Pazar, Aralık 01, 2024

 

 Birinci bölümde "Atatürk Döneminde Eğitim: Şahlanıştan Gerilemeye Uzanan Süreç" başlığı ile  eğitim ve öğretim kurumunun  kimler tarafından geriletildiğiyle ilgili çarpıcı tespitleri sizlerle buluşturmuştum

“TÜRKİYE, BİR ZAMANLAR KÖY ENSTİTÜLERİYLE KIRSALI KALKINDIRAN ÜLKEYDİ!”
İkinci(2) Bölüm

Bu  bölümde ise  Eğitim Sektörünün karşısında olan çok daha önemli gelişmelerin adı konacaktır. Nedir  o dediğinizi duyar gibiyim. Kısaca söyleyeyim.

Kırsal kesimde yaşayan ve eğitim imkânlarından yoksun olan çocuklara eğitim veren, bu öğrencileri hem akademik hem de tarımsal ve teknik konularda yetiştirerek köylere öğretmen olarak geri dönmelerini sağlayan   Köy Enstitülerinin  küresel çetenin baskılarıyla  neden,  1956 yılında KAPATILDIĞINI  tekrar hatırlamak ve hatırlatmak gerektiğini bilmek hakkımızdır diye düşünüyorum.

Köy Enstitüleri’nin  kapatılma  gerekçelerine  şimdi göz atabiliriz.

1950'de Demokrat Parti'nin (DP) iktidara gelmesiyle birlikte Köy Enstitüleri’nin kapatılma sürecine hız verildi.

Enstitülerin kapatılmasıyla ilgili gerekçeler arasında, Türkiye’de bulunan  köy enstitülerinin "SOLCU" ya da "KOMÜNİST" düşüncelerin merkezi haline geldiğine dair suçlamalar dile getiriliyordu!

Kimlerin direktifiyle!?

Küresel Batının tabii ki!

Önemi nedeniyle konuyu biraz açalım!.

Yıl, 1952’yi gösterirken,  Türk Ulusunun üzerinde  oynanan  oyunların fitili NATO’ya  girişle  birlikte  ateşleniyordu!

NATO demişken NATO’ya giriş şartlarından  bahsetmezsek  olmaz.

Unutmayınız  yıl : 1952!  Küresel Batının  öne sürdüğü şartlar çok ilginç ve düşündürücü!
1-NATO’ya girmek istiyorsan  önce Kore’de savaşacaksın!  “Mealen; bu savaşta  silahlı kuvvetlerinizi insan deposu olarak kullanacağım!”

2-Türkiye’de Dini Eğitim ve Din devletine dönüşüm şartı getirilecektir!

Çünkü dönemin yeni hükümeti (DP) , enstitülerin eğitim ve öğretim anlayışını, küresel batı ile ortak olan  siyasi politikalarına  uyumsuz  görüyordu!

“Neden ACABA!”
Ünlem koyduğum deyimi   biraz açayım.


Köy Enstitüleri'nin amacı, kırsal kesimde eğitim ve kalkınmayı artırmak olsa da, toprak ağaları ( Adnan Menderes başta olmak üzere !) ve muhafazakâr çevreler  bu kurumun köylüleri bilinçlendireceğini  ve bu bilinçlenmenin köylüleri kendilerine karşı harekete geçirebileceğini düşünerek  enstitülerin varlığından rahatsızlık duyuyorlardı!

Yani mealen,  küresel çeteyle aynı dil ve düşüncede birlik halinde hareket edeceklerini beyan ediyorlardı.

Günümüzde ise  yukarıdaki  görüşü destekleyen   profesör  unvanlı  Bülent Arı,  21 Mart 2016 tarihinde Aktif Haber’de bakınız, nasıl bir açıklama yapıyor!?

