Pazartesi, Mayıs 27, 2013

NİLGÜN  BELGÜN HANIM SİZDE Mİ?????
YAZIKLAR OLSUN!
Sevgili dostlarım ve kahraman silah arkadaşlarım, yine geç te olsa birlikteyiz. Gün olmuyor ki bir başka rezaletle, iç acıtıcı eylem ve söylemlerle karşılaşmayalım.
Şimdi   yine aklınca askeri yıpratmaya odaklanmış bir hanımdan bahsedeceğim sizlere. Adı   Nilgün  Belgün. İyi kötü icraatlarıyla(!)kendini tanırsınız .Umarım daha yakından tanımak istersiniz  zat-ı şahaneyi …
 20 Mayıs 2013 tarihinde   TV.-8’in  “aramızda kalsın”  programına konuk oldu. Hani askerlere bel altı vurmak şu günlerde  moda ya , o da bunu fırsat bilip vurdu abalıya.. ‘Asker eşlerine’, bir bayana  hiç yakışmayan hakaretamiz bir ifade kullandı. Ne mi söyledi?
Mealen kullandığı  ifade ye bir bakar mısınız?
-“Ben bu yaşıma rağmen çalışmaya devam ediyorum,  Albay karıları(!) gibi yan gelip yatmıyorum”  Bir bayana kesinlikle yakıştıramadığım   argovari ve daha da önemlisi medeni hukukumuzda – tabii  medeni bir tarafı kaldıysa--  adı hakaret olarak adlandırılan   ifadesini  şiddetle kınıyorum. Çirkin söylemi  umarım(!) programı  dikkatle izleyenleri sukutu hayale uğratmıştır.
Benim ise en önemli görevim;  siz gerçekleri bilmeye özlem duyan  değerli dostlarımla  önemli gördüğüm hususları –asker  ve eşlerini  tahkir edici ve aşağılayıcı söylemi - paylaşmaktır.  Olay karşısında ne yaptınız diye sorarsanız hemen arz edeyim. Önce ilgili kanala   anında telefon ederek ‘zatı şahanenin’ ve ‘programı yönetenlerin’ uyarılmasını istedim. Ne  gezer ertesi gün tek bir dokundurma  dahi olmadı. Buradan da anlaşılıyor ki ülkemizin ne kadar hayati kurumu varsa yerle yeksan olmuş. Kimi kime şikayet edeceksiniz bilemedim.
Talihsiz söylemin  dürüst  ve  hata  yapanı anında  ikaz edebilecek vasıfta olduğunu bildiğim Sacit  Aslan beyin  dikkatinden nasıl kaçtığına  üzülmedim dersem yalan olur.
Ancak Sayın Sacit Aslan bey sözünün eri ve olayların takipçisi olarak beni son derece rahatlatan aşağıdaki cevabını  hiç geciktirmeden vermiş,  olan sevgi ve saygılarımı zirveye taşımıştır. . Kendilerine buradan tekrar  teşekkür ediyorum..

-Merhaba Sacit bey kardeşim. Sizi takdirle izliyorum. Ancak 20 Mayıs 2013 tarihinde "aramızda kalsın" yayınında Nilgün hanımın sizin de gözünüzden kaçan ve fakat biz TSK mensuplarını derinden yaralayan bir ifadesini i sizinle paylaşmak istedim. Kaleme aldıklarımı dikkate alacağınızı ve neticeyi bir şekilde benimle ve kamu oyuyla paylaşacağınızı gönülden diliyorum.
Fevzi Moray
E.P.KD ALBAY

·         Bugün
SACİT ASLAN Sn.Fevzi Moray, 8 aydır haftada 5 gün sabahın köründe 2 saat canlı yayın program yapıyorum, takdir edersinizki sabah saat 05.00 ten itibaren ayaktayım ve bu yoğun temponun sonucu olacak, zaman zaman dikkatim dağılıyor, belirttiğiniz gibi, bu cümle şık olmamış ve benim gerçekten dikkatimden kaçmış, dolayısıyla ben bu talihsiz cümle için kendi adıma ve Nilgün hn adına sizden özür diliyorum. Saygılarımla

Fevzi Moray
Çok değerli kardeşim Sacit Aslan beyefendi sizden bekleneni anında gerçekleştirdiğiniz için gözümde o kadar yücelttiniz ki kelimeler kifayetsiz kalır. Yayınla ilgili yoğun çalışmalarınız nedeniyle sıkıntılarınızı yerinde buluyor ve Açık kalpli tutumunuz için size hak veriyorum. Bu nedenlerle size teşekkürlerimi sunuyorum. Anılan hanımdan gelecek cevap benim için son derece önemlidir. En derin sevgi ve saygılarımla.. Fevzi Moray

