NASIL YAPILDI/YAPILACAK!


Bu ülkenin aydınlık insanları ışığı bazen çok geç görüyor. Aydınlık olmasından mıdır bilinmez? "Biz hep çok biliriz, bilmediğimizi de görmezden geliriz" düşüncesi de bunda etken. Bu kadar bilgisayar ve elektronikçi yetiştirdi bu ülke, hepsi de aydınlık. Bir düzine fakülte var bu alanlarda hepsi de konunun uzmanı ve bu SEÇSİS'in ne olduğunu biliyor. Eminim bu fakültedekilerin en az yarısı ellerinden aydınlık gazeteleri, ağızlarından aydınlık fikirleri düşürmüyorlardır.
SEÇSİS'i yazanlar yazdı da onlar neden susuyor. Korkunun ecele faydası yok ki.
Ben de bir şeyler yazmıştım bu konuda ve bir şeyler de yapmıştım, yazıda yer verdim. Kişisel sitemde yayınladığım yazıyı aşağıya aktarıyorum.


6 milyon hayali seçmen var ya, bana kalırsa SEÇSİS sisteminin teknik alanı dışına çıkma ihtiyacından doğmakta.. Yani durum öyle kötü ki, SEÇSİS bile kurtarmayacak, ek olarak klasik usulden destek yapılacak.


Ey CHP, MHP hala nasıl oluyor da bu şartlarda biz seçime katılıyoruz diyemiyorsunuz. Bal gibi hayali nüfus ve seçmen var, üstelik 6 milyon ve siyaset suskun. Ne siyaseti, kimin siyaseti bu?


http://www.guncel. biz/gorus/ secimhile. htm


SEÇİMLER, HİLE, BİLGİSAYAR VE BİLGİÇALAR...


22 Temmuz seçimlerinin ardından çok konuşulan bir konu da seçimlerde hile mi yapıldı sorusu idi. Bu sorunun siyasi açıdan cevabı elbette evettir.
Sadece kömür dağıtımı bile açık bir siyasi hiledir. Ama buradaki asıl konumuz teknik hileler.


Türkiye'de ilk kez 22 Temmuz seçimlerimde % 100 bilgisayar yazılımı kullanılmıştır. Bu yazılımı da içeren projenin adı SEÇSİS'tir. Ayrıntılı bilgi http://www.ysk. gov.tr/ adresinde mevcuttur. 22 Temmuz sonrası, hile tartışmaları nedeniyle, sitedeki SEÇSİS bilgilerinde değişiklik yapılmış, hile iddialarına cevap verilircesine ayrıntılı açıklamalar konulmuştur.


Bilgisayar konusuna tam vakıf olmayanlar açısından basitçe açıklayayım;YSK merkezine kurulu ana bilgisayara SEÇSİS yazılımı yüklüdür ve bu ana bilgisayar, tüm il ve ilçe seçim kurullarında kurulu yerel bilgisayarlara bağlıdır.
Buna ağ-network denir.


Her makineden yapılan işlem ve kayıt, bu yazılım tarafından anında işlenerek sonuçlar ana bilgisayarda toplanır ve istenen bilgiler toplu olarak elde edilir.


Sandık Kurullarında oyların sayılıp sonuçların elle yazıldığı tutanaklar, İlçe Seçim Kurulundaki bilgisayarda yüklü SEÇSİS yazılımı üzerindeki tutanağa geçirilir.
(bakınız YSK 2007/765 sayılı genelge www.ysk.gov. tr ).
Bundan sonraki aşamalarda İlçe Seçim Kurulu tutanak toplamlarını İl Seçim Kuruluna ve İl Seçim Kurulu da YSK'ya SEÇSİS üzerinden bildirir. Bu ağ ortamı dış müdahalelere karşı güvenlik donanımları ve yazılımları ile korunmaya çalışılır.


SEÇSİS projesinde kullanılan veritabanı (bilgilerin toplandığı yer) yazılımı Java teknolojisi destekli Oracle'dir. Yazılım güvenliği açısından bakıldığında, Oracle ciddi ve bu konudaki en büyük şirket ise de, açıkları mevcuttur ve Oracle, Microsoft'tan sonra ikinci büyük ABD yazılım firmasıdır
(bakınız: http://tr.wikipedia .org/wiki/ Oracle ). Oracle'ın güvenlik açığı seviyesi, kurulduğu işletim sistemine göre değişir
(bakınız : http://security. metu.edu. tr/belge. php?oracle. html).


SEÇSİS projesinde işletim sistemi olarak, merkezde Unix-linux ve ilçelerde ise Windows XP yüklü İntel işlemcili bilgisayarlar kullanılmıştır (www.ysk.gov. tr).
Linux-unix sistemler açık kaynak kodlu olup güvenlik açısından bugün en güvenli sistemlerdendir. Ancak tek başlarına değil, diğer yazılım ve donanımlarla birlikte kullanıldığında.


Oysa, YSK, il ve ilçe seçim kurullarında bulunan Windows işletim sistemleri CİA destekli, Bill Gates mamulü en büyük "bilgi çalar" sistemdir ve


5-6 yıldan beri Avrupa ülkelerinde ve bir çok büyük ülkede devlet kurumlarında kullanımı yasaklanmış ve linux sistemlere geçilmiş, Microsoft bunun üzerine kısmi kaynak kodunu vererek satış yapmak zorunda kalmıştır. (Almanya'da, ABD tarafından askeri sırların bu sistemle transfer edildiği yıllar önce tespit edildiğinden).


Windows işletim sistemleri ve bu sistem üzerine kurulu ağ ortamları yıllardır çoluk çocuk denecek "hackerler" tarafından bile delik deşik edilmektedir
(Ayrıntılar ve hack raporları için bakınız http://tr.zone- h.org/component/ option,com_ attacks/Itemid, 17/).


SEÇSİS projesinde omurga ve portal anahtarı, portal güvenlik duvarı, portal saldırı tespit ve korunma sistemi, portal yük dengeleyici olarak "Cisco" güvenlik ürünleri kullanıldığı YSK sitesinde bilgi olarak yer almaktadır.


CİSCO sistem bir ABD firmasınındır. CİSCO sistemin güvenlik durumu hakkında Google'de "cisco hack" olarak arama yaparsanız CİSCO güvenlik sistemlerinin nasıl hack edileceğine ve güvenlik açıklarına dair çok sayıda makale ve yazı bulabilirsiniz.


Yani, SEÇSİS sistemi veritabanı, işletim sistemi, yazılım ve güvenlik olarak tamamen ABD teknolojisinin elindedir ve zaten hem bu nedenle, hem de bilgisayar teknolojisinin niteliği gereği sisteme her an dışarıdan müdahale edilebilmesi mümkündür. Müdahale yapılırsa hile yapılması da teknik olarak mümkündür. Ancak bunu ispat etmeden hile yapılmıştır demek hukuken mümkün değildir.


Bu konuda İ.Ü. Adli Tıp Ana Bilim Dalı Öğ.Gör. Doç.Dr. Ümit SAYIN'ın makalesinde ilginç bilgi ve tespitler yer almaktadır (http://www.kuvayimi lliye.net/ yazar.php? id=1928).