Açıklamasında “Okuma Oranı Arttıkça Beni Hafakanlar Basıyor. Türkiye’nin Geleceği İçin Cahil Nesillerin Gerektiğini  Ve Daha Yararlı Olacağını”   dile getiriyordu!
Bu görüşüyle; medeniyetin kapılarını açan  Eğitim Enstitüleri’nden nefret ettiğini  televizyonlardan gözümüzün içine bakarak  söylüyordu!
21YY’da  bu görüşüyle  Prof. Dr. Bülent Arı, kamuoyunun çok büyük tepkisine neden olmuştur.
Eğitim ve öğretim camiasının yüceliğine  yakışmayacak suçlamalarına karşı aldığı cezalar,  akıl durduracak, hayal kırıklığı yaşatacak türdendir.
Bu tartışmalı ifadelerinden sonra Arı, görev yaptığı Sabahattin Zaim Üniversitesi’nden istifa etmiş ve ceza alacağı yerde  adeta ödüllendirilerek  eğitim kurumunun beyni olan YÖK’ün  Denetleme Kurulu Üyeliği'ne atanmıştır.

Anılan kişinin vukuatları bununla da sınırlı değildi. Konumuz  “ Türkiye’de Eğitim Sistemi” olunca  bu  kişinin şahsi suçlarını merak edenler arama motorundan  geniş kapsamlı bilgi alabilirler.
Ancak kısaca belirtmek gerekirse, Bülent Arı'nın akademik kariyerinin yanı sıra,  pek çok yüz kızartıcı şahsi olaylarla da  ilişkilendirildiğini  bilmenizi isterim. İkinci (2) bölümün sonu…Devam edecektir.
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE.


Değerli büyüklerim ve kıymetli okurlarım, ülkede akılcı eğitim ve öğretim sona erdiğinde ne demokrasi kalır ne de Atatürk’ün büyük uğraşlarla bize emanet ettiği tüm ilkeler!

 

Sessiz ve tepkisiz kalmanın sonuçlarını  aklımdan bile geçirmek istemiyorum, inanın bana.

Bu konuda , geniş kapsamlı yayınlarımı birkaç bölümde sunmak istiyorum.

Gerçekleri buluşturacağım  her  bölüm, büyük bir titizlikle çalışılarak sizlere sunulacaktır.

"Ne mutlu Türk’üm diyene!"

 

"ATATÜRK DÖNEMİNDE EĞİTİM: ŞAHLANIŞTAN GERİLEMEYE UZANAN SÜREÇ"   Birinci bölüm.                                     

   “Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, başarı için en hakiki yol gösterici, ilimdir, fendir. İlim ve fen dışında yol gösterici aramak gaflettir, cehalettir, doğru yoldan sapmaktır.” Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk. 

Bu söz  22 Eylül 1924 tarihinde Samsun'da yapılan bir öğretmenler toplantısında bizzat  Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından söylenmiştir.  Genellikle onun eğitim ve bilime verdiği önemi vurgulayan bir ifade olarak ta tarihe geçmiştir.

 Aynı zamanda bu söz, Atatürk’ün, AKLI  esas alan bir medeniyet anlayışına bakış açısını gösteriyor.  Şimdi,  yıllardır içimizi  kanatan bir yara olan Öğretmenler Günü ve Eğitim Sistemi’nin dününe  ve günümüzdeki  uygulama esaslarına göz atma zamanıdır, diye değerlendiriyorum.

                                                           xxxx   

  Türkiye, Bir Zamanlar Köy Enstitüleriyle Kırsalı Kalkındıran Ülkeydi!”                                       

 Son yıllarda Türkiye'de eğitim sisteminin tarikatların etkisi altına girdiği ve bilimsel temellerden uzaklaşarak daha geleneksel uygulamalara yöneldiği yönünde eleştiriler artmıştır.

Bu durum, Laik Eğitim anlayışının zayıfladığı ve eğitimin dinselleştiği endişelerini beraberinde getirmiştir.

Türkiye’de Eğitim örgütümüzün  içinin, nasıl ve kimler tarafından boşaltıldığını  görmemiz için, aşağıda önemsediğim  konuların sonuçlarına   maddeler  halinde   kısaca açıklık getirmeye çalışayım.

 

Tarikatların Eğitimdeki Rolü: Önemlidir,  Bilinmeli   Ve Üzerinde Durulmalıdır!

 

Eğitim İş Sendikası Kemalpaşa Temsilciliği Başkanı Salih Topuk, 2022 yılının Aralık ayında medya kronik adlı haber sitesinde Türkiye'de eğitim sistemi içinde yer alan tarikatların çocuk istismarına  neden olduğunu belirtiyor!