Sevgili dostlarım gerçekleşen ve beni ve haksız yere itham edilen duyarlı insanları ziyadesiyle rahatsız eden bu olay karşısında öncelikle naçizane şahsi düşüncem; “yaşamın; seri ve afaki   konuşan  insanların bir çuval inciri  berbat ettiğine  dair örneklerle dolu olduğu idi. O nedenledir ki,  esas üzerinde durduğum husus bu bayanın hakaret içeren ifadeyi bilerek mi yaptığıydı. Soruma  en açık cevabı sayın Sacit  Aslan bey bir gün sonra yani, 21 Mayıs 2013 tarihinde aynı kanalın aynı programında vermesiydi. Üzerine basarcasına yaptığı açıklamayı  takdirlerinize sunarım.
--Benim tanıdığım  Nilgün Belgün hanım, bilmeden ve düşünmeden konuşmaz.S.A 
Sözün bittiği yerdir bu açıklama..
Yani demek istiyorum ki, bir yerlerden destek görmeden bu tarz eylem ve söylemlerde bulunmak her baba  yiğidin harcı olamaz.
Şimdi,   askerliği ve fedakar  ve  cefakar  eşlerimizi uzun uzadıya anlatarak siz sevgili dostlarımı zamanınızı almak istemem. Ancak bu hususta kaleme aldığım yazımı   aşağıdaki  yazı ekinden okumanızı salık veririm.       
Suçu işleyene ve suçu görmezden gelenlere  yazımın ve eklerinin tamamı gönderilmiştir.
Sonuç olarak  ülkenin bel kemiği olan peygamber ocağının cengaver Mehmetçik  kavramını hiçbir Allah’ın kulu  bölüp, parçalayamaz , hele hele  hafızalardan zinhar silemez.
 Buna cesaret  edenlerin  alacakları cevap , kahramanlıklarla dolu  tarihimizin  okumamaktan küllenmiş sayfalarında mevcuttur. Açıp okusunlar derim…
 “ Bu ülkede Ordu- Millet  bir bütündür , millet asker, askerse millettir o kadar…Ve bu gücü hiçbir kuvvet sarsamaz , hele ortadan kaldırmaya cesaret dahi edemez.” 25 Mayıs 2013-İzmir
Fevzi Moray
                                            *****                                        YAZININ EKİDİR

                      Bayan Nilgün Belgün’e  UYARIMDIR!..
Nilgün Belgün , küçümsediğiniz , hakir gördüğünüz ve rencide etme cesaretini kendinizde bulduğunuz , adeta alay konusu yaptığınız asker eşlerini şimdi öğrenecek ve haddinizi bileceksiniz efendim. ..
                                                                       ****
Öncelikle biliniz ki, Türkiye Cumhuriyet’inde asker  ve asker  eşi  olmak en kutsal görevi yerine getirmek demektir. Unutmayın ‘Ordu-Millet' ilkesine göre  siz de askersiniz.  Yoksa  şu sıralar  bazıları gibi ( topçu vb)  kendinizi Türk olmaktan soyutluyor musunuz? 
Açıkçası , siz kimsiniz, neye hizmet ediyorsunuz  bilmek isteriz?.

Korkmayın itiraf edince  suçlanmayacaksınız. Belki taltif bile edilirsiniz.

Şimdi öze dönelim  değil mi efendim.. Öncelikle vereceğim örnekler Türk Silahlı Kuvvetlerinin  (Asker, eş ve çocukları) yaşadığı gerçeklerdir..
Yaşanmadan elde edilecek bir haslet değildir konu ettiğiniz ,  'Albay karısı!' olmak Nilgün hanım.

O beğenmediğiniz  ve neler yaşadıklarını , ne badireler atlattıklarını bilmediğiniz  eşlerimizin memleketi ,Türkiye Cumhuriyetinin  her  köşesidir.
Türkiye’nin en ücra köşelerinde hayatı idame ettirmek, mahrumiyeti yaşamak, geriden gelenlere  ilkelliği  yaşatmamanın  yollarını tespit etmek ve hayata geçirmek  için desteğini esirgememektir  asker  eşi  olmak.

Mesleğimiz; vatan sevgisinin  aileden ön planda tutulduğunu,   baba hasretiyle büyüyen çocuklarımızın babalık görevlerinin de   o  hakaret ettiğiniz eşlerimiz tarafından yerine getirildiğini , sakın unutmayınız !

Sizler büyük şehirlerde eksiksiz öğretmenlerle  mükemmel  tedrisat görürken , utanmadan alay konusu yaptığınız eşlerimizin,   derme çatma okullarda öğretmen yokluğunda  öğretmenlik  yaptığını bilir misiniz?..

Türk silahlı kuvvetlerinde Albay  ve eşi  olmak kolay mıdır  hanımefendi?
Hele ki albay eşi olmak var ya; sizin küçümser yaklaşımınızı  ezer de geçer.  O nedenle haddinizi bileceksiniz , bilmem anlatabildim mi?  O  zihninizde aşağıladığınız  ve fakat  o gün tek cümleyle özetlediğiniz  asker eşleri;  tıpkı istiklal savaşında  Halide Edip Adıvar (Halide Onbaşı) gibi cansiperane  mücadele verenlerdir..

Siz  bilir misiniz  , iki tayinin  bir yangın olduğunu ?Albay olana kadar en az on tayin gören  bir asker  eşinin ailesine verdiği katkıyı siz tahayyül bile edemezsiniz.

Emrimize  verilmiş binlerce  askerin içinde iki kişi de benim öz evladımdı.  Eşlerimizle birlikte  hiç birini askerlerimizden ayrı tutmadığımızı  bilir misiniz siz?!.
Sık sık gördüğümüz tayinden dolayı   kızımın  annesine  serzenişini  kafanıza nakşediniz olur mu?
Çocuklarımızın yıllardır bizlerden  saklayıp  anneleriyle paylaştıklarını  duyunca bu vesileyle  konusu 'asker eşleri' olan bir kitap yazarsınız İnşallah! Şahsileştirmek durumunda kaldığım yazımda bakınız kızım  tayinlerle ilgili olarak annesine neler söylüyor..