Benzer bilgisayar destekli seçim sistemi ABD seçimlerinde de kullanılmış ve bazı bölgelerde seçimlerde hile tespit edilmiştir.


ÇOK ÖNEMLİ! YUNANİSTAN seçimlerinde de benzer bir yazılım kullanılmak istenmişse de ABD seçimleri örnek gösterilerek yapılan yoğun baskı sonucu kullanılmaktan vazgeçilmiştir.


Ancak bizde maşallah!!"aslan sosyal demokratlarımız" ipli milliyetçilerimiz" ne bu sistemle ilgili tek laf etmişler ne de sandık tutanaklarının fiili tespitini yaptırmışlardır.


Çünkü bilgisayar üzerinde yapılacak hilenin tek tespit yolu, tüm seçim tutanaklarını elde bulundurmak ve tutanaklardaki sonuçları YSK'in açıkladığı SEÇSİS sistemden alınan sandık sonuçlarıyla karşılaştırmaktır.


Peki, SEÇSİS sistemde hile yapmak mümkün müdür? Bu sorunun cevabı, anahtarı emanet ettiğimiz bekçi evi soyar mı sorusunun cevabı ile aynıdır.


DİKKAT!..SEÇSİS sistemin tüm anahtarları, yukarıda açıklandığı gibi ABD'nin elindedir. Cevabı mutlaka bulmuşsunuzdur. Bu soruyu ABD bizim müttefikimizdir diyenlere sorarsanız; Haşa ABD hile yapar mı derlerse şaşmamak gerek.


Bana sorarsanız; bu sistemde hile yapmayan ya akılsızdır, ya saftır ya da dört dörtlük müttefik ve namusludur. Ya da hileye gerek kalmamıştır da yapılmamıştır.


Bir hile senaryosunu hemen kurarsak; sandık tutanakları İlçe Seçim Kurulunda bilgisayara işlendikten sonra, ya da işlenirken bir minik programcık sisteme dalış yapıp, (A) sütunundaki (X) partisinin oy rakamları toplamını % 20 arttırıp, (B) ve (C) sütunlarındaki (Y) ve (Z) partilerinin oy rakamları toplamını % 10'ar düşürürse, tuşa basıp genel toplam alındığında bu müdahalenin tespiti mümkün olabilir mi?
Olur, ama sadece o ilçedeki tüm sandık sonuçlarını elle tek tek sayıp toplarsanız.
Aksi halde, itiraz süresi sonunda, bilgisayar tuşuna basılarak alınan rakam resmi seçim sonucu haline gelir.


Bu bilgilerle, İzmir Cumhuriyet Mitingindeki verileri ve İzmir 22 Temmuz seçim sonuçlarını karşılaştırdığımızda benim aklım karışmaktadır. Muhalif basına göre bile mitinge katılım sayısı 1 milyonun üzerinde olmuştur. 1-1,5 milyon arasında rakamlar söylenmiştir. Alan hesabı yapıldığında, bizim tespitimize göre mitinge en az 1,3 milyon civarında katılım olmuştur. MHP parti olarak mitinge katılmamıştır. Miting tamamen AKP karşıtı olarak gerçekleşmiş, bizzat katıldığım mitingde, diğer mitinglerdeki gibi AKP aleyhine sürekli sloganlar atılmış ve konuşmalar yapılmıştır. İzdiham derecesinde sıcak ve kalabalıkta bir AKP'linin bu çileyi çekmesi bile düşünülemez. Yani katılımcıların tamamı AKP karşıtı vatandaşlar ve üstelik o çileyi çekecek kadar AKP'ye hasım olanlardır.


Yani 1,3 milyon AKP karşıtı mitingde toplanmıştır. Sadece Karşıyaka'dan deniz yolu ile taşınan ve resmi verilere dayanan yolcu sayısı 200 bin olarak açıklanmıştır. Diğer illerden gelenler 250 bin kişiyi geçmemiştir ve bu sayı düşülüp, mitinge gelemeyen AKP karşıtı diğer "gavur" İzmirli yaşlılar, korkak ve ürkekler, hasta ve engelliler, alana giremeyen ve gelip de dönenler ve diğer muhalif partililer hesaba katıldığında, MHP hariç (kişisel katılımlar az da olsa olmuştur) İzmir'de AKP karşıtı en az 1,5 milyon seçmenin var olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Oysa 22 Temmuz seçimlerinde AKP ve Bağımsızlar dışında kalan tüm partilerin (MHP dahil) oylarının toplamı 1,3 milyonda kalmıştır. AKP ve Bağımsızların oy toplamı ise 713 bin olmuştur. Öyleyse en azından kalan 200 bin İzmirli ya hem mitinge gelmiş, AKP'ye vermiş veriştirmiş ve rahatladığından siniri geçip!! AKP'ye oy vermiştir, ya oy kullanmamıştır, ya da bu oylar bir şekilde uçmuştur???


Kim bilir, belki de bu AKP karşıtları oy kullanmış ama bu oylar sanal seçim sisteminde, diyelim ki yanlış tuşa basıldığından, AKP'nin hanesine şıp diye geçivermiştir.


İnsanoğlu işte, hayal kurmadan duramıyor diyenler olabilir, ama aptalca durmaktan daha iyidir hayal kurmak. Hayal mi bilmem ama, bu konuda son söyleyeceğim şudur; Kendime göre bir hile doğrulaması yapmak için, Anayasa Referandumundan 15 gün önce bilgi edinme kanununa göre YSK'ye bizzat faks ile gönderdiğim, sandık tutanaklarını video ile kayıt altına aldığımda bunu sandık sonuçlarına yapacağım itirazlarda delil sayıp saymayacakları konulu dilekçeme cevap verilmemiş ve YSK Anayasa Referandum sonuçlarını hala sandıklar itibariyle açıklamamıştır.


Yani hile doğrulama hayalim!! suya düşürülmüştür. Oysa 22 Temmuz seçimlerinde 15 gün içinde tüm sonuçlar sandıklar itibariyle İnternet sitesinden yayınlanmış ve halen da sitede mevcut bulunmaktadır. Halbuki ne hırs ve merakla sandık bölgemdeki okula gidip, kendi sandığımın başında sonuna kadar beklemiş ve hem bu sandığın hem de diğer tüm sandıkların sonuçlarını video ile kaydedip saat 17.30 itibariyle kesin (hile iddiasız) sonucu alıp ilan da etmiştim.


YSK' in sandıklar itibariyle sonuçları yayınlamasını hala dört gözle beklemekteyim. Yasal itiraz süreleri geçmiş ve referandum hukuken kesinleşmiş de olsa...


Hile iddiasız, bilgiçalarsız, "onların” dediği gibi "açık", "şeffaf", "hesap verebilir" bir seçim, yargı ve yönetim dileğiyle.
                                                                     Celal ÇALIŞ İzmir, 15.03.2008



SEÇİMLERDE HİLE NASIL YAPILIYOR!!
http://www.guncel.biz/gorus/secimhile.htm http://tr.wikipedia.org/wiki/Oracle http://security.metu.edu.tr/belge.php?oracle.html http://www.kuvayimilliye.net/yazar.php?id=1928 Aşağıdaki link'i takip ederek duyurunun tamamını görebilirsiniz:
http://www.toplumsa lbilinc.org/ forum/index. php?topic= 4033.00
                                                                        Celal ÇALIŞ İzmir, 15.03.2008
                                                        ****



Umarım tüm dünya ülkelerinde küresel gücün çevirdiği dolaplarla yapılan seçim sonuçları gözünüzün önündedir.. ( Türkiye, İtalya,Yunanistan Ukrayna, Gürcistan , Irak, vb.)