Milli Eğitim Bakanlığı'nın bu tarikatlarla yaptığı anlaşmaların çocukların güvenliğini tehlikeye attığını da vurguluyor!​​

 

Laiklik ve Eğitim:

 

Ayrıca Eğitim İş Genel Başkanı Kadem Özbay  ise,  18 Aralık 2023 tarihinde  Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in Meclis Genel Kurulu'nda  Laiklik  karşıtı sözlerine  tepki gösteriyor!  

 

Prof. Dr. Esergül Balcı ise AK Parti iktidarının 2002'den itibaren din ağırlıklı eğitim politikası izlediğini, ancak 2007'ye kadar bunun belirgin olmadığını belirtiyor!

 

Balcı  sözlerine devamla , eğitim sisteminin bilimsellikten uzaklaştığını ve bu durumun Türkiye'nin Laik ve Bilimsel Eğitim anlayışından sapmaya işaret ettiğini söylüyor!​​

 

Eğitimde Dinselleşme Eleştirileri:

 

Eğitim politikası alanında uzmanlığıyla da  tanınan Prof. Dr. Esergül Balcı, 2018 yılında "Eğitimde Tarikat ve Medrese Gerçeği" başlıklı bir araştırma yayımlamıştır. Bu araştırmada, Türkiye'de tarikat ve cemaatlerin eğitim sistemindeki etkileri ortaya konulmuştur. Rapora göre, Türkiye'de 2.6 milyon kişinin bir tarikatla organik bağı bulunmaktadır. ​​

 

Yine Prof. Dr. Balcı, yaptığı araştırmanın sonuçlarını kamuoyuyla paylaşırken, devletin eğitimden kademe kademe çekildiğini ve bazı bölgelerde okulların kapatıldığını açıklıyor.  

Bu durumun, yoksulluk ve sahipsizlik nedeniyle ailelerin çocuklarını tarikatlara teslim etmesine yol açtığını  önemle ifade ediyor.  Ayrıca, bu çocukların her türlü istismara açık olduğunu ve bu durumun terör kadar ciddi bir ulusal güvenlik sorunu teşkil ettiğini kamuoyuna vurguluyor!

Yine Prof. Dr. Balcı, "Eğitimde Tarikat ve Medrese Gerçeği" başlığıyla  yayımladığı  araştırmada İstanbul'da 445 tarikat ve kolunun medrese ya da Kuran kursu adı altında binlerce çocuğa eğitim verdiğini,  bu çocukların bir kısmının okul çağında bile olmadığını tespit ettiklerini de belirtiyor!

Yayımlanan   araştırmada, taşrada durumun daha vahim olduğunu, devletin eğitimden çekilmesiyle bazı bölgelerde okulların kapatıldığını  ve  yoksulluk nedeniyle ailelerin çocuklarını tarikatlara teslim ettiğine vurgu yapıyor. 

Yine Prof. Dr. Balcı, konunun hassasiyetine dayanarak  bu çocukların hangi amaçla ve nasıl kullanılacağının meçhul olduğunu ve bu durumun terör kadar ciddi bir ulusal güvenlik sorunu ve her türlü istismara açık olduklarını belirtmiştir. Birinci bölümün sonu..

 

Pazar, Nisan 21, 2024

İtalya’da Tezini Savunan Genç Bir Konuşmacının Uluslararası MUN Konferansındaki Başarısı”

  

     OĞUZ YERLİ  

 İtalya’da Tezini Savunan Genç Bir Konuşmacının  Uluslararası MUN Konferansındaki Başarısı”

Değerli  büyüklerim ve sevgili okurlarım, torunum Oğuz Yerlinin  İtalya/ Milano’da  ve Türkiye’de İstanbul Robert Kolej’de gerçekleşen  Mun konferansındaki başarısına  geçmeden önce  sizleri biraz geçmişe  götürmek istiyorum. 

Zorluklarla  geçen   meslek yaşamımda   kendi çocuklarıma  destek  olamamıştım!

 Askerlik mesleği ; vatan sevgisinin aileden ön planda tutulduğu, baba hasretiyle büyüyen çocuklarımızın   babalık  görevlerinin anneleri tarafından yerine getirildiği kutsal bir  görevdi, çünkü!  