 -“Anne, ben burada yeni arkadaşlar edindim okulumu, öğretmenlerimi  çok seviyorum. Yoksa  yine tayinimiz mi çıkacak? ”
Bendeniz  ancak  emekli olduğum 1999 yılından sonra duymuştum eşimin benden saklamaya çalıştığı  kızımın  o sessiz çığlığını…
Yine  devlet memurlarının terör nedeniyle gitmekten çekindiği, öğrenim seviyesi itibarıyla  lisenin dahi  bulunmadığı, Türkiye’nin en ücra köşelerinde  biz askerler  ve eşlerimiz  görev yaparken,  yine kızım , İstanbul’da okumak durumunda kalınca , bizlerin anne ve babaları olarak hangi ruh halini yaşadığımızı düşünebiliyor musun? Ancak mektuplaşarak irtibat kurabildiğim  kızım, mektubunun bir yerinde:
 “ Canım babam, terör belasının yüksek yoğunlukta yaşandığı bir dönemde , hayatı idame ettirme güçlükleri nedeniyle insanların  istifa edip gitmediği,  yoğun savaşların verildiği bölgeye, hiç tereddüt etmeden gittin. Bu nedenle seninle iftihar ediyorum.
Bende burada anne ve baba hasreti çekmek pahasına da olsa ,sizleri mahcup etmeden var gücümle çalışıp başarılı olacağımın sözünü veriyorum”  ifadesi beni ve sizin küçümsediğiniz  eşlerimizi    hayata bağlamakla kalmamış, aynı zamanda  var olan gücümüze  güç katmıştır.
Sizin  sarf ettiğiniz  hakaretamiz  ifadeye  bu  sözler umarım  tokat gibi  cevap olmuştur.
Saygılarımızı kazanmanız dileğiyle..
Fevzi MORAY                                                               
E.  P. .KD. ALBAY


Pazar, Mart 31, 2013

(........)ASIL OLAN TÜRKLÜK OLUNCA! F.MORAY





(........)ASIL OLAN TÜRKLÜK OLUNCA! F.MORAY
Değerli dostlarım  ve kahraman silah arkadaşlarım, bizlere yaşatılan acı verici sıkıntılara  bakılırsa stres altıda olmamak mümkün  görülmüyor.  Hapishanelerde  Ergenekon, Balyoz ve benzeri  düzmece  kurgularla suçsuz yere yattığı bilinen  değerlerimizi  düşündükçe bedensel  ve ruhsal sıkıntıları yaşamak da mukadderatımız  oluyor. Bu nedenle önemli gördüğüm etkinliklere katılamadığım  için  beni  bağışlayınız. Gözünü daldan,  budaktan esirgemeyen  sağlıklı dostlarımın  yürekten girişimlerini  günbegün takip ettiğimi ve her daim gönülden desteklediğimi  bilesiniz istedim bu gün…
Malum nedenlerle (!) sık olmasa  bile  beni yazmaya sevk eden  çok hayati değerde konular oluyor. İşte bu gün o günlerden biridir. 
“Türklüğün, Atatürkçülüğün sorgulanmaya, daha da ileri gidilerek yok  edilmeye  başlanması olmuştur bu gün yazmama esas sebep. Hem de içimizdeki kadir bilmezler tarafından..Türk olmayı içine sindiremeyenler  su yüzüne bu dönemde çıkmış ve hiçbir sakınca görmeden  “ben Türk değilim” diyebilmişlerdir.
Yine  Türkiye  Cumhuriyeti devletini temsil eden   bayrağımızın  “Misak-ı Milli” hudutlarımız içinde olan Diyarbakır ilimizde  yok sayıldığı, Kürtleri temsil eden  sözde PKK  çaputlarının ise aynı ilde   ellerde taşındığı günleri de gördük. Pes Vallahi pes!..
Dışımızdaki ecnebilerin kendilerine nasip olmayan  Atatürk ve önderliğinde verilen milli mücadeleyi  buruk bir gururla sahiplendiğini  anlatmakla geçiyor  ömrümüz. O nedenle aşağıdaki klibi öncelikle seyretmenizi isterim. 
                                                              
                                                                           ***
Değerli vatansever dostlarım, şimdi beni hem duygulandıran ve hem de içimi burkan  esas konuya   geçebilirim.
Sayın Mustafa Mutlu'nun 06 Mart 2013 tarihinde Ürdün Kralı Abdullah'a yazdığı mektup kısa süre önce  ileti adresime düştü.  

Sayın Mutlu’nun aşağıdaki yazısını  zamanınız varsa   okumanızı tavsiye ederim.

Ürdün Kralı Abdullah’ın, Anıtkabirde göz yaşı dökerek Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı demokratik açıdan eleştirmesine Başbakan yardımcısı Arınç’ın aşağıdaki ifadesi son derece manidar  ve talihsiz bir beyan olmuştur.  
"Bu adamın, böyle söyleyeceğini Anıtkabir'deki gözyaşlarından anlamıştım...."

 Zülfü-yâre dokunduğu ve kurumaya yüz tutmuş yaralarımı kanattığı için siz değerli dostlarımı  önemli gördüğüm bu konuda aydınlatmam farz olmuştur.

Şimdi ülkemiz üzerinde oynanan  tehlikeli oyunları sizlerin engin görüşlerinize sunacağım. . Malumunuz kökü   Osmanlı hanedanlığına dayanan  Ürdün Kralı Abdullah ülkemize gelmiş,  Atamızın Anıtkabir'deki mozolesine çelenk koymuş,  saygı duruşunda bulunmuş ve çok daha önemlisi göz yaşlarını tutamamıştır.  Bu konuyu dile getirmemin önemli bir nedeni vardır. Zira Kral Abdullah  annem tarafından uzaktan  akrabam olurlar. Kendileri, tarihini  iyi bilen  , Atatürk’ün önderliğinde yapılan fedakarlıkları, verilen mücadeleleri  ve alınan  akılcı kararları çok iyi değerlendiren bir şahsiyettir. Böyle  olduğunu da Anıtkabir'i  ziyaretiyle zaten kanıtlamıştır. Tıpkı yukarıya taşıdığım Macaristan ileri gelenlerinin  Ülkemizin  kurtarıcısı Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk  ve dava arkadaşları   hakkında dile getirdikleri gibi..                                                                                                                    
Anlatacaklarımı ilgiyle karşılayacağınızı biliyorum.  Yine biliyorum ki 'bilgi sahibi olunmadan fikir sahibi de olunmuyor.'
Kral Abdullah, vefalı ve gerçek bir Osmanlı evladı olup  aynı zamanda  merhume kraliçe Zeyn’in torunu ve kral Hüseyin’in de en büyük oğludur.  