Özlem duyduğumuz bir partiye huzur , emniyet ve güvenle oy verebilmemizin yollarını gösteren her kim olursa olsun, mutlaka önerilerine kulak vermeliyiz..

Sonuç olarak ,umarım Ülkemizde demokratik kurallarla yapılacak seçimlerle, ruhumuzu ve önümüzü aydınlatacakların bizleri yönetme imkanı bulunur diyorum..
En derin sevgi ve saygılarımı sunarım....

Hepinize hayal ettiğiniz bir Türkiye diliyorum..
01 haziran 2007
Fevzi MORAY İzmir…
Dostlarım, yukarıda açıklananları okuyan herkesin ,gizli emellerine her geçen gün biraz daha yaklaşmakta olan AB-D ile savaş verildiğini kesinlikle unutmamalıdır.. Uyarılar pas geçilir ve önlem alınmazsa başımıza geleceklerden şikayetçi olmaya hakkımız kalmayacak ve korkarım ki, kaldıysa güven duyulan bir veya iki kale de düşecektir.

Pazar, Ocak 03, 2010

GERÇEKLERİ GÖREBİLMEK KURTULUŞTUR!....

Değerli dost ve silah arkadaşlarım, gerçek Mustafa Kemal ATATÜRK sevdalıları , son zamanlarda bazı yazar ve çizerlerin güncel yaşanmışlıkları, eskiden uygulanan stratejilere bina ederek sunduğuna şahit olmaktayız..

Bu vesileyle özellikle www.asahaber.gen.tr ve bünyesinde bulunan sitelerde Sayın Yılmaz DİKBAŞ’ın “Kürt açılımı 1-2” adlı yazıları vatanperver insanımızı oldukça etkilemiştir..

Sayın DİKBAŞ’ın ilerlemiş yaşına rağmen vatansever olarak dile getirdiklerine saygı duymakla birlikte, hedef kitleyi istemeyerek de olsa yanlış yönlendirmekte olduğunu belirtmeliyim...

Çünkü, bu ve buna benzer açıklamalar, istemesek de gerçek hedefi gözden kaçırmamıza neden olabilir..

Bu sitelerde yazılarından ziyadesiyle istifade ettiğim sevgili dostlarım , ülkemizin aklı selim kişilerce yönetilmesinden yana olduğunuzu biliyorum..

Türk milletinin bağrından çıkmış kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerinin cengaver mensupları, sevgili dostlarım , uzatmadan konuya dönmek gerekirse Sayın Dikbaş’ın aşağıdaki sitede “Kürt Açılımı-1- 2” adlı yazısı yayınlanmaktadır..
Okumak için lütfen tıklayınız..
Link: http://www.ulusunsesi.net/modules.php?name=Kose_Yazilari&file=yazi_oku&sid=491

Sayın DİKBAŞ , yazısının bir yerinde ;

Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ ün bundan doksan küsur yıl önce cereyan eden muharebe şartlarını dikkate alarak dile getirdiği:


“Eğer size Türk ulusunun yenildiği söylenirse, inanmayınız !..
Yenilen komutanlardır ! .. Biz Türkler, yenilmedik!, yüksek komutanlarımız yenildiler !” tespitini , günün şartlarına taşıyarak yaşanan başarısızlıkları , Türk Silahlı Kuvvetlerine ve onun bağrından çıkan komuta kademesiyle ilişkilendirmesi kanımca talihsiz ve zamansız bir beyan olmuştur..

Günümüzde ülkelerin Milli Güç Unsurlarından (MGU) yalnız biri olan Silahlı Kuvvetlerinin güçlü olmasıyla başarılı olunması, müracaat edilmesi söz konusu olmayan taktik BİR kural olarak tarih sayfalarında kalmıştır..
Ekonomisi , Teknolojik atılımları , Eğitim sistemi, Adalet ve sağlık kurumu çökertilmiş bir ülkenin bağımsızlından nasıl söz edemiyorsak, Silahlı Kuvvetleri güçlü olan bir ülkenin de başarılı olacağından söz etmek abesle iştigal etmek olur..

Ancak Türk Milletine mahsus olan bir husus vardır ki, bağrından çıkardığı Türk Silahlı Kuvvetlerinin gücü; düşmana korku saçmakta ve emellerine ulaşmalarına engel olmaktadır..

Değerli dostlar, ülkemiz hakkında emelleri değişmeyen iç ve dış mihraklar yakın tarihimizde T.S.K' i yıpratmak , görevini yapamaz ("Ülke'yi, içten ve dıştan gelecek saldırılara karşı koruma ve kollama") hale getirmek için amansızca mücadele vermektedir..
Unutmamalıyız ki tarihte 16 Türk devleti, içte çıkarılan isyanlara karşı mücadele verecek olan Emniyet ve Jandarma teşkilatının görev yapamaz hale getirilmesinin bir sonucu olarak yıkılmıştır..

Ülkede Emniyet ve Asayişi sağlayacak kuruluşlar görev yapamayacak şekilde yıpratılınca bu görevi kim yapacaktır?
Her zaman olduğu gibi tabii ki Türk Silahlı Kuvvetleri…
Biraz hatırlayalım isterseniz..
Bir yerde yangın çıktı , deprem oldu , köylerde hastalara(insan ve hayvan) bakılması gerekiyor, okulların onarımı, elektrik ve suyun köylere götürülmesi, hülasa canlının ihtiyaç duyduğu her türlü hizmet söz konusu olduğunda “gel Silahlı Kuvvetler…”

Ancak tarihimiz tetkik edildiğinde , görevi olmayan konularda bile yardımlarını hiçbir zaman esirgemeyen Türk Silahlı Kuvvetlerine böylesine yüklenmek , yapması beklenen asli görevlerinde zafiyete sebep olmaz mı?..

Değerli dostlar yukarıda tecelli eden görevlendirmelerin biraz insafsızca olduğunu en az benim kadar sizlerde bilmektesiniz..
Bu görevleri yapması gerekenler nerededirler??
Yoklar, zira Silahlı Kuvvetler hariç, diğer hayati kurumlar görev yapamaz hale getirilmiş , adeta iflas ettirilmiştir!!

Bu gün gurur duyulan ve etkin gücü ile tüm dış dünyayı tedirgin eden , dostlara huzur ve güven veren bir Silahlı Kuvvetlerimiz vardır.
Yıpratmak adına üzerinde baskı kurulan ve fakat çevrilen tüm dolaplara rağmen ayakta dimdik kalmayı başarabilen Silahlı Gücümüzle iftihar etmekten başka ne yapılabilir ki…
Ülkenin itibarını yüceltmek için mücadele veren , düşmanın kısa süre de emellerine ulaşma azmini kırabilen Silahlı Kuvvetlerimizi kimse görev yapamaz hale getiremeyecektir.. Hayallerini gerçekleştireceklerini sananlar, ideallerine hiç bir zaman da ulaşamayacağını çok iyi bilmelidirler..