 Asker çocuklarının  anaları  bu görevi   - babalarını  aratmayacak fedakarlıklar göstererek  - başarıyla  yerine getirmişti,  o zamanlar!

1999 yılında  yaş haddinden emekli olmuştum… O günden buyana   geçen   25 yılda  teknoloji dünyası – yabancısı olduğum ve  kavramakta zorluk çektiğim  – çok büyük gelişmelere sahne oluyordu. 

“öğrenmenin yaşı   yoktur “  düşüncesiyle o  dönemde beni eğitenlerin başında – daha henüz altı, yedi yaşında olan  - sevgili torunum geliyordu.  

Daha sonra ise  iş hayatının  yoğunluğu nedeniyle aktif görevde olan oğlumdan, kızımdan   ve  damadımdan  da  çok büyük  destek görüyordum.

Onlara  kazandırdıklarımın  yanı sıra, bu  birliktelikten çok şey öğrendiğimi de buradan belirtmek isterim. 

Bundan dolayıdır ki,  Onlarla  hem övünüyor hem de   onur duyuyorum. 

                                                                      ***

Bundan sonraki satırlar, İtalya/ Milano’da  ve ülkemizde İstanbul Robert Kolej’de  dört gün süreyle yapılan Mun Konferansı’nın  ne olduğunun, ne maksatla yapıldığının   ve nasıl icra edildiğiyle ilgili  açıklamalarla devam edecektir.   

 

MUN  “Model United Nations”  (Model Birleşmiş Milletler) : 

 Adı geçen Eğitim/Öğretim   sektöründe    Lise ve üniversiteli genç zihinlere,   okuyup araştırma  ve dünya meseleleriyle ilgilenme imkanı  sunuluyor. Aynı zamanda   uluslararası ilişkiler konularında da ortak akıl yürütme kazanımları  sağlanıyor.

Konunun daha bir anlaşılması için,   önce  farklı milletlerin öğrencileri  bir araya gelerek küreselleşme ve çok uluslu diplomasi konularında bilinçleniyor ve  geçerli olan  İngilizce lisanıyla sunum yapmaları sağlanıyor.   

Bu iş için seçilen  öğrenciler, Mun konferans formatıyla Güvenlik Konseyi, Genel Kurul, Ekonomik ve Sosyal Konsey, UNİCEF, İnsan Hakları Konseylerinde Birleşmiş Milletler delegesi rolünü üstleniyorlar.  Komitelerde ele aldıkları güncel meselelerle ilgili  takım çalışması yapmaları , zamanın yönetilmesi , liderlik  niteliklerinin geliştirilmesi  hedefleniyor. 

Yine  bu çalışmada araştırma ve yazma yöntemleri gibi akademik ve sosyal becerilerinin güçlendirilmesi amaçlanıyor.  Konferanslar boyunca farklı bakış açıları ile tanışan ve empati yeteneklerini geliştiren öğrenciler program sonunda  katılım sertifikalarını alıyorlar…

 Benim torunum da İstanbul/ Avcılar/   Isparta Kulede faaliyet gösteren Fevziye Mektepleri Vakfında  (FMV)  lise birinci sınıf (9) öğrencisidir.   2023 yılının  sonunda  anılan konferans için seçilenlerden biridir. 

Torunumu daha yakından tanımak isteyenler,  ÖNCEVATAN ve  YENİÇAĞRI Gazetelerinde  zamanında yayınlanan  aşağıdaki erişimden    ulaşabilirler.

Fevzi Moray: CUMHURİYET BAYRAMINI TORUNUMUN KATKILARIYLA ALGILAMAK BİR BAŞKA GÜZEL!  - Önce Vatan Gazetesi | Günlük Ulusal Gazete - Önce Vatan Gazetesi (oncevatan.com.tr)

21- 24 Mart 2024 tarihinde dört gün süreyle İtalya/ Milano’da verilen konferans da  tezini savunan bir konuşmacı olarak  öne çıkmayı başarmıştır.

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE



Salı, Ocak 09, 2024

 

                                        Türkiye Patlamanın Eşiğinde, yazan Ahmet Altan... 