Kral Abdullah’in Anıtkabir'de Ulu Önderimiz  Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün huzurunda göz yaşlarını tutamamasına başka anlamlar yüklemek en başta Osmanlı geçmişine ihanet etmek demektir. Kral Abdullah'in yaptığı ; o muhteşem Anıtın  başında   Türkiye Cumhuriyetini yoktan var eden Ulu Önderimiz  Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve onun silah arkadaşlarının büyüklüğünü göz yaşlarıyla süslemesi olmuştur. Gerçek budur ve gerisi teferruattır.  
En derin sevgi ve saygılarım;  gerçekleri bilip,  hakikatleri   öğrenmek isteyenlerle paylaşanlaradır.   31 Mart 2013- İzmir
Fevzi Moray        






Çarşamba, Mart 20, 2013

MUHALEFET MİLLET VEKİLLERİNEDİR SÖZÜM.



Değerli Muhalefet millet vekilleri ve bir elin parmaklarından az kalan  sevgili gazeteci yazarlar.
24 OCAK  2013 Perşembe günü saat 1430’da Narlıdere Atatürk Kültür merkezinde yapılan  demokrasi paneline  iştirak etmiştim.
Bu  etkinlikte ümitlenmiş  , heyecanlanmıştım.  Beni   tanıdığınızı  bilmek  istiyorum.  Çünkü bu güne kadar kaleme aldıklarımı sizlerle bir şekilde  paylaşmak en asli görevim olmuştu. İktidar partisinin ileri gelenleri  önerilerime  duyarlılık gösterip  kısa da olsa  cevap veriyorlar. Ancak   sizlere gönderdiklerim sanki suya yazılıyor. Hayrettir ki; tık yoktur  siz muhalefet millet vekillerinden. Nedenini sorduğumda verilen cevaplar  çok ilgi çekicidir..

" Bizlere günde binlerce  ileti geliyor, o nedenle yetişemiyoruz."
Eh yani  bir de iktidar olursanız   vay halimize. Bu yazıyı kaleme alıp  paylaşmamın  üzerinden bir ay geçmesine rağmen bir tek  muhalefet partisine ait millet vekilinden telefon gelmiştir.  O da nasıl mı? İlginizi  çekeceğinden kısaca  anlatmam gerekiyor. 

 Mustafa Moroğlu'dan cevap alamayınca aşağıdaki  iletiyi   danışmanı olan  Sayın Evin KARACA'ya gönderdim.

"Değerli Evin hanım, size Mustafa beye iletilmek üzere önemli gördüğüm bir ileti attım.. Ancak şahsımı  göz ardı ettiğiniz  anlaşılıyor. "Önce kiminle dans ettiğinizi iyi bileceksiniz.."Kaldı ki size şahsımla ilgili  referans da verdim. Oyalanacak, savsaklanacak bir kişi olmadığımı lütfen anlayınız.. Hani milletvekillerini sözde bir seçiyoruz ya!!!!!!!! O edenle yazdıklarıma cevap beklemek en tabii hakkımızdır değil mi hanımefendi?..Öz geçmişimi yineliyor ve en kısa zamanda bana bilgi vermenizi bekliyorum.Güvenimizi kazanmanız dileğiyle. F.MORAY
Kırmızı  ile belirttiğim tümceyi yazmasaydım  malum nedenlerden(!) dolayı inanın   Sayın Moroğlu' dan  telefon gelmeyecekti. Bu sayede cevap vermesini sağladığım için  kendimi halkla ilişkiler uzmanı olmuş kabul ediyorum..

Sayın Moroğlu ile  telefon görüşmesi  :  

12 Şubat 2013  saat 10:09 e CHP İzmir millet vekili Mustafa Moroğlu’nun sekreteri Evin KARACA tarafından  03124206080 numaralı telefondan arandım.  Millet vekili  ile 01: 41 dakika görüştüm.Danışmanı olan  Evin hanıma sarf ettiğim  "siz kiminle dans ediyorsunuz?" ibaresinin pek yakışık almadığını belirterek söze başladı ve müteakiben de aşağıdaki yazdıklarımı dikkate alacağını ve kurulda diğer millet vekilleriyle paylaşacağını belirtti.
Şimdi esas konumuza geçebiliriz..
Sevgili muhalefet partisi millet vekilleri, günümüzde   alçakça yapılan  bu mücadelenin  adı Psikolojik harp/ Asimetrik savaştır. Bu savaşın silahı ise kırılası kalemlerdir , insanın kafasını allak bullak eden medya etkinliğidir, sinemadır, televizyondur.  Konu televizyon denen uyuşturucu olunca  bu yıl yapılan yetenek sizsiniz yarışmasının birincisi  Atalay Demirci'nin bir röportajda dile getirdikleri  üzerimizde oynanan oyunlara mükemmel bir örnek  teşkil eder sanırım..
"Biz televizyonu okuyor , kitabı seyrediyoruz."