Sonuç olarak:  Bugün dimdik ayakta kalabiliyor ve ileriye ümitle bakabiliyorsak ,Türk Silahlı Kuvvetleri’ne borçluyuz..O nedenledir ki Ey! yıpratıcı kalem kullananlar!?; Vatan uğruna ölümü göze alabilecek insanları ve O insanları  kazananları alt edemeyeceksiniz..
O fedakar ve yürekli insanlar ile akılcı mücadele etmeyi prensip edinmiş, daha da önemlisi Türk Milletinin bağrından çıkmış güzide kurumu kesinlikle yıpratamayacaksınız..

Zira yıpratılmaya çalışılan T.S.K; son 30 yılda dünyanın en İtibarlı, Bilgili, Donanımlı, ayrıca yurt savunması ile ilgili olarak kendisine tevcih edilecek her türlü görevi eksiksiz yerine getirebilecek imkan ve kabiliyete sahip hale gelmiştir.
“Bu tablo da Emperyalist güçleri ve içimizdeki vatan hainlerini son derece rahatsız etmektedir.”
En derin sevgi ve saygılarımla
Fevzi MORAY
E.P.KD.ALBAY
24 Ekim 2009

Cumartesi, Ocak 02, 2010

YENİ YILDAN UMUTLUYUM DOSTLARIM. Fevzi MORAY

Sevgili dostlarım ve kahraman silah arkadaşlarım, bu yıl da geçen yıllarda olduğu gibi sıkıntıların ve acıların yüreklere kazındığı bir yıl oldu.

Terör ve terörizm kendini hissettirdi.. İnsanlıktan nasibini almamış vicdansız mahluklar suçsuz ve günahsız insanları acımasızca katlediyor... Demokrasinin güvencesi olan Adalet , ağır yara aldı ve kan kaybediyor.. Elini kolunu sallayarak dışarıda gezmesi gereken masum insanların içeri atıldığı , içerde olması gereken canilerin ise dışarıda fink attığı bir yıl oldu, bu yıl...
Kısacası bizleri yönettiğini sananlar kanunları, çıkarları doğrultusunda uygulayarak sosyal hukuk sistemini adeta çiğnediler..

Emniyet örgütümüz tarihinde görülmedik kadar iktidar yanlısı olarak teşkil ediliyor.Bu arada hepimizin gözünün önünde, medar-ı iftiharımız olan Türk Silahlı Kuvvetlerimiz “DÜŞMAN” ilan edilerek akıl alamaz uygulamalara maruz bırakılıyor. Vatanını ve Türk askerini gönülden destekleyen emniyet örgütü elemanları bir bir ayıklandı.. İktidarın emrinde olan Polisin ,100000 olan mevcudu yandaş alımlarla, 200000’e çıkarılıyor..
Şimdi de ağır silahlarla donatılarak güya hududun korunmasını üsleneceği gündeme taşınıyor.. Kimin İçin Ve Ne Maksatla?!.

Personel, silah ve teçhizat noksanlığı olduğu için mi bütün bu senaryolar hazırlanıyor?..
Bir ülkenin Emniyeti, Adaleti, Eğitim Ordusu iktidarın esiri edilmişse bu ülkelerin demokratik, Laik ve sosyal hukuk devleti olması mümkün müdür?

Her geçen gün Demokratik ve laik Türkiye Cumhuriyetinin yok edilmeye çalışıldığı ve Teokratik rejimin ayak sesleri hissedilmiyor mu??..Bu güne kadar içte çıkarılan isyanları bastırması gereken ve İç İşleri Bakanlığına bağlı olarak çalışan Emniyet ve Jandarma teşkilatı gerçek anlamda vatan ve milletin çıkarına neden görevini yapamıyor biliyor musunuz? Dış Güçlerin ve Siyasi iktidarın esiri durumuna sokulduğu için sevgili dostlar…

Çünkü Küresel Jandarma, Demokratik havayı teneffüs eden ülkelerin huzurlu ve netice de başarılı olacağını da çok iyi biliyor....

Peki başarılı olmasını İster mi? Asla!...
Çünkü tek kutuplu dünyaya hakim olmanın şartı, diktatörlerle yönetilen ülkeler oluşturmaktır..Örnek mi isteniyor? O kadar çok ki, İtalya’da Mussolini, İspanya’da Franko, SSCB. ‘de Stalin, Yugoslavya’da Tito, İran’da Humeyni, Irak’ta Saddam Hüseyin , Türkiye’yi söylemeye gerek var mı?....

Dünyanın neresinde , ülkeyi dıştan gelen tehlikelere karşı korumak maksadıyla polisin ağır silahlarla donatıldığı görülmüştür?..

Gizli gizli çalışanlar, ses getiren en güçlü ordular sıralamasında en başlarda yerini alan Silahlı Kuvvetlerimizin karşısına , kirli entrikalarla Polis teşkilatının alternatif güç olarak çıkarıldığını görmediğimizi mi sanıyorlar?..

Yaptığı yayınlar ve kaleme aldığı yazılarla şimdiye kadar 40 defa içeriye alınması gereken Sayın Emin Çölaşan için de bir şeyler söylenmesi gerekiyor. Yazılarını okumaktan zevk aldığım ve ülkesini sevdiğine inandığım Çölaşan’a bu iktidarın neden bir şey yapmadığını hep düşünür dururum..Şimdi de yeni ve fakat tehlikeli bir görev üslendiği görülüyor..

Sessiz kaldığı nedeniyle Türk askerini ağır şekilde eleştirmekten geri kalmıyor.. Böylesine güçlü Türk askerinin görevlerini hatırlatmak sivillerin haddine düşmez.. Hele hele, bütün kamu oyunun ilgisini çeken biri olarak mektupla uyarıda bulunması ve kalem kullandığı sözcü gazetesinde dile getirmesi bana göre son derece sakıncalı olmuştur....

Sayın Çölaşan ağır dille tenkit ettiği Türk Askerini Patagonya ordusu mu zannediyor? Kaldı ki o ordu, neyi , nerede ve ne zaman yapacağını çok iyi bilir..
Tenkit edenler , görevlerini hatırlatmaya çalışanlar önce , ayakta kalmayı başarmış tek kalemiz olan Silahlı Kuvvetlerimizin dünya ile savaş verdiğini akıllarından çıkarmasınlar.."Kodum mu oturturum” devri çok eskilerde kalmıştır..

Malumunuz , dıştan planlı ve içten takviyeli unsurlarla! medar-ı iftiharımız TSK, uzun bir süredir, yıpratılmakta ve yıpratılmaya amansızca devam edilmektedir..Varlığımızı ve bağımsızlığımızı borçlu olduğumuz askerimize kimlerin köstek olduğu da çok iyi biliniyor.Çünkü o muhteşem Ordu , akılcı uygulamalarla , yapılanların üstesinden gelebilecek kadar da güçlüdür..

Bir taraftan Küresel Güçlerin , bir taraftan zekasını kötü yönde kullanan içimizdekilerin! ve son olarak da satın alınmış bir bölüm medya kurumunun yoğun baskılarına rağmen Türk Silahlı Kuvvetlerimiz bu savaştan (Psikolojik/ Asimetrik) başarıyla çıkacaktır..