12 Haziran 2007 tarihinde 2:36 pm tarihinde LE MONDE Gazetesinde yayınlandı, 12 Haziran 2007 2:36 pm tarihinde değiştirildi |  Zamanı4 dakikalık okuma

Türkiye büyük bir final maçına doğru gidiyor. Bu durum, korkulduğu gibi, bir ırk veya din çatışmasından kaynaklanmamaktadır. Ülke daha temel ve tehlikeli bir bölünme ile delik deşik olmuş durumda.

Birinci gurup: Bugün bir yanda bir eve girmeden ayakkabılarını çıkaran büyük bir insan kitlesi, başını örten kadınlar, kızlar son derece baskıcı kurallara maruz kalırken kafelere giden erkekler, evleri çıplak ampullerle aydınlatılan, popüler şarkı ile arabesk arasında müzikten zevk alan insanlar, belki de hiç kitap okumamış, hiç dans etmemiş, eşleriyle hiç restorana gitmemiş, hiç tiyatroya gitmemiş, çok az eğitim almış ve güçlü dini duygulara sahip erkekler.

İkinci gurup: Öte yandan, İstanbul'daki prestijli Robert Kolej'de okuyan, düğünlerde veya partilerde dans eden, sinemaya giden, bazen kitap okuyan, oldukça iyi bir eğitim seviyesine sahip, poptan klasiğe uzanan müzik zevklerine sahip olanlar da var. 

Belli bir zevkle dekore edilmiş evler ve başını örtmeyen kadınlar. Bunlar, kızlarının bir erkekle çıkmasına izin vermeyen, ancak bu olduğunda başlarını çeviren insanlardır. Tanrı'ya inanırlar ama nadiren dua ederler, karışık partilerde alkol içerler, basını takip ederler, talk show'ları izlerler ve aşağı yukarı Batı standartlarına göre yaşarlar.

Bu iki grubun yaşam tarzları birbirine hiç benzemiyor. Kilise müziği, dini ikonografi ve İncil'den uyarlanan hikayeler gibi unsurların beyazperdeye bile uyarlandığı Batı'nın aksine, Türkiye'de onları birleştirebilecek ortak bir kültürel zemin yok. Yaşamları, zevkleri ve inançları tamamen farklıdır. Ve hatta düşmanca.

Birinci grup Cumhuriyet yıllarında hor görülmüş, itibarsızlaştırılmış, kötü muamele görmüştür. Şimdi, sayısal olarak büyük, kendisini siyasi olarak örgütledi ve tüm seçimleri kazanacak siyasi güce sahip. Ancak Batı'nın bazı kriterlerini kabul ederek iktidara gelecek, bu yüzden demokratik değerleri sahiplenmeye ve Batı ile ilişkilerini geliştirmeye çalışıyor.

İkinci grup azınlıktır ve Batı'nın siyasi kurallarına saygı gösterirlerse asla iktidara gelmeyeceklerini bildikleri için yavaş yavaş Batı'nın demokratik değerlerine düşman hale gelmektedirler.

Ordu bu kültürel parçalanmada önemli bir rol oynamaktadır. Kendisine düşman olan ikinci grupla işbirliği yapan birinci gruptan çocuklardan oluşur. Bir anlamda, ordu kendi köklerine ihanet ediyor.

Cumhurbaşkanlığı seçimleri her iki tarafın da niyetlerini ortaya çıkardı ve çatışmalarının ne kadar şiddetli olduğunu ortaya koydu. Ordu tarafından desteklenen ikinci grup daha fazla seçim istemiyor. Ve her geçen gün, olası bir darbe söylentileri artıyor. Yine bir cuntadan söz ediliyor. Peki bir darbe durumunda ne olur?

Yaşam tarzı Batılı yaşam tarzına yakın olan ikinci grup, ordunun desteğiyle iktidara gelecek, ancak Batı'nınkini kaybedecek. Avrupa askeri darbeye karşı kararlı bir şekilde konuşacak. ABD, Kuzey Irak ve bir bütün olarak Orta Doğu'daki politikalarına destek karşılığında bir darbeyi kabul edebilirdi. Ancak Irak'ı "demokrasi" getirmek istediğini iddia ederek işgal eden bir ülke, dünyaya ve kendi halkına Türkiye'de bir askeri darbeyi desteklediğini açıklamakta zorlanacaktır. Bu nedenle, isteseler de istemeseler de bir darbeye karşı çıkmak zorunda kalacaklar. 