Bir ümittir diye yine  yazmaya devam edeceğim sizlere sayın millet vekilleri. 
Ulu Önderim Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün   kurduğu ve  zamanında bu ülkenin kalkınmasına kendini adamış bir  partinin fedakar bekçisi olduğumu özellikle biliniz isterim. 
Sizlere oy veren ve fakat verdiğine pişman olan bizler zannetmeyin ki çantada kekliğiz. Artık elimizdeki kalemle  gerçek habere susamış vatan evlatlarını uyandırıyoruz. O nedenle  lütfen aklınızı başınıza alınız efendiler!
Zira, kurtuluş savaşı  ile tarih sayfalarını onurlandıran  ve  tüm aleme  olumlu yönde emsal teşkil eden,  tarihi  çok zengin, şerefli  bir Türkiye vardır dünya  coğrafyasında.. 

Aşağıdaki  önemli isteğim,  önümüzde olacak  seçimlerden  önce yerine getirilmezse artık kimseye oyum yoktur benim ve  benim gibi nice uyandırılmış  vatanseverlerin.

"Unutmayın ki, geçersiz oylar  cılız bir muhalefet , daha güçlü  bir İktidar (AKP) demektir  bu sistem ile gidildiğinde SEÇİME!"  

 Ancak son 11 yılda gerçekleşen  ne kadar seçim ve referandum yapıldıysa   önce seçimlere  sarılıp heyecanlanıyoruz , sevinç ve ümit doluyoruz ve fakat seçimlerin bitiminden asgari 20 dakika sonra  televizyon ekranlarından  sonuçlar  açıklandıkça   verilen emeklerin karşılıksız kaldığını  ve  hayal kırıklığı yaşadığımızı ,  bilin içindir bu yazdıklarım. Şimdilerde , o  mahşer kalabalığı   oluşturan  Tuncay Özkanlar(!)  da olmayacağına  göre  elimizi şakağımıza götürmek durumundayız değil mi efendiler? 

Ben; Okuyan, düşünen ve  bozuk sistemin değişmesi için yıllardır kafa yoran  , Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün   kurduğu Laik, Demokratik ve sosyal hukuk devletinden ( Cumhuriyet rejimi ) beslenen   Türkiye Cumhuriyeti  vatandaşıyım. . 
   
Hayal kırıklığı yaşadığım üç seçim ile ilgili olarak sizlere  zamanında  naçizane  hüzün ve endişe  dolu fikirlerimi  yazmıştım. Sizlerden  ses gelmediği nedeniyle tarih maalesef aleyhimize tecelli etmiştir. Amerika'nın   bilgisayarlı seçim hilesi olarak  tarihe geçen   ve şu sıralar yalnız Türkiye tarafından  uygulanan “ SEÇSİS”  sistemiyle ilgili endişemi bir kağıda yazıp,zamanında  Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun   Narlıdere AKM 'de daha henüz CHP lideri olmadan önce yaptığı  söyleşide kendisine iletmiştim.  Ne dese beğenirsiniz? Verdiği  aşağıdaki cevap,  çok manidar ve  bir o kadar da tehlikelerle doludur..
“Sandıklara hakim olunursa İzmir'deki seçim neticeleri neyse Türkiye bazında da  aynı netice alınır..”

“UNUTULMASIN Kİ İZMİR TÜRKİYE DEĞİLDİR.” 

Bu sözüme lütfen önem veriniz efendiler. Ben yıllarca  ülkeme  , yurdun her yöresinde uzun yıllar   hizmet veren emekli Albayım. Yöre halkını çok iyi tanırım. Oralarda seçimlerin nasıl despotça yapıldığını,  eskilerde ağaların, şimdilerde ise teröristlerin halkı nasıl baskı altına alarak  seçimlerin seyrine  yön verdiğine yakinen şahit  olmuş biriyim. 

Yine  unutmayınız ki  bizlere, siz liderlerin  (Demireller, Ecevitler, Türkeşler, Çillerler ve benzerleri)    - isimlerini  ezberletenler  kan emici emperyalistler olmuştur. Demek istediğim şudur.  Ülkemizde iktidarın ve muhalefetin liderlerini Küresel  devin belirlediğini  artık sağır sultan bile anlamaya başlamıştır. 
Siz millet vekillerinin kim olacağını da bu  Oligarşik ! Düzende  başınızdaki Parti  liderleri  belirliyor. Var mı itirazınız efendiler. 
Bu uygulamanın demokrasiyle uzaktan yakından bir ilgisi var mıdır?
                                                      **
Özellikle belirtmeliyim ki;  Amerika'nın tuzaklarla dolu - BİLGİSAYARLI SEÇSİS-  tuzağını değiştirmediğiniz takdirde inanınız ki, iktidar olma şansınız hiç olmayacaktır..
Bu çarpık seçim sistemiyle seçime gidildiğinde  AKP  iktidarının   tekrar en az % 60 ile  başa  geçeceğinden sakın şüpheniz olmasın.  Söylediklerimi  dikkate  almadığınızda   bilin ki Türk devleti sizlerin katkılarıyla parçalanacaktır.