Askerimizi yıpratamayacağını anlayanlar (!?) ise böyle giderse kendi iplerini kendileri çekecektir.. Ve yakındır dostlar yakın..

Ben, 2010 ve sonraki yılların Türkiye’nin ve onun bağrından çıkan Türk askerinin lehine sonuçlanacağı yıllar olacağına , ülkemize , huzur ve barışı getireceğine adım gibi inanıyorum..

Türkiye'mizi karanlığa sürükleyenlere acıyor ve Allah akıl fikir versin diyorum..

Kusura bakmayınız dostlarım, önce karanlık bir tablo çizdim.. Ama inanıyorum ki önümüzdeki yıl daha aydınlık olacaktır..Zira kolay değildir 86 yıldır ayakta kalan Türkiye Cumhuriyetini bir çırpıda yok etmek..
Türkiye Cumhuriyeti ne İran’dır, ne Afganistan ve ne de başka bir ülke..

Karşılarında dünyayı dize getirmiş kahraman Türk ulusu ( hepsi askerdir)vardır..

Son olarak bir hususu belirtmek istiyorum..

Dünyanın en tehlikeli ve korkulan gücü, ÖLÜMÜ GÖZE ALAN İNSANDIR.. O da bizde çok vardır…

Bu duygularla hepinizin yeni yılını tekrar kutluyorum..Yeni yılınızın ruhunuzu ışıklandırması ve ümitlerinizi yeşertmesi dileğiyle esen ve sevgiyle kalınız.

Sizleri seven kardeşleriniz Nermin ve Fevzi MORAY

Cuma, Aralık 25, 2009

KIBRIS’TAN ASKER ÇEKMEK Mİ DEDİNİZ ?

KIBRIS’TAN ASKER ÇEKMEK Mİ DEDİNİZ ? O KADAR KOLAY MI GÖRÜLÜYOR?
Ana ve yavru Vatana kendisini adamış Kahraman Silah Arkadaşım Atilla Çilingir’in "Türk Askeri Kıbrıs’tan Giderse” başlıklı yazısını dikkatle okuduğumda inanınız heyecanlandım ,acı ve fakat gurur verici yaşanmışlıklar bir film şeridi gibi gözümün önünden geçti. Son derece gurur duydum..

Özellikle paylaşımını, üzerimizde büyük oyunların oynandığı bu günlere rastlatması son derece hayati ve isabetlidir..Bu vesileyle unutulmaya yüz tutmuş kahramanlıklarımız su yüzüne çıkarılmış , ülkemize ve askerimize tekrar güven tazeleme imkanı yaratılmıştır..

İyi ki varlar bu gibi vatanperverler ve yazdıklarıyla insanları uyandırıyor, uyarıyor, gururlandırıyorlar..

Çok y a ş a y ı n ı z değerli Atilla ÇİLİNGİR…

Malumunuz olduğu üzere Küresel Güçlerin yıkmayı başaramadığı tek bir kale kalmıştır..

O da Türk Silahlı Kuvvetleridir..

O muazzam gücü yıkamadıkları sürece , ne ana Vatan Türkiye’yi,
ne de Yavru Vatan Kıbrıs’ı dize getiremeyeceklerini çok iyi biliyorlar onlar!...
Küresel Güçle birlik olan içimizdeki vatansızların amansızca uyguladıkları Psikolojik baskılara , aleni yıpratma faaliyetlerine rağmen güven duyulan kurumlar içersinde en başta bulunmaya devam ediyor , geçmişi kahramanlıklarla dolu olan Türk Silahlı Kuvvetleri…

Cengaver komuta kademesinin nezdinde yavru Vatan Kıbrıs’a çıkarma yapan askerlerimiz kısa süreli yaşadıkları heyecanı, başarılı ve dünyaca örnek alınacak Barış Harekatına dönüştürürken, bizler ise Ana vatanımızın kutsal Trakya topraklarında "Kıbrıs Dünya'nın Kalbidir" yazımda da belirttiğim gibi 2,5 ay süreyle yemeden, içmeden ve uyumadan b e k l e m i ş t i k Ana Vatanımızın topraklarında..

O beklemek var ya! insanı kahrediyordu , tüm ruhsal rahatsızlıklar bekleme esnasında yerleşiyordu vücudumuza.

Türk oğlu Türk'ün hiç haz etmediği bir Muharebe şekliydi çünkü
b e k l e m e k...

Her an tetikte b e k l e r k e n, bizleri gören Yunanlı askerlerin zincirlerle bağlandıkları siperlerden nasıl geriye kaçtıklarını görüyor, hadlerini bildirmenin hesaplarını yapıyorduk biz de o zamanlar..

Bu arada Türk’ün cengaverliğini ispatlamak açısından insana gurur veren tarihi bir olguyu yeri gelmişken gururla açıklamalıyım:

“Beklemeye dayanamayan bazı kahraman Mehmetçikler, habersiz ana vatan topraklarından Kıbrıs’a savaşmaya gitmişlerdi.. ”

Aynı duyguları paylaşan bizlerde Türk Askerlerine yakışan O Taarruz emrinin bir an önce verilmesini b e k l i y o r d u k, s a b ı r s ı z l a n a r a k , içimiz yanarcasına!..

(…..) Beklemenin savaşmaktan ne kadar beter olduğunu o 2,5 aylık süre içinde çok iyi anlamıştık, tıpkı Normandiya (1944-Haziran-Eylül arası) çıkartmasında olduğu gibi…

Bizler bu düşüncedeyken O çapulsuz Yunan askerlerine , karşılarında Ölümü Göze Alan Türk Asker’inin olduğu unutturulmaya çalışılıyordu.
Kimler tarafından mı ?  Tabii ki Yunanlı komuta kademesince..

İşte değerli kahraman kardeşim Atilla Çilingir'in de belirttiği gibi Türk askeri tüm dünyaya nam salmıştı , Kıbrıs Barış Harekatıyla birlikte..

Çünkü savaşmak üzere bekleyenler Türk’ler olunca , hasımlara
k a ç m a k yaraşırdı..

O nedenledir ki Ana vatanın Askeri susturulmalıydı, sindirilmeliydi, yıpratılmalıydı ve görev yapamaz hale getirilmeliydi ki, Türkiye'yi bölebilsinler ve dolaylı olarak da Kıbrıs’ı emperyalistlerin kucağına itebilsinler....

Vietnam’da, Afganistan’da kaybeden ve Irak’ta ise Türk Silahlı Kuvvetlerin desteğinden mahrum kalan Küresel Gücün, mağlubiyeti kaçınılmaz olduğundan artık geri çekilecektir....Neden mi?..

Çünkü artık sömürücülerin emellerine ulaşmalarını engelleyen , kısa zamanda kendini yenileyen , günün savaşını bilen ve büyük bir ciddiyetle uygulayan Türk Silahlı Kuvvetleri vardır önlerinde..

1974 Barış Harekatı esnasında tespit edilen eksiklikleri süratle gideren ve Kara, Deniz, Hava işbirliğine önem veren Türk Silahlı Kuvvetlerimiz adeta yeniden doğmaktadır..

Başaramayınca, Terör eylemleriyle yıpratılması hedeflenen TSK.’in önüne bu kez de Küresel güçlerce ASALA ve PKK. gibi Terör örgütleri sürülmüştür..