Peki, Batı'dan fon alan ve ordusu Batı'nın sağladığı silahlarla donatılmış olan bu ülke, Batı'yla bağlarını koparmak zorunda kalırsa ne yapacak?

Türkiye bir darbe yaşarsa, dünya daha önce hiç yaşanmamış bir olguya tanık olacak: 

Türkiye, Rusya ve İran ile ortaklık kurmaya çalışacak. 

Bu iki ülkeden silah, enerji ve finansman elde edecek. Rusya ve İran'dan gelen doğalgaz, petrol ve nükleer enerji, kısa bir süre için de olsa Türkiye'nin başını suyun üstünde tutmaya yetecektir. 

Ve Rusya, Türkiye ve İran'dan oluşan bir blokun küresel dengeyi değiştirmesi kaçınılmazdır. Orta Doğu'nun kontrolünü tamamen ele geçirecek. Avrupa'yı kendi küçük kıtasının sınırları içine hapsedecektir. Kafkasya'yı, Afganistan'ı ve Pakistan'ı yörüngesine çekecek. Müslüman dünyasıyla yakın ilişkiler kuracak. 

Hatta Çin'e bir ortaklık teklif edebilecek. Bu yeni blok hatırı sayılır bir askeri, mali ve enerji gücüne sahip olacak. Türk çatlağı böylece küresel bir kırılmaya yol açacaktır.

Eğer bir üçüncü dünya savaşı çıkacak olursa, bu yarıktan çıkabileceğini düşünüyorum. 

Bu senaryonun Türkiye'de karşı karşıya gelen iki taraf tarafından incelenmesini istiyorum. Emperyal mirası hem ihtişamlı hem de acınası olan ve Türkiye'yi kendi alanının dışına itmeye çalışan bir ülkeye davranan Avrupa tarafından, Türkiye'ye yönelik politikasında ikili oyun oynayarak en akıllı oyunu oynadığını düşünen Amerika tarafından.

Türkiye'de ufukta beliren kanlı çatışmanın tüm dünyayı ateşe vermesi sandığınız kadar uzak bir ihtimal değil. Birinci Dünya Savaşı iki tabanca atışıyla çıkmıştı. 

 

Salı, Ağustos 01, 2023

ERCAN ERTÜRETEN

Ercan Ertüreten bey, Kemal Kılıçdaroğlu hakkında -söylediklerime katılmamakla - hem çizginizi belli  ediyor  hem de -kuyruk acınız varmışcasına - tartışmayı benim üzerimden körüklüyorsunuz!  Esas agresif yaklaşım sizden kaynaklanıyor! 

 Sosyal Paylaşım Sitelerine gönderdiğim  yorum ve yazılarımı, İfade usullerini bilerek ve riayet ederek gerçekleştiriyorum. . 

 “Bu güne kadar yaptığım yazı ve yorumlardan şikayetçi olan  site yetkilisi olmadı.” 

Askerin nefes aldığı bu güzide sitede yaptığım yorumu, sözlerimin muhatabı olan ve saygı duyduğum değerli Hasan Peker GÜNAL Paşam beğeni butonuna basarak beni doğrulamakla kalmadı aynı zamanda gururlandırdı da! Sizin olaya sorumlu edasıyla müdahil olmanıza bir anlam veremedim. 

Gizliden gizliye şahsımı eleştireceğinize önce yorumumu bir kez daha okuyunuz derim! . 

 Sitenin sorumlusu edasıyla gürleyerek, sitenin kurucusu olan ve sorumluluğunu da yüklenen değerli Haluk Ergünt ve Caner Eren kardeşlerimin de görevlerine müdahale ediyorsunuz! 

                                                                                          *** 

Ercan bey söz açılmışken  yaşattığınız başka  üzücü olaya  geçelim şimdi. 

 Bu yıl içinde, sorumlusu olduğunuz bir sitede – bilerek veya bilmeyerek(!) - beni rencide eden olayı unutmuş değilim!. 

 Bu vesileyle -daha yakından tanınmanız açısından- olayın cereyan tarzını dost ve silah arkadaşlarım bilmek isterler, diye düşünüyorum! 