Bu vebalin altından kalkılamaz.
                                                         ***
Simdi de sözüm ; millet vekillerini ikna edecek ve bir elin  parmaklarından az kalan vatan ve millet sever  'medya mensuplarına' olacaktır.  Zira sizlere son  derece iş düştüğünü belirtmek isterim.. SEÇSİS-  ucubesinin  tehlikeli  tuzaklarla dolu olduğuna dair   sayısız yazılar  kaleme alanlardan olduğumu biliniz.  İleriyi görmek için  de kain olmak  gerekmiyor. 
VATANI SEVMEK ,  TARİHİ VE TARİHİN  TEKERRÜR EDECEĞİNİ BİLMEK YETERLİDİR SANIRIM. ÇOK ZEKİ  OLAN LİDERLERİN ZEKALARINI NASIL KÖTÜ YÖNDE KULLANARAK ÜLKELERİNİ ÇIKMAZA SOKTUĞUYLA DOLUDUR TARİH SAYFALARI..
HOŞÇA KALINIZ EFENDİLER.
Fevzi MORAY

Pazartesi, Ocak 28, 2013


DENİZ KUVVETLERİNE YAPILAN DARBEYE ÖZEL DİKKAT!!!!!!
Sevgili dostlarım ,  son günlerde   yaşadıklarımız ileride aydınlık günlere          kavuşacağımızı mı müjdeliyor  ne? Bu coşkuyla yine dayanamadım ve doktorumun    önerilerini dikkate almayarak, askere ve vatanını seven herkese  reva görülen  dehşet verici hususları ve  son zamanlarda yaşanan  güzellikleri paylaşmaya karar verdim.  Sözün bittiği yerde  olmamıza rağmen ,yazmama  vesile olan en büyük  etken  aşağıdaki  olumlu gelişmelerdir. Söz konusu vatan ve Türk milleti olunca  hastalık  bahanesine sığınmak bizlere  yakışmaz. Bu nedenle  sizleri gerçeklerle buluşturacak gücü  bana veren Allah’ıma şükrediyorum.
                                                   *** 
24 OCAK  2013 Perşembe günü saat 1430’da Narlıdere Atatürk Kültür merkezinde yapılan ve gazeteci yazar Uğur Dündar , Ümit Zileli ile Türkiye Gazeteciler federasyonu genel başkanı Atila Sertel’in katılımıyla   icra edilen demokrasi paneline  gittim.  Bir gün sonra  medyanın düşürüldüğü durumu çok iyi bilmeme rağmen bir ümittir fakirin ekmeği diyerek ,  malum gazeteler! Bu  muhteşem etkinlikten bahsedecek mi diye bekledim.
Ne gezer!..  Bıraktık ön sayfayı ,  iç sayfalarda bile tek bir  cümlelik ibareye  rastlamadım.
Ey  vatanına ihanet içinde bulunan medya mensupları  bu kadar mı  tırsıyorsunuz  diktatörlerin ayak seslerinden!
Gelelim panelde beni ümitlendiren  olumlu gelişmeye . O kadar kalabalık vardı ki,   700 kişilik salona sığmamıştık. Zira tahsis edilen salon   hıncahınç doluydu. Coşkulu  halkın geri dönmesini önlemek adına  yetkililer,  500 kişilik alt salona  da  barkovizyon  kurdu.  Yine izdiham çözülemedi. Dışarıya da aynı sistem kurularak  “ iyi günler göreceğiz çocuklar” sloganını haykıran  2000’e yakın  heyecanlı ve umut dolu insanın  tarihe geçen katılımına imkan verildi.
20 yıldır İzmir’de bulunan bir kardeşiniz olarak  AKM de  böylesine mahşer  bir kalabalığa inanın şahit olmamıştım. Göğsüm kabardı , üzerimize çöken kasvetli sis perdesi kalkmış, hava,  güneşin etkisiyle sanki baharı ve iyi günlerin yakın olduğunu  müjdeliyordu. O nedenle diyorum ki, Allah daima  adam gibi adam  olanın yanındadır. Tarihin hiçbir döneminde zalimlerin, kul hakkı yiyenlerin, kindar olanların , eziyet edenlerin  –Kur-anı Kerim zalimliği kesinlikle kabul etmez- başarıya ulaştığına şahit olmamıştır..
Panelin bitimiyle huzurlu  ve ümit dolu  olarak evimin yolunu tuttum. Aynı gün saat 1700 den itibaren  doktorumun yasakladığı haber kanallarında gezinmeye başladım.  Keşke gezinmez olaydım. Bir de ne göreyim!  TV-8  ‘AKTİF-HABER’ de   Okyanus ötesinden destekli gazeteci Nagehan Alçı ile  adam gibi adam gazeteci  Can Ataklı’yı  kozlarını paylaşırken buldum.
Konu , Donanma komutanı Oramiral  Nusret Güner’in zamansız istifası idi. İktidarın borazanını çalan kadın  yazar!  Bir yerlerden aldığı destekle adeta 40 yıllık asker gibi ileri geri desteksiz atıp tutuyordu. Sevgili kardeşim Can Ataklı ise ,deniz  kuvvetlerimize   Okyanus ötesinden  neden baskı yapıldığını anlatmaya çalışıyordu. Fakat gelin görün ki Nagehan Alçı  denen  iktidarın  önde giden yalakası  ilgi alanının dışındaki konularda dur- durak  bilmeden   ahkam kesiyordu. Ataklı’nın gerçekleri dile getirmeye çalıştığı konuşmasına imkan vermiyor ve  carcar öterek zeytin yağ  gibi su yüzüne çıkmayı başarıyordu.
Merak etmeyin  televizyon kanallarının  satın alınmış  bu müdavimlerini sizlere anlatarak zaman kaybetmeye hiç niyetim yoktur. Onları! Çok iyi biliyorsunuz sizler…
Esas konuya burada bir nokta koyarak dün gece evimde yaşadıklarımı sizlerle paylaşmak istiyorum.  
Son günlerde  ilaçların etkisiyle olsa gerek sık sık  kabuslu rüyalar  görüyorum. Biliyorsunuz silahımı 1999 yılında yastık altına  koydum. O gün bu gün silahım kalemdir benim. Dün akşam ; şu anda okuduklarınızı kaleme alırken o kadar  çok etkilenmişim ki , gece yaşananları  eşim sabah kahvaltıda  anlattığında  kendimden korktum inanın.