35 yıldır Ülkemizde yoğun şekilde uygulanan Terör eylemlerinin de üstesinden gelmesine ve dünyanın en itibarlı, en güçlü Türk Silahlı Kuvvetlerinin doğmasına engel olamamışlardır..


Ve nihayet; Dünya’ya hakim olmak maksadıyla yapılacak bir seri muharebelerde (Irak, İran, uzak Doğu vb.)Türk askerini insan deposu niyetine kullanacağını ümit eden Küresel Güç , tehlikeli düşlerini gerçekleştirme peşindeydi..

Amma onlar adına yine bir şeyler ters gitmektedir..Bu kez de emperyalist güçlerin çirkin ve tehlikeli planlarını bozan Türk Silahlı Kuvvetleri dimdik ayaktadır..

Emellerine ulaşamayanların tedirginliği, telaşı ondandır ve dört koldan
y ü k l e n m e k t e d i r l e r , ülkemizin en güvenilen Türk Silahlı Kuvvetlerine…



O kadar kolay değildir Türkiye’yi ve yavru vatan Kıbrıs’ı d i z e
g e t i r m e k…

1571 de Türk dünyasının yalnız ticaret üssü olan Kıbrıs , artık günümüzde ele geçirene saymakla bitmeyecek imkanlar bahşetmektedir..
Küresel Gücün hedefine ulaşabilmesi , ancak Türk askerinin Adadan çekilmesiyle mümkün olacaktır.

Olayın farkında olan Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türkiye Cumhuriyeti vardır karşılarında..

Var mı öyle Türk topraklarına göz dikmek?..Var mı kökleri ana vatandaki Türk Milletine kadar uzanan Kıbrıslı soydaşlarımızı sahibi olduğu topraklardan atmak?..

Nafiledir uğraşları..Telaş ve sıkıntıları da ondandır..
Türkiye Cumhuriyetinin yegane güvencesi olmuş Türk Silahlı Kuvvetlerini hiçbir güç yok etmeyi başaramayacaktır..

En derin sevgi ve saygılarımla..01 Aralık2009 Antalya…
Fevzi MORAY
E.P.KD.ALBAY

Salı, Aralık 22, 2009

Günümüzün Savaşı Psikolojik/ Asimetrik Harp

GÜNÜMÜZÜN SAVAŞI
Psikolojik/Asimetrik Savaş
TÜRK GENÇLİĞİNİN BİLMESİ ELZEM OLAN SAVAŞ (…?….)

Değerli dostlarım , hedef olarak insanın ve silah olarak ta propagandanın kullanıldığı Psikolojik Savaşta , Dünya desteğini yanında hissederek faaliyet gösteren ülkeler ve güçler , son derece ucuz olan “masa başında kazanma” (Psikolojik Harp ) usulü ile hedeflerinin yarısına ulaşmıştır. Aynı yöntemle büyük Milli Hedef ve Menfaatlerine ulaşmada kararlı oldukları dikkate alınırsa, meseleye çok daha fazla bilinçli yaklaşmamız , teşkilatlanmamız ve harekat esaslarına uygun planlar hazırlayarak , barış şartlarında hayata geçirmemiz gerekmektedir..

Psikolojik/Asimetrik Harekatın yalnız silahlı kuvvetlerce icrası hiçbir anlam ifade etmez.., Ülkede bulunan bütün Milli Güç Unsurlarının (MGU) iştirakiyle yapılması halinde başarılı olacağı da unutulmamalıdır…
Bu nedenle son yılların en revaçta olan Psikolojik/Asimetrik Harekat hakkında her Türk insanının genel bilgiye sahip olması elzem görülmektedir..
Özellikle ileride çoluk çocuğa karışmayı ve bağımsız ve mutlu yaşamayı düşünen genç kuşağın, yaşamın % 90 ı savaşlarla geçen bu Dünya’da konunun üzerine fazlasıyla düşmesi gerekmektedir… Bu nedenle sizleri sıkmadan kısa ve öz bilgileri paylaşabilirsem çok mutlu olacağım.

(... )Konuya daha bir ilgi gösteren dostlarıma, bir süre komutanlığımı ve hocalığımı yapan değerli E.Kur.Alb. Dr.Tahir Tamer Kumkale’nin kaleme aldığı “Psikolojik Savaş” adlı kitabını okumasını öneririm..
PSİKOLOJİK HARP ( SESSİZ YANILTMA)
Değerli dostlarım; malumunuz milli güç unsurları (Siyasi-Askeri-Ekonomik-Nüfus-Coğrafi konum -Teknolojik ve Toplumun Psikolojik yapısı ) zayıf olan ülkelerin sıcak savaşa girmeleri son derece risklidir ve geri kalmalarını hızlandırır...Ancak aynı konumda olan Yunanistan, Ermenistan ve bazı güçler Dünya desteğini yanına aldıkları takdirde durum biraz farklılaşır.. Megali -İdea (büyük ülküler) hedeflerinin yarısına ulaşmış olan Yunanistan ile emelleri olan diğer güçlerin küresel gücün desteğini almadıkları takdirde hedeflerinin tamamına hiç bir zaman ulaşamayacağı değerlendirilmektedir.
Desteklenen güçler, ideallerine , en etkili ve en düşük maliyetli silah olan Psikolojik Harbi prensiplerini uygulayarak ulaşırlar..
Milli Güç Unsurları yetersiz olan Yunanistan, 18YY.'dan itibaren bu muharebe şeklini en iyi uygulayan ve iyi neticeler alan bir ülke konumundadır. Bir şekilde terörün odağı  olduğu kabul gören ve fakat dünya gücünden çeşitli nedenlerle destek alan ülkeler veya ülke olma yolunda vaat de bulunularak tuzağa düşürülen toplumlar da bu sistemden beslenerek hedeflerine yönelirler. “Dünya devi , prensip olarak devlet kurulması için değil, kurulu devletleri parçalanması ve yok edilmesi adına mücadelesini sürdürmektedir..”
Zamanında Çin settin den Adriyatik denizine kadar olan geniş coğrafyada hükümranlık süren Türk devletleri , güçlü olmanın  getirdiği güven nedeniyle , yapısına ters gelen , amiyane tabirle kalleşçe, kaypakça ve akıl almaz dolaplarla uygulanan bu harekat şekline,  20 YY. sonlarına kadar itibar etmediği görülür.. ..
Ancak 1990’lı yılların sonlarına doğru konunun hassasiyeti Genel Kurmay Başkanlığınca tespit edilmiş, müteakiben teşkil edilen Psikolojik Harp Dairesine bağlı birimler kurulmuştur.. Silahlı Kuvvetlerimiz  Psikolojik Harekat faaliyetlerini, ülkemizin önem arz eden bölgelerinde ne hikmetse yalnız bırakılan bir kurum olarak sürdürmektedir..

Çağımızın en geçerli harekat şekli ile (Psikolojik Harp) ile ilgili kursa katılanlar olarak öğrenmiş olduğumuz harp prensipleri , önümüze çıkan sorunlarla masaya yatırılarak düşmanın hamlelerini bertaraf ettiğimiz bilinmelidir. İcra edilen kurs ve oradan öğrendiklerimizle kimleri nasıl kazandığımıza bir kaç örnek vermemi istersiniz diye düşünüyorum.