 OLAYIN CEREYAN TARZI: 

 Silahlı kuvvetlere emek verenlerin birlikte olduğu bir sitede adımı kullanarak yorum yapan bir SAHTEKARI güzide sitemizde  sizin  onurlandırdığınızı  bilsinler isterim! 

 İçler acısı, yürekler parçalayan uygulamanızı, ileti adresime yazdığınız üstünkörü ÖZÜRLE geçiştiremezsiniz!? 

 Gerçekleşen üzüntü verici olayın en canlı şahidi,  Selimiye Askeri Okulu (SAO ) birlikteliğine çok büyük emekleri geçmiş ve geçen değerli büyüğüm İ. Bora Büyüköner’dir. 

 YAPILAN HAKSIZLIĞI UNUTMAM, UNUTTURMAM BEN! 
 Fevzi Moray 
VATANSEVER…

Salı, Nisan 05, 2022

Fevzi MORAY : POLİÇE NO: 76081229   – Hasar dosya No: 20202200220                                 

                                 RAY SİGORTA   GENEL MÜDÜRLÜĞÜNE

1999 yılında Albaylıktan emekli olduktan sonra  silahı kalem olan  bir  müşteriniz olarak sizlerle çalışmaktan mutsuzum.    

25 Ocak 2022 tarihinde  sizin adınıza görev yapan ekspertiz Demet hanım ( (05419574262)  beni  arayarak  dosyanın hazırlanması  için isteklerini sıraladı. Kendisine hasar dosyasının teşekkülünde  her türlü kolaylık  sağlanmasına rağmen -  işten ayrıldığı için - hasar dosyasının (2)  iki ay süreyle  bekletildiği  ve RAY sigorta genel müdürlüğüne gönderilmediği   anlaşılmıştır.

Oysaki ben  bir zamanlar,  sizler sıcak odalarınızdan işlerinizi rahat ve huzur içerisinde yapasınız  diye yurdun  en ücra köşelerinde  vatanımı korumak pahasına ölümü göze alarak   görev yapmıştım!.                                                                                           

 Peki siz ne yaptınız? 

Detaylı bir araştırma yapmadan  en kolay yolu seçerek  size 2,5  ay geç gönderilen HASAR DOSYASINA  bir çırpıda “ talebinize konu zarar  sigorta şartları gereği “ teminat dışı ”kalmıştır  kararı verdiniz.  Bu mudur müşteriye yaklaşımınız? Teessüf ederim sizlere!

 Halbuki  Ekspertiz Demet hanımın bilgilerini  vermekten  çekinen acente sorumlusu Cebrail beye,  bari  “hasarın  reddine  sebep  olan hususları bildirir misiniz?” diye sorduğumda aldığım aşağıdaki cevapla  hayal kırıklığım katlandı!

[30/3 14:27] Sigorta Ray Cebrail: Merhaba Fevzi bey,

Eksper ile detaylı olarak  görüştüm hasar Red nedeni: Taş duvarın uygun evsaf ta yapılmadığı, Direnaj ve güçlendirmenin olmadı Yığma taş duvar olduğu, (Hasarın Sigorta konularına giren , Herhangi bir sel zararı olmadığı, Yer kayması, veya Depreme bağlı ) olmadığından Red verildiği, Asıl nedenin duvarın zayıf olmasından dolayı toprağın yaptığı baskıya dayanamayarak kendiliğin den yıkıldığı ,bununda Duvarın yapım hatasından izolasyon kusurundan ve duvarın yıpranmasından, zamanla yükü taşıyamamasın’ dan , yıkılmanın kaynaklandığını , Sayılan nedenlerden sigorta kapsamına girmediğini  bundan dolayı ödemenin red verildiğini belirtti.14:27                          

 

“O HALDE BİZ MÜŞTERİLER  OLARAK SİZLERE NEDEN KASKO YAPTIRIYORUZ, AÇIKLAR MISINIZ?”

Aynı tarihte  hasara maruz kalan  yan komşum  Ecevit Akkuş’un yıkılan duvarları için Çorlu /Tekirdağ  ANADOLU  sigortadan   acente sorumlusu  Avni bey  (05425175288)  tarafından  ev sahibi Ecevit Akkuş’a  12.206 TL  ödeme yapıldığını üzülerek öğrendim.