(……)Gecenin bir vakti eşim   ben uyurken yüksek sesle bağırdığımı duyuyor ve    yatak odama gelerek  “Fevzi neyin var canım ? Bak içeride  kızın ve torunun yatıyor , şimdi uyanacaklar”  diye uyardığını söylüyordu.  Farkında olmadan verdiğim cevap çok daha ilgi çekici olmuş.
“Bırak rüyamda   bu mahluklara  doyasıya  küfredeyim”
O nedenledir ki,  deşarj olduğum rüyaların  hastasıyım ben…
                                          ***
Esas konuya gelecek olursak, dikkat ederseniz   Medar-ı iftiharımız olan Türk Silahlı Kuvvetleri personeli  son  dört yıldır  yoğun bir şekilde ‘Ergenekon,  Balyoz vb. ’ adlar  altında  sorgusuz sualsiz  tutuklanmaktadır..
Dostlarla   bir araya geldiğimde   “küresel dev, son günlerde neden  özellikle  Deniz Kuvvetleri Komutanlığımızı  yıpratmaya  yoğunlaşmıştır”  sorusuna muhatap oluyorum..  Medyayı tamamen ele geçirerek haber alma  hürriyetimize ambargo koyan  iktidar ,  bilmemiz gereken gerçek haberleri bizlere duyurmamak adına  her türlü engellemeleri  önümüze sürüyor.  O nedenle  azda olsa olayların  bilincinde olmayan  değerli dostlarımın  kafalarında oluşan bu soruyu  kronolojik olarak cevaplamaya  çalışayım.
Umarım burada dile getirdiklerim , Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ ün korkusuz ve uyanık neferlerini daha bir bilinçli kılar..
Önce  ABD. neden TSK’ya   yükleniyor sorusuna  cevap arayalım. Bu hususu öğrendiğimizde  deniz kuvvetlerine neden bu kadar musallat olunduğunu anlamamız kolaylaşacaktır.
Adım adım gidelim...
1- Bill Clinton Mayıs 1997’de “Yeni bir Yüzyıl için Ulusal Güvenlik Stratejisi” adı verilen belgeyi imzalıyor.
Belgenin özü “ABD çıkarlarına dayanan ekonomik milliyetçiliğin”, gerekirse silah gücüyle dünyaya egemen kılınması üzerine bina ediliyor.
Aynı belgede Türkiye ve bulunduğumuz bölge ile ilgili şu cümleler yar alıyor: “...iki yüz milyon varillik petrol rezerviyle Hazar Denizi bölgesi (Türkmenistan, Kazakistan, Özbekistan, Kafkasya, İran, Kuzey Irak, Doğu ve Güneydoğu Anadolu) dünyanın artan enerji talebini karşılamada önemli bir rol oynamaya adaydır... Kendi petrol kaynaklarımız tükeneceğinden bu bölgedeki kaynaklara ulaşmak, ABD’nin yaşamsal çıkarlarından biridir...”
2- Bölgedeki dinamiklerin ve ABD’nin tavrının değiştiğini düşünen Türk Genelkurmay’ı, 1997’de “Milli Askeri Strateji Konseptini (MASK)” değiştiriyor  ve “aktif güvenlik politikası, bölgenin bağımsızlığı, TSK’nın modernize edilerek bağımlı olduğu noktaların tespit ve iyileştirilmesi” gibi dinamiklere farklı bakmaya başlıyor.  Bu değişim aslında “Ortadoğu’da yerleşme” derdini yavaş ortaya  döken ABD’nin ne yapmak istediğini “ilk algılayan yapı” olma özelliğinden kaynaklanıyordu. Kim algılıyor efendim? Tabii ki, TSK .
3- MASK’ın ( Milli Asker Strateji Konsepti) değişmesi ABD’yi herkesten fazla rahatsız ediyor.
ABD, TSK’nın “bölgede barışçıl merkezli bir yapıya sıcak bakmasından ve kararların Brüksel veya Washington yerine Ankara’dan alınmasından” ciddi anlamda rahatsız olmuştur artık.
Yani TSK diyor ki: Artık ben silahımı kendim yapacağım…
Şimdi de  Deniz kuvvetlerinde son dört yılda yaşanan içler acısı eylemlere bir göz atalım..
 1- Ergenekon  soruşturması kapsamında  Taraf gazetesince yapılan bir ihbar üzerine Sualtı Taarruz (SAT) Grup Komutanlığının eğitim alanı olan İstanbul’un Beykoz ilçesinin Poyraz köy mahallinde  yer altına gömülü bulunan silah ve mühimmat!..
2-Yine İrtica ile  Mücadele Eylem Planının altında imzası olduğu iddia edilen Deniz P. Kurmay Albay Dursun Çiçek meselesi..
3- Kuzey Deniz Saha Komutanlığında görevli Deniz  Kurmay Yarbay Ali Tatar’ın , iki amirale yönelik suikast raporu düzenlediği nedeniyle tutuklanması  ve sonra serbest bırakılışı. İkinci kez tutuklanacağını hissedince gururuna yediremeyip intihar etmesi..
26 Şubat 2010  tarihinde  ‘suikast notunun’  Yarbay Ali Tatar'a   ait olmadığı belirlendi. Hiç yok yere  Türk Levent’inin intihar etmesine , Deniz Kuvvetleri camiasının sarsılmasına  ve ailesinin yıkılmasına neden olundu. Bunu reva görenler,  ‘ben Müslüman’ım  diyebilir mi sorarım sizlere?!...
Yaşatılanlar ; vicdan, iman, insanlık, merhamet, hukuk gibi değerleri hiçe sayan EMEVİLERİN yaptıklarını  bile geride bırakacak niteliktedir.. …Yazıktır yazık!...
 Devamla……
5- Rahmi Koç müzesinde yapılan incelemede bulunan mühimmatın , Taraf gazetesince  Ergenekon’la ilişkilendirilmesi..