Şahsımla ilgili vereceğim örneklerde  , kutsal görevini özveri ile yapan Silahlı Kuvvetlerin el emeği, göz nuru vardır.. Bunu da açıklamaktan gurur duymakla birlikte , esas görevi olanların görevlerini yapmanın burukluğunu yaşadığımızı da belirtmeden geçemeyeceğim..

Türkiye’nin en ücra köşelerinde yokluklar içersinde hayatı idame ettirmek, bölgede tabii afetlere ve benzeri  olaylara maruz kalındığında ilk müdahaleyi yapmak, mahrumiyeti yaşamak , geriden gelenlere ilkelliği yaşatmamanın yollarını tespit etmek, maalesef yalnız bırakılan Türk Silahlı Kuvvetlerin omuzlarına bindirilmiştir....

Türk Ulusunun çıkarları adına müştereken (topyekun) yapıldığında başarılı olacak harekatın , (Psikolojik /Asimetrik Harp) askerin üzerine yıkılması dikkat çekici ve manidardır..
 Zamanında kaybettiğimiz insanımızı kazanmak için , mücadelemizi Milli Güç Unsurlarının tamamıyla sürdürmemiz gerekirken, yine yalnız ve desteksiz bırakılan Türk Silahlı Kuvvetleri devrededir!. Asli görevi bilinen TSK’ in yıpratılması, ancak düşmanların hedeflerine ulaşmasını kolaylaştırır..

Görevi; Ülkeyi iç ve dış güçlere karşı korumak ve kollamak olan Türk Silahlı Kuvvetlerimiz acaba neden , Kürt,Türk,Çerkez,Laz vb. ayrımı yapmadan insanlara yaklaşıp dertlerine derman olacakların görevlerini yapmak durumunda bırakılmaktadır ?

Tarif etmeye çalıştığım böylesine ürpertici ortamda, bizleri ayakta tutan ve verilen savaşta başarılı olmamızı sağlayan tek şey Türkiye aşığı oluşumuzdur ..Bu düşünceyle mücadelemiz, Türk insanını kazanmak adına fedakarca yerine getirilmektedir

Gelenek ve göreneklerimize ters düşen Psikolojik Harp’in en başta gelen  zorluğu , hedef
kitleyi (dost- düşman) kazanabilmek için sabırlı olunması ve zamana ihtiyaç göstermesidir..
Ülkemizde kaybedilmiş insanların nasıl kazanıldığını ve bölgelerde elektriği, suyu,yolu,insan ve hayvanlarının sağlığı, okulların onarımı, ,asker eşlerinden öğretmenlik yapacakların görevlendirilmesi ile benzeri her türlü ihtiyacın kim tarafından karşılandığını ,siz değerli halkımızın bilmesinde çok büyük yararlar vardır..

Eğer yurttaşlarımızı bu gerçeklerle buluşturamaz ve tek yumruk halinde hedefe kilitleyemezsek , arzu etmediğimiz bölünme ve peşi sıra gelecek olan yok edilme gerçekleşmiş olacaktır..

O nedenle bilmemiz gereken husus ; bu harekat şekli ile kaybedilmiş değerlerin yalnız bırakılmış TSK ile kazanılamayacağına inanmak olmalıdır …

Şimdi gelelim esas görevi olanların cephesine.. Ülkemizde MGK diye çok önemli bir kurum mevcuttur.1982 anayasasının 117 maddesi, milli güvenliğin sağlanmasından, silahlı kuvvetlerin yurt savunmasına hazırlanmasından, TBMM’ye karşı Bakanlar Kurulunu sorumlu tutmuştur..Bakanlar Kurulunun , Milli Güvenlik politikasının uygulanması ve bu politikaya karşı içeride ve dışarıda ortaya çıkan engellemelere karşı tedbirler almak görev ve yetkisi vardır..

Hiç unutmamak gerekir ki, Milli Güvenlik Kurulunun yapısı; her ülkenin coğrafyası, jeopolitik ve stratejik durumu , anayasal düzeni , sosyal yapısına bağlı olarak değişiklik gösterir..
Bu şartlar çerçevesinde Türkiye’yi değerlendirdiğimizde en kapsamlı MGK’ in , bizim ülkemizde olması gerektiği gerçeği ortaya çıkar..

Ülkemizde Milli Güvenlik Konseptinin ilk defa 1961 anayasası ile oluşturulduğu yanılgısı içersindeyiz diye değerlendiriyorum..Ülkeler, bir şekilde aynı anlama gelen değişik terimlerle mutlaka bu teşkilatı kurmuşlardır....İleriyi gören Ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk tarafından 1933 yılında “yüksek müdafaa meclisi” kurulmuş ve 74 yıldır da bu günkü adıyla yani , MGK .olarak faaliyetlerini sürdürmektedir.

Ama dikkat edilirse dış güçler, maksadı belli olan kuruluşumuzu etkisizleştirmek, görev yapamaz hale getirmek için, muazzam bir gayret gösteriyorlar..
Sanki bu kurum yalnız Türkiye’de varmışçasına…
Şimdi değişik adlarda aynı görevi yapan diğer ülkelere bir bakalım:

ABD’de “Milli Güvenlik Konseyi” , Almanya’da “Federal Güvenlik Konseyi” , Fransa’da “Milli Savunma Konseyi”, Kanada’da “Özel Konsey”, Rusya’da “Ulusal Güvenlik Konseyi”,Yunanistan’da “Dış İşleri ve Savunma Konseyi” vb.

O halde böylesine önem arz eden bir kuruluşu, neden ülkemizde etkinleştirmemek adına bu kadar mücadele edildiğinin cevabı belirleniyordur sanırım..
Ancak , anlaşılamayan nedenlerle , MGK.’da enteresan değişiklikler yapılmıştır.. Önce MGK. Genel Sekreterliğine ilk kez bir sivil atanmış, daha sonra da Türkiye’nin milli çıkarlarını savunmak için tesis edilen Psikolojik Harekat birimini de içinde bulunduran  "Toplumla İlişkiler Başkanlığı” da kaldırılarak etkin görev yapamayan bir MGK yaratılmıştır..

Cumhur Başkanının Başkanlık ettiği böylesine önemli bir kurumun aldığı kararların tavsiye niteliğinde olduğunu da buna eklediğinizde , elzem olan savaş ve müdahale kararlarının bir şekilde kulak arkası edilebileceğini düşünebilir ve üzerimizde oynanan tehlikeli oyunları görme imkanını bulursunuz..

Dünyanın gözünde üstün Devlet adamlığının yanı sıra Muhteşem Komutanlık vasıflarıyla da anılan Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün konuya yaklaşımını umarım merak edersiniz?

İleriyi görüşü , icraatçı kişiliği , bitmek bilmeyen öğrenme isteğiyle , dünya üzerinde yeni uygulanmaya başlanan her türlü harekat şeklini çok iyi bilen Psikolojik Harekatın da inceliklerine vakıftır..Ve Kurtuluş Savaşının her safhasında uygulamış ve Türk halkını, bir bütün halinde hedefe kilitleyerek akıllara durgunluk veren başarılara imza atmıştır..