Bana gelince “teminat dışıdır” derken  hiç mi vicdanınız sızlamadı ?  

 

TEMİNAT DIŞI söyleminizi çürütmek   için Duvarların yaptırılmasında kullandığımız  Duvarcı Cemil usta  hakkında  kısa bir hatırlatma yapmam  gerekiyor.

“Sarıgerme Sari villa sitesi, bazı inşaat firmalarının özellikle kış aylarında çalışmayı göze alamadığı  yüksek ve sarp  bir bölgede  konuşludur. Bölgeye çıkış için kullanılan patika  yol,  kış şartlarında araçların seyrini  zorlaştırmaktadır. Yıllar önce sitede 2. başkan iken çalışmalarından memnun kaldığım   Cemil usta,  nazımız geçen  bir kişidir ! . Yani  “vur deyince öldürmeyecek” kadar  insaflı biridir. Bu nedenle  bizler için hasar onarım  bedelini  -malzeme masraflarıyla- sınırlı  tutmaktadır. Bu felakette hasarın  bedeli,  malzeme ve işçilik dahil olmak üzere   9000:00TL  iken  cemil usta onarım bedelini  5000 TL  ile ( yalnız malzeme  masrafı ) sınırlı tutmuştur.” 

Şimdi de sizlere güven duygusunu henüz yitirmemiş biri olarak uygulamalarınızla (!) müşteride infial uyandıran  önemli bir başka konuyu daha açıklamalıyım.

Acente sorumlusu Cebrail beyle üç yıl evvel yapılan görüşmenin sonunda poliçeye ilave edilen maddeyi bir kez daha gözden geçirmenizi tavsiye ederim.

Üç senedir  tavsiye üzerine Sarıgerme/ Ortaca/ Muğla’daki yazlığımın kaskosunu RAY sigortaya yaptırıyorum. Bu olaya kadar sigorta şirketinizden  memnun kaldığımı  belirtmeliyim. Ancak 2019 yılında acente yetkilisi Cebrail Yapıcıyla ( 05057681799) yapılan  anlaşmada poliçeye -ileride hasar tespitinde  ve ödemede bir sıkıntı yaşanmaması için- aşağıdaki şıkkın  ilave edilmesinde   mutabık kaldık.

 

 Poliçeye ilave edilen: 

b) “Bahçe  ve çevre duvarları istinat duvarları, rıhtımlar, teraslar, iskeleler, çeşmeler,  bina dışındaki heykeller, sarnıç ve havuzlar gibi şeyler sigorta bedelinin kapsamı içindedir”                                                      

 

Çünkü bu  husus  poliçede ibraz edilmezse  sigorta şirketleri  tespit edilen  hasarı ödemiyorlardı! Her yıl bölgede  olağanüstü  yağış olduğundan  yollar ve  bazı istinat duvarlarında hasar oluşmaktaydı.  Ancak bu maddenin  sigorta poliçesine   ilave  edilmesiyle sigorta şirketlerince hasarın ödenmesi sağlanmıştır.

 

Ayrıca Cebrail beyin  sizlerle temas kurarak gösterdiği gayretleri inkar edersem  hakkını yemiş olurum. Bu nedenle   sizlere  aşağıda sunduğu  ikinci ve son   teklife neden sessiz kaldınız , söyler misiniz? ! 

 

[30/3 14:27] Sigorta Ray Cebrail: Şimdi benim son  yapacağım işlem kaldı şirkete Her ne kadar raporda red verilsede daimi müşterimiz 3 yıldır sigorta yaptırıyor, Müşterimiz mağdur olmasın Ex grase yani hatır ödemesi yapalım,diye önemle Rica da bulundum.Oradan akşama kadar cevap gelecek ve durum sonuçlanacak. Sondurumu size bildireceğim Saygılarımla

En kısa zamanda 

 

REFERANSIM  :                   

Fevzi MORAY                                                                                                                                                      EMEKLİ P.KD.ALBAY-

Gazeteler:    www.oncevatan.com, www.yenicagri.com.tr ,  

CEP TEL: 05324500148