5- Güney Deniz  Saha Komutanlığında görevli Deniz Kurmay Albay Berk Erdem in intiharının -“İntiharın nedeni Ergenekon mu ?”- şeklinde kamu oyuyla paylaşılarak kafalarda soru işaretleri bırakılması..  

Zira bu intihar , Ergenekon soruşturmasının başlamasından bu yana Deniz Kuvvetleri’nde yaşanan 7’nci intihardır ve son derece manidardır!..

Yukarıda yaşatılan acımasızlıkları  ,  zamanın Sayın Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Eşref Uğur Yiğit bakınız nasıl  boşa çıkarıyor?.

"Biz Komutanlar , Personelimizle Tek Vücut Halindeyiz ve Personelimizin Nefes Alışını Bile Hissederiz"
                                                   ***
Şimdi ise esas konumuz olan  Deniz kuvvetlerine ;  dışımızdaki kan emiciler ile içimizde palazlanan vatansızların  neden musallat olunduğuna  cevap arayalım.
Önce dünyada tüm savaşların yer altı ve yer üstü kaynaklara hakim olmak hırsından çıktığının altını çizmeliyiz..
                                             ***
Malumunuz Karadeniz ülkeleri dışında;  Fransa , Yunanistan ,İtalya , İngiltere ve eski Yugoslavya’nın  halefi olan Sırbistan –Karadağ  taraftır. Ancak  Amerika’nın karşı olduğu ve 1936 yılında imzalanan Montrö (Montreux) Boğazlar Sözleşmesi Ulu önderimiz  Atatürk’ün   eşsiz öngörüsüyle   dönemin şartları içinde ilgili taraflara kabul ettirilmiştir.
Sözleşmeye taraf olmayan Amerika,  bu isteğini antlaşmaya taraf olan Romanya üzerinden gerçekleştirerek  ‘kendi oyun planını’ uygulamaya sokma çabasındadır..
Peki küresel dev neyin  peşindedir açıklamaya çalışalım?
Antlaşmaya göre denizaltılar , uçak gemileri ve 15.000 tonun üzerindeki gemiler Türk boğazlarından Karadeniz’e geçiş yapamazlar. Daha açıkça söylemek gerekirse, Amerika’nın bu denize sokacağı gemilerin boyu , tonajı ve nitelikleri Montrö  boğazlar sözleşmesine aykırıdır..
Peki Amerika Karadeniz’de donanması olsun ister mi?
İsteyeceğine dair çok neden vardır , ancak tek bir neden olaya açıklık getirebilir..
Bölge ülkeleri namütenahi enerji kaynaklarına sahiptir. Hal böyle olunca Küresel dev , Rusya’nın  Akdeniz yoluyla dünya pazarlarına satabileceği en önemli hammaddeyi kontrol etmek isteyecektir. Bu stratejiyle Rusya federasyonunu güneyden çevirip  göz dağı vermek istemektedir..
Bu nedenle antlaşmaya taraf olan ülkelerin NATO’ ya ve AB’ye  sokulması hedeflenmektedir..
Olaya bir de başka açıdan bakalım: Yine  hukuk tanımayan , vurup geçtiği yerlerde yaptığı tahribatı (katliam) görmezden gelen Küresel devin , fütursuz girişimlerine kim karşı çıkıyor dersiniz?
Tabii ki Türk Silahlı Kuvvetleri ile birlikte onun  ayrılmaz bir parçası olan
Deniz Kuvvetleri Komutanlığı…
Nasıl mı karşı koyuyor?..
(…….)Kısaca anlatayım..
Karadeniz’de  güvenlik , Türk  Deniz Kuvvetlerine  bağlı gemiler tarafından  başarıyla   sağlanmaktadır.
Amerika’nın  tek isteği ,‘transit geçiş’ şartlarını ülkemize ve dünyaya  kabul ettirmektir. .Bu  sayede boğaza hakim olan devletin , geçen gemiler üzerinde etkili ve yetkili olmaması sağlanacaktır..
ABD donanmasının   6 filosuyla  , Orta Doğuda kurduğu hakimiyeti  bu bölgede de kurarak , Rusya Federasyonunun Karadeniz , Kafkaslar ve Hazar havzasındaki artan gücünü söndürmeyi hedeflemektedir..
ABD ’in Irak işgali öncesi Trabzon ve diğer Karadeniz limanlarıyla ilgili emelleri henüz hafızalardan silinmemiştir ve dikkate değerdir.
Küresel gücün Transit geçiş isteği  tehlikelerle doludur..  Kabul edildiği takdirde üstten uçmak başta olmak üzere denizatlılar ile   sualtından geçmek hakkına da sahip olunacaktır..
Bütün bunlara rağmen , Deniz Kuvvetlerine bağlı Sahil Güvenlik Komutanlığının seçkin personeli , amansızca gemilerin antlaşma şartlarına  uygun şekilde geçişini sağlamaktadır..
Sonuç olarak uygulanan strateji , küresel gücü son derece huzursuz etmektedir.. Zira Orta Asya petrolü , tüm dünyaya kusursuzca ve adil şekilde Türk denizcileri sayesinde ulaştırılmaktadır..
Bu uygulamaya , “nimetlerin adaletsiz dağıtımını” ilke edinmiş Küresel dev köpürmesinde,  kim köpürsün.
Umarım mesele daha fazla anlatmaya gerek kalmayacak şekilde aydınlanmıştır.. 28 Ocak  2013 İzmir
En derin saygılarımla…
Fevzi MORAY
E.P.KD.ALBAY