Yüz sene sonrasını görebilen deha insan Mustafa Kemal Atatürk, daha Harp Okulunda okuduğu yıllarda , bazı gerçekleri görmekteydi.. Okuduğu yıllarda başta ABD ve İngiltere olmak üzere çoğu Dünya ülkelerinin, Türkiye ve benzeri bazı stratejik konumdaki ülkeleri , bu harekat kurallarıyla içten yıkmayı kafalarına koyduğunu dile getiriyordu.

Bu nedenle de her türlü savaş teknik ve taktiklerini öğrenen Atatürk, 24 Nisan 1920 tarihinde toplanan TBMM gizli oturumunda İngilizlerin , gerçeklere dayanmayan , tamamen düzmece , yalan haberlerden oluşan temalarla Türklerin aldatıldığını dile getiriyordu.. Birlik ve beraberlik içinde olunduğu takdirde millete İstiklal temin edilebileceğinin sözünü veriyordu..

Şimdiki tespit meselenin cevap anahtarı niteliğindedir..
Akıl almaz dolapların döndürüldüğü bu dönemde yalnız başına bırakılan Türk Silahlı Kuvvetleri ile Psikolojik Harekatta başarılı olunması düşünülemez..

Buradan alınacak ders nedir derseniz?
Psikolojik harekattan en az zayiat ve hasarla çıkabilmek için  , ülkenin tüm hayati kurumlarıyla birlikte bilinçli hareket edilmesi gerekmektedir..

Yine dikkat edilirse, günün savaşı haline gelen Psikolojik Harbin doktrini ; ülkenin önemli kurumlarıyla (sivil- asker) müştereken yapıldığında başarılı olunacağı üzerine monte edilmiştir.. Şimdi sizleri, Akşam gazetesi yazarı Sayın Güler Kömürcü’ nün bu konudaki çarpıcı tespitleri ile baş başa bırakıyorum.

“Şimdi... Nerede bizim ‘milli toplum mühendislerimiz, nerede milli aklın güvenliğinden sorumlu psikolojik savaş uzmanlarımız?

Türkiye’de bazı yarı aydınlarımızın kahramanı Graham Fuller ve Brezinski bize karşı servis veren önemli ‘psikolojik harekat uzmanlarından’ birkaçıdır. Peki bizim bu adamların en azından medyamıza yaptıkları servisi çözecek milli toplum mühendislerimiz kimlerdir? (Bu son 3 paragrafı geçen yıl kaleme aldım ve yaklaşık 14 aydır sorunun çözümü adına değişen tek bir –adım– atılmadı)” G.K.

Atalarımızın büyük özverili mücadeleler sonunda elde ettiği bu güzel vatan da dönen dolapları iyi değerlendirme gereği vardır.. Ülkenin kıymetini, tarihini ve ayakta kalabilmesi için verilen savaşları bilenlerin çoğalması gereği vardır.. Bilinçli olarak geri bırakılan Türk toplumunun uyandırılması gereği vardır..
Mukaddes ocakta gururla görev yapan Türk Silahlı Kuvvetlerini yıpratıp görev yapamaz hale getirmek ancak düşmanın hedefidir..
Can alıcı coğrafyada bulunan bir ülkenin silahlı gücünün  cansiperane gayretlerini görmezden gelmek, yıpratmaya çalışmak Türk insanının  gücünü kırmaktadır..
"Her Türk Asker Doğar"kavramı  ülkemizle özdeşleşmiştir. Hakikaten askerin başarı ile yerine getirdiği bütün görevlerde Türk insanının büyük desteği olmuştur ve olmaya devam edecektir.. Kaypakça yapılan bu harekat şekliyle kim ne kadar Türk milletini ve onun bağrından çıkan askerimizi yıpratmaya devam ederse etsin , yaşam içersinde eskiden olduğu gibi yaptıklarının mutlaka hesabını verecektir..
Bundan kimsenin şüphesi olmamalıdır..
Dostlarımdan, güncelliği ve önemi tartışılmaz olan bu konuda o kadar kayda değer öneriler alıyorum ki , onların gösterdiği ışıktan aydınlanarak ve önemli olan bu savaş prensiplerinden istifade ile üzerimizde oynanan oyunları aşağıda toplamaya çalışma imkanı buluyorum..
Türkiye Cumhuriyeti, yakın tarihimizde bir taraftan acımasızca Küresel Güç ülkelerinin baskılarına maruz kalmaktadır..Bir de buna İçimizdekilerin hainlikleri eklenince ülkemiz tarihinin en büyük Psikolojik Harekatı ile karşı karşıya kalmaktadır..

Toplumu bilgilendiren medyanın büyük bir kısmı tamamen ele geçirilmiştir.
Programların sık izlendiğini gösteren şifre çözücüler ülkenin ücra köşelerine yerleştirilerek , halk bilgi kirliliği ile baş başa bırakılmıştır....

Bu yöntemle; Ülkenin en önemli sorunları unutturularak Dünya’nın en seviyesiz programları televizyonda en çok seyredilen saatlerde yayınlanmış ve toplumun ruhsal ve fiziksel değerleri yok edilmiştir.Örf ve adetlerimiz unutturularak adeta insanımız uyuşturulmuştur.

Nasıl mı? Ahlaksızca işlenen magazin yayınlarıyla, mafyalaşmış futbol maçlarına olan tutkuyla , abuk sabuk diziler ve magazin ağırlıklı ahlaki değerlerin hiçe sayıldığı yarışma programları ile halkın gerçekleri öğrenmesi engellenmiştir, tabii ki.

Yeri geldiğinde çıkarları doğrultusunda ülkenin tüm nimetlerinden istifade edip , işine gelmediği zaman yan çizenlerin yaşadığı bir Türkiye’deyiz.., ..

Türk ve derin tarihi hakkında yalan yanlış kalem kullananların (!), ülkesini sever görünüp düşmanla iş birliği yapanların bulunduğu bir Türkiye’deyiz..
Bütün olumsuzluklara rağmen , bizimle birlikte yaşayıp arkamızdan vuranlara ve mukaddes ülkemizi yönettiğini sananlara düşüncelerimi siz dostlarla paylaşmama fırsatı verdikleri nedeniyle istemeyerekte olsa teşekkür ediyorum..

Zihniyet çirkinliklerinin yaşandığı bu günlerde, maalesef kahrolarak, hayretler içinde kalarak hayatı idame ettirmeye çalışıyoruz....
Ruhumuzu karartan acı yaşam reçetesinin , birlik ve beraberlikle telafi edileceğine  yürekten inanıyorum..
Bağımsız ve huzurlu yaşamamız adına kanlar dökülerek , canlar verilerek bizlere emanet edilen kutsal toprakları korumalıyız.. Miras bırakılan bütün değerleri, Dünya milletlerinin iftiharla dile getirdiği tarihi gerçekleri her fırsatta savunacağına inandığım Türk insanı ile gönülden paylaşıyorum..

Sonuç olarak , düşüncelerimi paylaşan tüm dostlarıma , uzun yıllar kader birliği yaptığım kutsal ocaktaki silah arkadaşlarıma en içten sevgi ve saygılarımla. 24.Mart 2008 İzmir
.
Fevzi MORAY
E.P.KD.ALB. 24.Mart 2008 İzmir